Bugun...
ÖL DEDİLER, ÖLDÜM; TÜRKİYE'DE ŞEHİTLİK MİT'LERİ
Tarih: 08-09-2015 04:03:00 + -



ÖL DEDİLER, ÖLDÜM; TÜRKİYE'DE ŞEHİTLİK MİT'LERİ

SERDAR DEĞİRMENCİOĞLU’YLA SÖYLEŞİ

Şehitlik Efsanesinin İşlevi

“Toplumun ölümlere rıza göstermesi için ölümün gerekli ve yüce bir erdem olduğunu anlatan güçlü bir efsane gerekiyor. Şehitlik efsanesi bu işlevi yerine getiriyor.”

Söyleşen: İsmet Melenağzı-BİANET

“30 yıldır Türkiye’nin içerisinde bulunduğu savaş-şiddet ortamı içerisinde sürekli insanlar öldürüldü, öldürülüyor. Ama insanlar ölmek istemedikleri ve yakınlarının ölmesini istemeyecekleri için onları ölümün iyi ve cazip bir şey olduğuna ikna etmek gerekiyor. Yani toplumun ölümlere rıza göstermesi için ölümün gerekli ve yüce bir erdem olduğunu anlatan güçlü bir efsane gerekiyor. Şehitlik efsanesi bu işlevi yerine getiriyor.” 

Doğuş Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Serdar Değirmencioğlu, “şehitlik” ifadesinin gündelik mitolojideki karşılığını bu sözlerle değerlendiriyor.

“Öl Dediler Öldüm” Türkiye’de Şehitlik Mitleri adlı kitabı derleyen Değirmencioğlu, “şehit” ifadesinin yanı sıra kitabın kapağında da yer alan Kızılcahamam’daki “Şehit Anıt Ağacı”, iktidarın “şehitlik” kavramını kullanma biçimleri ve asker cenazelerinde yaşanan protestolara ilişkin soruları da yanıtladı.

“İnsanların yaşaması için çabalanan yerde şehitlik anlamsızlaşıyor”

Derlemeniz, “Türkiye’de şehitlik mitleri” alt başlığını taşıyor. Şehitler, nasıl bir gündelik mitolojinin konusu oluyor?

Şehitlik uzun süredir anlatılan ve insanların kafasına kazınan bir kurgu, bir tür efsane. Tek başına anlaşılması veya önemsenmesi söz konusu olamayacağı için kutsallaştırılmış kimi kavramlarla eşleştirilerek bir efsane veya masal gibi yeniden ve yeniden anlatılıyor. Ölüm ne kadar sıksa, şehitlik de o kadar sık gündeme geliyor. Ölümlerin olmadığı, insanların ölmesi için değil yaşaması için çaba gösterilen yerlerde şehitlik anlamsızlaşıyor.

Son 30 yıldır Türkiye’nin içerisinde bulunduğu savaş-şiddet ortamı içerisinde sürekli insanlar öldürüldü, öldürülüyor. Ama insanlar ölmek istemedikleri ve başkalarının -en azından yakınlarının- ölmesini istemeyecekleri için onları ölümün iyi ve cazip bir şey olduğuna ikna etmek gerekiyor. Yani toplumun ölümlere rıza göstermesi için ölümün gerekli ve yüce bir erdem olduğunu anlatan güçlü bir efsane gerekiyor. Şehitlik efsanesi bu işlevi yerine getiriyor. “Verilen şehitler adına savaşın sürdürülmesi” gerektiği söylenerek çözümün önü kesiliyor. Çatışma ortamının kabul edilir kılınması ve ölümlerin sürmesi için şehit söylemi büyük önem taşıyor.

“Ölümlerle övünme anıtı”

Kitabın kapağında, Kızılcahamam’da, şehit künyelerinin asılı olduğu bir ağaç yer alıyor. Sizden bu anıtlaştırılmış ağacı yorumlamanızı istesem…

Şehitler Ağacı (resmi adı Şehit Anıt Ağacı) aklı başında herhangi bir insanı altüst edecek, müthiş sarsacak bir anıt. Duyarlı, aklı başında bir insanı “Bu ölümleri nasıl durdurabilirim?” sorusuna yönlendirebilecek, ağlatacak veya bu ölümleri durduramamış olma utancından yerin dibine sokacak bir anıt. Ama bu anıt kimi turizm sitelerinde görülmesi gereken tarihi bir mekân gibi sunuluyor. Belediyenin sitesine giderek sanal ziyaret de mümkün; 360 derece görüntüler içeren video var. Bir çeşit modern türbe gibi. Ölümlerle övünme ve ölümlerin sürmesi için destek yaratma anıtı.

23 Ağustos tarihli bir yazıda anıttan şöyle söz ediliyor: “Şehitlerin anısına yapılan ve her şehit için birer künye asılan Şehitler Ağacı'nda yer kalmadı. (...) önceki gün, son 1,5 ayda yaşanan terör saldırılarında verilen 56 şehidin daha künyesi çakıldı.” Yer kalmaması veya 56 ölümün söz konusu olması hiçbir şekilde sorgulanmamış. Tam tersine, iktidarın şehitliği kullanması destekleniyor.

