Bugun...
MÜTHİŞ TÜRKÜN BÜYÜK BAŞARISI
Tarih: 20-07-2019 04:33:00 Güncelleme: 21-07-2019 06:15:00 + -



MÜTHİŞ TÜRKÜN BÜYÜK BAŞARISI

SAMUMED Kurucusu ve CEO'su OSman Kibar SÖZCÜ’ye konuştu: Kibar, ilkokulu İzmir’de, üniversiteyi ABD’de okudu. Kurduğu şirketle bir başarı öyküsüne imza attı Dünyanın en zenginleri arasına girdi. Hedefi kanserden felce kadar birçok hastalığa çözüm bulabilmek.

 

 

Türk girişimci Osman Kibar, üç Türk ortağı ile kurduğu bio teknoloji şirketi SAMUMED ile dünyanın konuştuğu adam. En çok okunan iş dünyası dergisi Forbes'a kapak olduğunda şöyle yazmışlardı “Bu adam yaşlanmayı geri çevirebilir mi?” 15 milyar dolarlık değere ulaşan şirketinin yatırımcıları arasında Ali Sabancı, Ergun Özen gibi isimler de var…
Bu değerin nedeni ise yaptığı araştırmalar… Kanserden kemik erimesine, kellikten felce pek çok alanda insanı 20'li yaşlardaki haline geri döndürmeyi iddia ediyor. Son klinik uygulamalar başarılı olduğunu da ortaya koyuyor. Yıllardır hayranlıkla takip ettiğim, bir gün mutlaka röportaj yapmayı hayal ettiğim Türk deha Osman Kibar'la, İzmir Ticaret Odası'nın düzenlediği İzmir Girişimcilik Zirvesi öncesi kulisinde konuştum. Tam da tahmin ettiğim gibi yaşamını sade, ama düşüncesini ihtişamla yaşayan birini gördüm. Sohbetimiz, iki bölüm olarak yarın da devam edecek.

‘ÇOK NEŞELİ BİR SÜREÇTİ'

– Herkes sizi merak ediyor. Sadece İzmir'in efsane Belediye Başkanı Osman Kibar'ın torunu olduğunuzu biliyoruz…
Adım da dedemden geliyor zaten. İzmir doğumluyum. İlkokulu Gazi Paşa'da okudum. Çok neşeli bir süreçti, 70 kişiydik sınıfta. Şöyle harika bir sonucu oldu bu sürecin, tam 70 tane ilkokul arkadaşım var.

 İlkokuldan sonra Robert Kolej'de okudunuz…
Ortaokulu ve liseyi orada bitirdim. SAMUMED'de üst düzey yönetici takımının tümü o yıllardan arkadaşlarım. “Kardeşlik” kültürü var aramızda.

‘HAVASI BENZİYOR DİYE'

 

– Robert'ten mezun olurken kafanızda ne vardı?
Havası İzmir'e benzeyen bir yerde, güzel bir üniversitede matematik okumak istiyordum. Kaliforniya'yı seçtim. Pomona'da matematik, CalTech'de elektrik mühendisliği okudum. UC San Diego'da da biyofotonik eğitimi aldım.

 

DEDESİNDEN HATIRA İLE ABD'YE DÖNECEK
Osman Kibar, Özlem Gürses'in sorularını yanıtladı. İzmir ziyaretinde Kibar'a, dedesi Osman Kibar'ın 1950'lerde kurduğu şirketin belgeleri hediye edildi.

‘OKURKEN ŞİRKET KURDUM'

– İlk şirketinizi de doktora sırasında kurmuşsunuz…
Doktoranın son döneminde bir değil, iki şirket kurdum. Biri onkoloji alanında çalışan bio-teknoloji şirketi idi, 2011'de bu şirketi Novartis satın aldı. İkinci şirketim ise cep telefonları için anten üreten bir yatırımdı. Onun da bir bölümünü Amerika'da askeri teknoloji şirketlerinden biri aldı, bir kısmını da Intel'e sattık.

– Sonra?
New York'a taşındım. Şu andaki eşimle tanıştım.

