Bugun...
PAŞA PAŞA BAŞÖRTÜSÜ TAK
Tarih: 28-07-2019 06:56:00 Güncelleme: 30-07-2019 13:16:00 + -


Sinan Yurtkulu, Necdet Sevinç'in 8. Ölüm yıldönümünüde anılarını yazdı

PAŞA PAŞA BAŞÖRTÜSÜ TAK
Necdet Sevinç üstadımızın 8. Ölüm Yıldönümünü idrak ettiğimiz bu günlerde onunla ilgili anılarım tazelendi. 

Bundan 18 yıl önceydi meslek büyüğüm ustam, dava ve yol arkadaşım Necdet Sevinç, bendeniz, ara sıra Gazeteci Yazar Arslan Bulut ve oğlu Atilla çiçeği burnunda foto muhabiri ve muhabirimiz olarak sık sık yurt gezilerine çıkardık. 

Seyahatlerimizin amacı; basın ve yayım hayatına 2001 yılı Eylül ayında giren Yeniçağ Gazetesi'ni tanıtmak ve yaklaşan 2001 Genel Seçimleri'nin bölgelerdeki nabzını tutmaktı. Edirne’den Kars’a Trabzon’dan Mersin’e Diyarbakır’ımızda dahil olmak üzere tüm Güneydoğumuz ve tüm ülkemizi karış karış dolaştık..

Necdet ağabeyimle samimiyetimizi ilerleteceğimiz, bol bol memleket meselelerini, siyasi ve bize ders olacak mesleki hatıralarını konuşacağımız ilk yolculuğumuz büyük bir aksilikle başladı. Bize tahsis edilen ve fabrikadan yeni çıkan aracımızın; motoruna sızan yakıttan dolayı yangın tehlikesi geçirdik.. Önce egzoz’umuzdan çıkan kesif bir dumandan ötürü, yanımızdan gelip geçen araç sürücüleri tarafından korna/el kol işaretleriyle uyarıldık. Bende olayı fark edince, hemen durduk. Bagajı açtığımızda, sanki köfteci tezgâhından çıkan kesif bir dumanla karşılaştık. Bulut gibi bir duman ve alevler tüm kaputu ve içindekileri sarmalamaya savaşıyordu. Necdet ağabeyde yerinde duramamış, benimle beraber aşağıya inmişti. Vahim durumu görünce, büyük bir soğukkanlılık ve paniklemeden, acele ile, gıcır gıcır (yazlık) yeni lacivert montunu, yanan motorun üstüne attı. Ama nafile.. Ateş ve duman motorun her tarafını sarmıştı. Bütün çabamız fayda vermedi. Çareyi yoldan geçen arabalarda aradık.Yangın tüpü arayışına girdik.. Çoğu araç sahibi çırpınmalarımıza aldırmadı. Belki de korktular. Yanımızdan şimşek gibi geçip, gittiler.. Duran araçların birçoğunda da, - yangın tüpü-  boş ve veya yoktu. En sonunda kamyonun birinden aldığımız, yangın tüpü ile ufak çaplı yangını bertaraf ettik. Asla korku ve heyecana kapılmadık. Olağan karşıladık. Kararlı bir şekilde, Tanıtma Gezilerimizinden oluşan  -seyahatlerimize- devam kararı verdik. Pozisyonumuzu ve mevkiimizi gazetemizin İdari Müdürlüğüne bildirdik. Yeni araç istedik. Yine fabrikadan yeni çıkmış bir araç gönderileceği ve “dikkatli olmamız gerektiği” söylendi. Gelene kadar D-100 Anadolu Otoyolu, Ankara istikameti Pendik çıkışı yakınlarında vakit geçirmeye çalıştık. Durumu kontrol altına aldıktan hemen sonra sırtımı sıvazlayan Necdet bey o tok sesiyle, "Önemli değil Sinan kardeşim, ben bundan daha beter hadiseler gördüm ve yaşadım. Yine seçim kampanyaları esnasında bizi o devrin en sağlam ve moda arabalarından olan ve bizlerin emrine tahsis edilen kocaa Amerikan arabasının motoru patlayıp havalara fırlamıştı da yine yolumuza devam etmiştik" diyerek beni teselli etmeye çalıştı.