“Barışı kurmaya yarayabilecek bir kitabın sesinin duyulması zor”

Yaklaşık bir yılda, kitapla ilgili aldığınız tepkileri, yorumları veya varsa tepki-yorum eksikliğini, nasıl toparlarsınız?

Kitabın ciddi ilgi topladığını ve çok ses getirdiğini söylemek isterdim. Ama Türkiye yıllardır bir kakafoni ve kafa karışıklı içerisinde. Militarizm hâlâ çok güçlü. Basının büyük bölümü iktidarın sesine dönüştürüldü. TRT fetih zihniyeti yayan diziler yapıyor. Şehitlik üzerine yazılmış bu ilk ve gerçekten çok güçlü kitap akıntıya ters düştüğü için az ilgi topladı. Türkiye’de Akit-Sözcü türü borazanların yaydığı zihniyet yaygın. Barışı kurmaya yarayabilecek bir kitabın sesinin duyulması çok zor.

Beklenebileceği üzere kitaba ilgi gösterenler barışseverler, militarizm karşıtları, sosyalist yayın organları ve konu ile ilgilenen araştırmacılar oldu. Bence en çarpıcı olan, kitabın başında benim yazdığım bölümleri okumuş Kanadalı bir gazetecinin yaptığı haber. Geldi, benimle görüştü ve Çanakkale Zaferi 100. Yılı Anması’nın 24 Nisan ile aynı güne getirilmesini sorgulayan, Çanakkale şehitlerinin neden ve nasıl yüceltilmekte olduğunu anlatan geniş bir haber yaptı. Çarpıcı ve acı olan bu müthiş önemli mesele ile ilgili kapsamlı bir haberin Türkiye’de değil, Toronto Globe and Mail gazetesinde çıkmış olması.

“Onlar için insanın değeri yok”

Son seçimlerden sonra başlayan çatışmalarla, şehit haberleri ve şehit törenleri yine sıklaştı. Bu vesileyle iki soru soracağım. Birincisi, Recep Tayyip Erdoğan’ın ve hükümet yetkililerinin, şehit hamasetini, yer yer kendi “cephelerinde” bile rahatsızlık uyandıracak bir şiddetle yükseltmelerini nasıl yorumlarsınız?

Çok açık ki, bir yandan çatışmaların getireceği ölümlerin doğuracağı tepkileri susturmak ve çatışmalara destek oluşturmak, diğer yandan oy toplamak ve erken seçimde gerileyen vekil sayısını yükseltmek amaçlanıyor.

Eğer kendisini neredeyse “şehitler ölmez!” söylemiyle var eden bir parti varsa, iktidardaki partinin aynı söylemi daha sert bir şekilde kullanarak oy toplaması zor olmayacaktır. Bunun kısa vadede işe yarayacak bir siyasi hesap olduğu ve aslında Türkiye için çok kötü bir gelecek reçetesi yaratacağı aslında ortada.

Ama iktidarı yitirme korkusu ile en bayağı veya en acı taktiklerin denendiği bir dönemdeyiz. Bu taktikleri deneyenler ölüme yollanan gençleri veya ateş düşen yürekleri düşünmüyorlar. Onlar için insanın değeri yok.

“Seçimi yitirince şehitliği göklere çıkardılar”

İkincisi, bu törenlerin bazılarında asker yakınlarının, kayıplarının kanlarını sorgusuz sualsiz helal etmediğini gösteren tepkilerine tanık olduk. Bu tepkileri nasıl yorumladınız? Savaşta, “görev başında” ölümlerin, şehitlik hamasetiyle geçiştirilemeyeceğine dair bir umut işareti sayılabilir mi? Veya herhangi bir değişim gözlüyor musunuz?

Doğal olan bu tepkilerin ortaya çıkması. Son on yıl içerisinde benzer tepkiler ara ara görülmüştü. Bu elbette ki, bir umut işareti. Tepkilerin çoğalması, ölümün iktidar tarafından bir araç olarak kullanıldığının çok daha açık olmasından kaynaklanıyor sanıyorum.

Şehitlik daha önce de iktidar tarafından kullanıldı ama artık bu oyun çok açıktan oynanıyor. İktidardakiler seçimi yitirir yitirmez birden şehitliği göklere çıkarmaya başlayınca oyunu anlamak kolaylaştı. Bugüne dek hiçbir bakan “Şehit olmak isterdim!” dememişti. Ama bu oyuna henüz karşı çıkmayan oldukça büyük bir kesim var.

Şehitlik Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hep yüceltildi. Son 10-15 yıl içerisinde nüfusun yüzde on kadarı Çanakkale’ye götürüldü. 18 Mart Şehitleri Anma Günü ilan edildi. Bir değişim ancak ağır ağır ve barış ortamında gerçekleşebilir.

 

 




Bu haber 2011 defa okunmuştur.

Etiketler :

YORUMLAR



İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER RÖPORTAJ HABERLERİ