‘JAPON ZEN KAVRAMI'

– SAMUMED'in kuruluşu da o dönemde sanırım?
11 Eylül'den bir ay önce şirketi kurduk, eşimle New York'tan San Diego'ya taşındık.

 

– “SAMU” ne demek?
Samu bir Japon Zen kavramı. “Aktivite içindeki meditasyon” demek. Yani herhangi bir aktiviteyi yaparken öylesine odaklanıyorsunuz ki aktivitenin kendisi meditasyon haline geliyor. Samu'nun anlamı bu. Med ise “medical” yani tıbbi demek…

– Ne yapıyor SAMUMED?
Yaşlanmanın ve hastalıkların biyolojisi üzerine çalışıyor.

‘UZUN SÜREÇLER GEREK'

– Yani ilaç mı yapıyorsunuz?
Bir yanıyla evet. Ama biz asıl olarak vücudun kendi kaynaklarını kullanarak yaşamın ilk yıllarındaki haline dönmesini sağlamaya çalışıyoruz. Kellikten kemik erimesine, kansere kadar pek çok konuda araştırma ve uygulama deneylerimize devam ediyoruz. Bunların gerçek yaşamda kullanıma geçmesi ise tıbbi etik ve hukuki nedenlerle uzun süreçler gerektiriyor. Ama önümüzdeki bir-iki yıl içinde bazılarını artık doğrudan hastaların kullanımına açabileceğiz.

– İyimser birine benziyorsunuz…
Girişimci insanlar hep iyimser. Kötümserseniz bir kere risk alamazsınız. İkincisi kimse sizin takımınıza katılmak istemez, kim kötümserlerle çalışmak ister?

‘CESARETİNİZ VAR MI?'

 

– Kendinizi başarılı mı zengin mi hissediyorsunuz?
Sonuçta başarı da mutluluk da okuldan, kitaplardan ne öğrendiğiniz değil… İnsan olarak nasıl gelişiyorsunuz, mesele bu. Diğer insanlara bakış açınız nedir? Kendinizi biliyor musunuz? Eksiklerinizi her an görüp, kabul edip, avantaja çevirme kabiliyetiniz ve cesaretiniz var mı?

– Başarı için ne kaybetmek istemezsiniz?
Değerler bütünümü, iç dengemi asla kurban etmem, bunlardan taviz vermem. Gerekirse para kaybederim, değerlerimi korurum. Değerleri olmayanın iş yapma kabiliyeti de biter.

 

FORBES'UN EN ZENGİNLER LİSTESİNDE
Osman Kibar, “Bu adam yaşlanmayı geri çevirebilir mi?” başlığıyla Forbes'a kapak olmuştu.

Önceliğim çocuklarımın sağlığı, iyiliği, geleceği

 

– Şirketinizin değeri nedeniyle her yıl Forbes'un “İlk 100 milyarder” sıralamasında ilk beşte yer alıyorsunuz, 2018'de dördüncü sıraya yerleştiniz. “Milyar dolarlık adam”sınız…
Bu rakamlar zaten kamuya açık bilgiler. İlk başladığımızda değerimiz 3 milyon dolardı, şimdi 15 milyar dolar.

– Para harcayacak zaman buluyor musunuz?
Yok.

– Bireysel servetle ne kadar ilgilisiniz?
Hiç ilgimi çekmiyor. Ailem, eşim ve çocuklarım dışında benim sadece kendim için harcadığım para yıllık 20 bin TL'yi bile bulmaz…

– Zirve için ABD'den 2 günlüğüne bir pantolonla gelmişsiniz, üzerinizdeki tişört de kız kardeşinizin eşi Uğur Bayar'a aitmiş… Ne alıyorsunuz kendiniz için?
En çok kitap, biraz da sinema bileti. Zevk aldığım aktiviteler bedava. Çocuklarınla vakit geçirmek, kitap okumak, GO oyunu oynamak, sinemaya gitmek…

– Ne okuyorsunuz mesela son olarak?
En bayıldığım tür bilim kurgu, bilimsel fantazi, bir de felsefe. Ama şu anda masamda matematik kitaplarım var, çünkü Princeton Üniversitesi'nin haberi olmasa da Princeton'da matematik doktorası yapıyorum.