Bekleme süremiz olan 3 saati koyulaşan sohbet sayesinde nasıl geçtiğini anlayamadık. Başımıza gelen ufak bir olaydan dolayı, yılların gazeteci yazarı ve yöneticisi ünlü Necdet ağabey en ufak bir kapris yapmadı. En ufak bir şikâyette bulunmadı. .Ben bir çok gazetenin Başyazarı birçok yazarın hocası Necdet Sevinç’e vereceğiniz aracı kontrol etmediniz mi kardeşim?

Veya benzeri sözlerle Ulaşım ve İdari Hizmetler Birimi Müdürüne, Ondan sorumlu olan Genel Koordinatöre çatmadı. Saymadı. Sövmedi. Sadece sakin bir hoş sohbet ile bekledik.Bekledik Her adım ve ve her olayda muhabettimizi daha da koyulaştırarak yolumuza devam ettik. Bu sayede yıllarca konuştuğumuz Yol Arkadaşlığımız gerçekleşti. Birbirimizi daha yakından tanıdık ve Kaynaştık. Bulunduğumuz Pendik civarında araba mevzusu açılınca Necdet ağabeyin aklına, bir başka anısı geldi. Alpaslan Türkeş’inde dahil olduğu 1970 yılların sonu gibi; yaşanan bir başka seçim kampanyası esnasında Türkiye İşçi Köylü Partililer(TKİP) ve Genel Başkanı Doğu Perinçek ile ilgili bir hatırasını nakletti. 

Anlattıkları bitince; her ikimizde gururlu gülüşlerle başımıza gelenleri unutuverdik. Anı şöyle: Kartal - Pendik arasında gerçekleşen seçim kampanyası esnasında Türkeş ile partilileri ve Necdet ağabey ve diğer gazetecilerin de bulunduğu konvoy, köyden biraz daha büyük bir mahalle meydanında konuşlu bir kahvehanede seçim propagandası yapan, TKİP’lilerle karşılaşırlar. Genel Başkan Doğu Perinçek halka hitaben konuşuyorken, "Başbuğ ve tayfasını o günlerin modası ve o yıllarda resmi kurum ve sivil bir çok kişi ve kurumun kullandığı Amerikan arabalarıyla konuşma yapacakları meydana intikal ederler. Perinçek kürsüden; Türkeş ve partililerinin kullandığı Amerikan arabalarını işaret ederek, “Buyrun işte rakiplerimizin durumu malum Amerikan arabalarında, Amerikalılardan aldıkları emirleri uyguluyor, Komandolarıyla beraber Kapitalizme hizmet ediyorlar” anlamına gelen bazı sözler sarf eder. Bunu duyan Türkeş durur mu! Arabasından hızla fırlayıp, Perinçek’in bulunduğu kürsüye sundurmaya/yükseltiye atlıyor. Perinçek’in elindeki mikrofonu kapıyor. Ve Karşı propagandaya başlıyor. Gür/ kızgın ve yüksek sesle kalabalığa yönelen Türkeş Perinçek’in sözlerini yalanlıyor. ” 