Bizim amacımız para değil, hayır duası almak

 

– Peki ne için çalışıyorsunuz? Para bir motivasyonunuz olmadığına göre…
Biz Samumed'de ilk araştırmalarımızdan başarılı sonuçlar almaya başladığımızda bütün yönetici takımını topladım, herkese tek tek sordum “Sen bu işi niye yapıyorsun?” diye. O yanıtlardan da ortaya çıktı; bizim bu yolculukta maksimize etmek istediğimiz şey para değil, hayır duası. Yani “Allah Samumed'den razı olsun” desinler istiyoruz…

– Okuyan kimse inanmayacak şimdi buna…
Gerçek bu. Eğer bu olursa para da kendiliğinden gelecek.

– Siz diyorsunuz ki “İyi ve ahlaklı kalarak da para kazanmak mümkün…”
Hatta çok daha fazla mümkün. Sadece para için çalışırsanız, çok kısa zamanda yanlış yerlere gelirsiniz. Onun yerine “Ben ‘değerler bütünümü' biliyorum, onları yerine oturttum, onlardan kesinlikle vazgeçmeyeceğim” derseniz, başarı, para, bütün bunlar kendiliğinden geliyor.

 

 

– Nasıl yani?
Uzun zamandır matematik doktorası yapmak istiyordum. Fakat hiç vaktim yok okula gitmeye. Ben de baktım en iyi programlar nerede diye, Princeton'ı buldum. İnternetten tüm müfredatı çıkardım, bütün kitaplarını aldım. Son kitabı da bitirince Princeton matematik doktorasını tamamlamış olacağım…

– Ve bu röportaj sayesinde Princeton'ın da bundan haberi olacak! Bir gününüzü nasıl yaşıyorsunuz? Neler yapıyorsunuz?
8 gibi işteyim. Ne olursa olsun 6'da eve dönüyorum. 6-8 arası çocuklarımlayım. O arada asla iş, telefon, bilgisayar yok. 4 çocuğum var, çok eğleniyoruz. 8'de onlar yatmaya başlıyor. Sonra ben de kendi hobilerimle uğraşıyorum.

– Baba olmak hayatınıza ne getirdi?
Baba olduğum andan itibaren artık hiçbir şeyi kendim için yapmıyorum. İş olsun, özel hayat olsun… Kendimden daha çok sevdiğim 4 insan var, o yüzden bütün önceliğim o 4 insanın sağlığı, iyiliği, geleceği…

İzmir Ticaret Odası'nın “Girişimciliğin Başkenti İzmir” vizyonu kapsamında Türkiye'ye gelen Kibar, sahnede 2 saate yaklaşan bir konuşma yaptı. Tüm salonun dikkatle ve alkışlarla dinlediği sunumunda Osman Kibar, üzerinde çalıştıkları projeleri tüm detayları ile anlattı.

Bu bölümde o bilgileri de bulacaksınız.

“CEO'NUN DEDİĞİ OLUR” DESEM, HERKES BANA GÜLER !

Siz İzmir'e kuzeniniz olan İZTO Başkanı Mahmut Özgener'in vizyonu, Girişimcilik Zirvesi için geldiniz. İyi bir girişimcilik hikayesi için ne lazım?
Birincisi kaliteli insan lazım. Ama sadece eğitimli insan değil kastettiğim, karakter olarak kaliteli insan.

Neden ?
Dünya öyle bir noktaya geldi ki, artık tek başına iş yapamıyorsunuz. Etrafınızda sizin eksikliğinizi giderecek, sizi tamamlayabilecek nitelikli bir takıma ihtiyacınız var. Benim şu anki şirketimde benden başka en tepedeki kararları veren 3 tane daha Türk var. Bunların biri dünyanın en saygın kurumlarında çalışmış bir finansçı; Cevdet Samikoğlu. Diğeri yurtdışında yıllarca en zorlu süreçleri takip etmiş bir hukukçu; Arman Oruç. Ve yine Amerika'nın en prestijli üniversitelerinde hekimlik yapmış, aynı zamanda alanında bir kanaat önderi olan doktor; Yusuf Yazıcı.