Asla ve kat’a ve Hiçbir zaman Amerikan uşağı olmadık, tam tersi durum sergiledik” kelimeleriyle daima her türlü emperyalizmin karşısında mazlum milletlerin ve Türk halkının yanında olduklarını” anlatan Türkeş büyük bir alkış alıyor.. Ortamdan Yaşa-bravo sesleri yükseliyor. Büyük bir hızla aldığı mikrofonu aynı hızla Perinçek’in eline tutuşturuyor. Perinçek ve avanesi arkalarından baka kalıyor İşin en ilginç tarafı ise Perinçek ve adaylarının hitapta bulunduğu aynı alanda seçim konuşması yapmak için kayıtsız bir şekilde sırasını bekliyor. Perinçek’in seslenişinin sonunda aynı sundurmaya bu kez Türkeş MHP nin vaatlerini ve adaylarını tanıtmaya başlıyorlar. Konuşmaları bittikten sonrada bir şey olmamış gibi yollarına devam ediyorlar. Bu hatıralar gibi daha nice anılar yaşadık. Ağabeyim, hocam dava ve yol arkadaşım Necdet Sevinç ile Bize ayrılan yerler bu hatıralara sığmaz, kitaplara bile zor sığar..Tanımaktan onur duyduğum Necdet ağabey keskin kalemi, ülkücü senelerin sesi olduğu kadar, şahsi meselelerde çok makul anlayışlı, milli manevi meselelerde cesaret timsali, kahraman bir alperen, yılmaz bir savaşçı ruhuna/fikrine sahip, oldukça yürekli, çok hakkaniyetli, merhametli bir babacan bir asabiyet haline sahipti. Dosta gül kokulu kadife yumuşaklığında, düşmana zehirli ok gibiydi. Aynı zamanda sevgi dolu bir insandı. Türk Sanat Müziği ve sanatçılarına hayrandı. Onda hiçbir zaman bir gazeteci karamsarlığı yılmışlığı ve karamsarlığı görmezdiniz. Gazeteye her zaman sinek kaydı bir traş ile erkenden gelir, erkenden giderdi. En koyu çayı o içerdi. Millet işe başladığında o işini bitirmiş olurdu. Sempatik, şakacı da olan ustamız lüzumsuz konuşmayı hiç sevmezdi. En ağır meseleleri bile 3-5 kelimeyle özetler. Kısa kelimelerle şakayla karışık, en iyi şekilde aydınlatırdı.