 

‘11 HASTANIN 9'UNDA KANSERİ YOK ETMEYİ BAŞARDIK'
Kibar, katıldığı toplantıda “38 yaşında bir pankreas kanseri kadın hastamız vardı. Kanserini gerileterek durdurduk. Şimdiye kadar 11 hastaya verdik bunu, 9'unun kanseri yok oldu” dedi.

 

Ama CEO sizsiniz… masaya yumruğunuzu vurdunuz anda karar sizin
Öyle olmadığını siz de biliyorsunuz bence. Ben şimdi bu takıma “ben CEO'yum, ne dersem o” diye rest çeksem.. bana fena gülerler ! Onlar benim saçma sapan kararlar almamın önüne geçiyorlar. Zaten bizde demokrasi yok.

Ne var peki ?
Kararları uzmanına bırakmak var. Demokrasi bazen her kafadan bir ses çıkması demek, bu da şirketlerde karar almayı imkansız kılıyor. Bizde ise, ben mesela Arman'a diyorum ki “Arman'cım, bu hukuki süreçte son karar senin…” Çünkü onun konusu. Zaten başka türlü benim böylesine güçlü ve nitelikli kişileri şirketime çekebilmem imkansız.

“AMERİKA'DA EN İYİ ADAMI KAPMA YARIŞI VAR”

Yine Türkiye'de “veririm sağlam bir para, herkes bana gelir” inancı vardır…
Bu da yanlış bir kabul. Çünkü öyle olmuyor… Türkiye'de genellikle bir her işyerinde, her kurumda bir başkan var, ondan sonra 2 numaradan 2000 numaraya kadar kimsenin ağzını açıp ta o başkana karşı çıkma istediği de, enerjisi de, cesareti de yok. Ama girişimcilikte, ‘en iyi çözüm' kimden geliyorsa onun dediği olur. Genç bir çocuk “bu böyle olsa” dediğinde bir profesör “benim yaşım ileri, kıdemim de var, benim dediğim olacak” derse… söz bitiyor orada.

 

Amerika'nın nesi farklı ?
Maddi olsun, manevi olsun “insana verilen değer” farklı. Çünkü Amerika'da bütün şirketler en iyi adamları kapabilmek için birbiriyle yarışıyor. Burada o ekosistem zayıf olduğu için, en nitelikli kişiler Türkiye'de yapmak istediklerini bulamayıp mecburen dışarı gidiyor.

 

‘AMAÇ YAŞLANMAMAK DEĞİL, GENÇLEŞMEK'
Uzun vadede insanın fiziksel durumunu en sağlıklı halinde tutabilmeyi hedeflediklerini söyleyen Osman Kibar, “Amaç hastalanmamak değil, sağlıklı kalmak. Yaşlanmamak değil, gençleşmek” ifadesini kullandı.

“İZMİR'İN KÜLTÜREL ZENGİNLİĞİ GİRİŞİMCİLİK İÇİN ÇOK UYGUN”

Türkiye'de girişimcilik hiç olmasa ne olur ki ?
O zaman devamlı dışarıdan teknolojileri kopya eden, onlara muhtaç olan bir konumda oluruz. Bugün olduğu gibi… Oysa bunu değiştirebilirsek, bir kentin, hatta bir ülkenin de kaderi değişebilir.

 

İzmir gerçekten Girişimciliğin ve İnovasyonun Başkenti olabilir mi?
Olabilir tabi, İzmir'in havası, tarihi, kültürel çeşitliliği büyük avantaj. Ben 3 yıl sonra Türkiye'ye biraz da bu zirve için geldim. Hayatımda ilk defa Türkiye'de İzmir için böyle bir konuşma yaptım. Ama çok kararlı olmak lazım. Girişimcilik Ekosistemi öyle bir kavram ki, bir halkası eksikse sonuç alamazsın. 3-5 kişinin hayaliyle de olmaz. Devlet, hükümet, iş dünyası, akademi… herkesin istekli ve uzun vadede kararlı olması gerek. “Yapalım bir iki sene, sonra bir sonuç görelim, iyi giderse devam, yoksa küselim, vazgeçelim” diyorsanız… hiç başlamayın !
Çünkü 2 senede hiç bir şey değişmez.

“İLACIMIZ 11 KANSERLİ HASTANIN 9'UNU İYİLEŞTİRDİ..”

Samumed'de şu anda ne oluyor ? Ne çalışıyorsunuz ?
Şu anda insanlar üzerinde test ettiğimiz 9 klinik programımız var. Bir o kadar da hayvanlar üzerinde test edip, daha klinik denemeye almadığımız uzun vadeli planımız var. Terminal, yani artık çaresiz noktadaki hastalar yasal süreçler içinde bize başvurup deneylerimize katılmak istiyor. Yine tüm hukuki süreçler tamamlandığında bu hastalara geliştirmekte olduğumuz ilaçlarımızı veriyoruz.

 

Size bu şekilde gelip iyileşen insanlar var mı ?
Çok var. Konuşmamda da anlattım, 38 yaşında bir pankreas kanseri kadın hastamız vardı mesela. Kanserini gerileterek durdurduk, normal aktivitesine, yaşamına döndü.

Yani siz kansere çare mi buldunuz ?
Şöyle anlatayım; kanser hücredeki bir mutasyondan kaynaklanıyor biliyorsunuz. Biz bu mutasyonu çözemiyoruz, çözemeyiz de zaten. Onun yerine bu mutasyonun kansere dönüşmesini engelliyoruz. Yani bir kişi bizim ilacımızı eğer ömür boyu alırsa hiç bir zaman kanseri geri gelmiyor. Şimdiye kadar 11 hastaya verdik bunu, 9'unun kanseri yok oldu.

“FAREYİ İYİLEŞTİREN, İNSANI DA İYİLEŞTİRİYOR… SADECE YAN ETKİLERİ KONTROL ETMEK GEREK.”

Nasıl mümkün olabiliyor bu ? 

Vücudun kendi doğal kaynaklarını kullanarak. Biz doğduğumuz andan başlayarak vücudumuzda “projeneratif” yani doku yapabilen, iyileştirici kök hücre depolarımız var. Ölene kadar bizimle birlikte bu kök hücrelerimiz. Diyelim bir kemiğimiz kırıldı, o hücreler harekete geçip kemiği onarıyor. Ya da kalın bağırsağımız. Her yemek yediğimizde bağırsaklarımızda bazı hücrelerimiz ölüyor, onları da yenileyen yine bu kök hücreler. Bütün bu süreçleri kontrol eden ise “Wnt” isimli bir gen.

 

Sizin de çoğu araştırmanız bu gen grubu üzerine değil mi?
Öyle de denebilir.
W, ‘weakness', yani ‘zayıf halka'dan geliyor. 1987'de bulunan Wnt, her türlü hücrenin ne zaman bölüneceğine, ne kadar bölüneceğine ve ne çeşit hücreye dönüşeceğine karar veren gen grubu. Bu proteinler ve moleküller bütün hayvanlarda tıpatıp aynı. Bu bize büyük avantaj sağlıyor ilaç üretiminde. Çünkü biliyoruz ki mesela farede kıkırdak üreten bir sentetik molekül, yani bir ilaç insanda da aynı şeyi yapacak. Bizim yaptığımız sadece insanda yan etkileri olmadığını göstermek. Bir ilacın ilk araştırmasından klinik kullanımına kadar geçen süre bazen 15 yılı buluyor. Her bir ilaç için yarım milyon sayfa yazışma yapıyoruz. O yüzden kendimizi yavaşlatıyoruz. Her sene bir ya da iki hastalığı kliniğe sokuyoruz.

 

9 AYRI PROGRAM VAR
Osman Kibar, “Test ettiğimiz 9 klinik programımız var” bilgisini paylaştı.

“ALZAYMIR TEDAVİMİZLE HAFIZANIZ 20'Lİ YAŞLARA GERİ DÖNÜYOR… ”

 

Yaşlanmayı durdurduğunuzu, kemik ve kıkırdak yapabildiğinizi anlatıyorsunuz…
Şimdiye kadar 15'e yakın farklı dokuda deneyler yaptık ve 15'inde de istediğimiz gibi sonuçlar aldık. Buna ek olarak şu anda 9 farklı hastalık için 9 ayrı projede insanlar üzerinde deneyler yürütüyoruz. Bizim yaptığımız şu; sentetik küçük ilaç moleküllerini vücutta istediğimiz herhangi bir dokuya ulaştırarak istediğimiz iyileştirici kök hücrenin ayarını yeniden düzeltiyoruz. Böylece vücut mesela kıkırdak dokusunu yenilemeye başlıyor. Bu kapsamda kıkırdak dokuyu büyütebilen bir enjeksiyonumuz var. Bugüne kadar dizde, kalçada, dirsekte, sırtımızdaki eklemlerde uyguladık. Hepsinde iyi sonuç aldık. Başka bir çalışmamız kemikleri kasa bağlayan tendonlarla ilgili, bu da bir losyon. Günde bir kere bu losyonu sürüyorsunuz, tendondaki zedelenmeyi geri getiriyor.

Kırışıkları düzeltiyor, sedefi durduruyor, kelliği çözüyormuşsunuz. Konuşmanızda Alzaymır konusunu da anlattınız…
Alzaymırla ilgili de bir hap geliştirdik, günde bir tane alıyorsunuz. Kişinin hafızası geri geldiği gibi daha bile iyi oluyor. Hatta biri sormuştu “bu ilaç bizi daha zeki yapar mı?” diye… 20'sinde sağlığımızın en üst düzeyindeyken neysek, bu ilaçla o aşamaya geri getirebiliyoruz. Ama 20'sinde zekanız neyse, yine o !

Felçte de çok yol aldığınızı anlattınız konuşmanızda…
Doğru. Bu da bir enjeksiyon. Farelerde yaptığımız tüm deneylerde yürüme eylemi geri döndü, tümü normal aktivitelerine kavuştular.

 

“GENEL MÜDÜRLERİMİZDEN BİRİ ESKİ BİR CIA UZMANI…”

 

Nereye varacak bu işin sonu ?
Uzun vadeli amacımız ilaçların ötesine geçmek, ‘sağlık ekonomisi'ni kurabilmek. Bir kişinin fiziksel durumunu en sağlıklı halinde tutabilmek. O zaman müşterilerimiz de sadece hastalar değil, herkes olacak. Yani bu molekülleri almak için hasta olmaya gerek olmayacak. Çünkü amaç hastalanmamak değil, sağlıklı kalmak. Yaşlanmamak değil, gençleşmek.

Üzerinde çalıştığınız projeleri, araştırma sırlarınızı çalmaya çalışanlar var mıdır ? Yoksa bunlar hep şehir efsanesi mi ?
Büyük ihtimalle bu söylediklerinizi deneyenler var. Ama biz de boş durmuyoruz. Şöyle söyleyeyim; Chief Information Officer yani, Bilgiden Sorumlu Genel Müdürümüz eski bir CIA çalışanı; Blake Mobley. Uzmanlığı da karşı casusluk istihbaratı ve ‘büyük veri' analizi.

Vay be ! Müthişmiş bu. Peki, girişimcilik dünyasında nasıl bir eşikteyiz ? Ben doğrusu, tarımda ve sağlıkta çığır açıcı gelişmeler bekliyorum…
Çok doğru. Özellikle sağlıkta 2000'li yıllarda başlayan gen projesi ve bio fotonik çalışmalarında büyük atılımlar oldu. 10-15 yıl sonra, ancak şimdi bunların sonuçlarını görüyoruz. Önümüzdeki 10 yıl içinde de tıp ve sağlıkta büyük eşikler geçilecek. Sadece uzun yaşamak değil, daha sağlıklı olmak adına…




Bu haber 369 defa okunmuştur.

Etiketler :

YORUMLAR



İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER RÖPORTAJ HABERLERİ