Konuştuğu ve yazdıklarını en cahil okuyucu/dinleyici bile anlardı.. Sizinle 15 dakika konuşması yeterdi. Onunla kısacık bir sohbetin ardından büyülenirdiniz. Tüm emperyalist devletlere, en zalim kumandanlara bile tahta kılıçla savaş açmayı göze alırdınız. Hiç düşünmeden ateşe atlar.. Hatta aslanlara saldırabilirdiniz. Nur içinde yatsın. Kelimelerin ustası idi. Binlerce kilometrelik seyahatler boyunca Necdet Hocamla; doya doya Türk Milletinin kuruluş ve kurtuluşunu, Türkiye’nin refah ve mutluluğunun nasıl sağlanacağını, Turan’ı kızıl Elma’yı memleket meselelerini konuşurduk. Sanki gazetede yaptığımız Türkiye’yi ve Türk Milletini kurtaran sohbetleri ve kitapları yetmiyormuş gibi uzayıp giden, yollar boyu kilometrelerce ve saatlerce konuştuk. Konuştuk. Bir an bile şahsi dertlerimizi konuşmak aklımıza gelmedi. Ne bileyim hayat pahalılığı, aile ekonomimizi baltalayan zamlar, çocukların problemleri vesair mevzular gibi hele hele cebimizi ilgilendiren muhabbetimiz hiç olmadı. Daima Vatanı milleti, Kıbrıs’ı, Güneydoğumuz sınırlarımız ötesinde kurulmak istenen bölücü devletçikleri, PKK belâsını ve düşmanlarımızla nasıl savacağımızdan bahsederdik. Bal damlayan sohbetlerimiz, sık sık biricik aşkı, sevgili eşi Sevgi Hanımdan gelen –merak- telefonları ile kesilir. –Doktor- lakabını verdiği eşine ağ salim olduğunun raporunu verirdi. Kızları Asena ve Neslihan Hanımı ve torunlarını sorardı.. Necdet Sevinç, ülkücü harekette çok sevilen ve sayılan çilekeş Türkçü bir gazeteci-yazardı. Varlığı da gördü yokluğu da yaşadı. Sevgiyi doyasıya tattı, elinden tutup yetiştirdiği ismi lazım olmayan bazılarının ihanetini de yaşadı..Necdet Hocayı ve bizleri tanıyan ve Gazetemizden haberdar olan her Siyasetçi, Yerel yöneticiler,, MHP İl, İlçe Başkanları, milliyetçi öğrenciler, işçiler, köylüler aydınlar hemen hemen her kesimden ülkücüler seyahatlerimiz boyunca verdiğimiz konferanslarımıza katılır.İlgiyle bizi dinlerlerdi.. Tanıtım konuşmalarının sonunda heyecanla yanımıza sokulurlar. İstanbul’dan gelen gazeteci bizler ve Necdet ağabey ile resim çektirmeye yarışlardı.. Necdet beyin Avrupa Birliğini –Red-eden yazılarını yine Necdet ağabeye anlatırlardı.. Hocam, Hiçbir kimseye “bu söylediklerin benim yazdıklarım.-Tereciye tere satmayalım- arkadaş” diyerek mahcup etmezdi. En ufacık bir kapris yapmadan her soruya cevap vermeye çalışırdı.. Aynı zamanda oldukça mütevazı idi. Kendini beğenmiş ve ukelâ değildi. Burnunun ucundan konuşmaz,“Okumuyorlar Azizim” kelimeleriyle milletine tepeden bakmazdı.. Hep Türk Milleti ile iç içe kol kola yaşadı. Bazıları gibi devasa ve son derece lüks gazete binalırnda, Ulusal ve ve Uluslar arası, Haber Merkezlerinden gelen veya büyük yerlerden gönderilen emirlerden oluşan basmakalıp, şak şak veya aşağılama haber ve yorumlara, -taht’a- benzer oldukça rahat geyik derisi koltuğundan ahkâm kesmedi. Mütevazı masasında sıradan bir koltukta halkın sinesinden kopan milli manevi duygu ve düşünceleri dile getirdi. Milletinin sesi, hak ve hukukunun sahibi oldu. Her zaman Türk Milletinin vicdanında var olan merhamet, korku, sevgi ve yokluklarını, Türk Dünyasının hak ettiği değerleri, hukuksuzca itilip, kakılmalarını anlatan hadiseleri yazmaya çalıştı. Kendine verilen ilgi ve alâkadan ve değerden dolayı hiç şımarmadı. Örnek vermek gerekirse 2012 yılında Ceyhan Belediye Başkanı olan Hüseyin Sözlü “Necdet Sevinç” adına “Dinlenme ve Oyun Parkının” yaptırdı. Bizi açılışına davet etti. Gittiğimiz gün ve o anlardaki Necdet ağabeyin mahcubiyetini anlatamam. Bazılarının o anlarda nefsinin kudurduğu, hindi gibi kabaracağı o mekan ve konuşmalarda bile mütevazı olmaya özen gösterdi. Şaşalı bir hayatı yoktu. Her zaman güne sade kahve ile başlar, yazısı ve konuşmasından sonra bir şeyler atıştırırdı. Kesinlikle yazısını bitirmeden kahvaltı dahil hiç bir şey yemezdi. Sebebini sorunca –açken-daha asabi oluyorum-.Teslimiyetçilerin hakkından –Açken- daha iyi geliyorum- diye cevap verir. Gülüşürdük. Tanıtım Seyahatlerimiz boyunca tıp doktoru eski Devlet Bakanı MHP Tokat Milletvekili, MHP Genel Başkan Yardımcısı Reşat Doğru başta olmak üzere, birçok MHP Genel Başkan Yardımcısı ve 21.Dönem Hatay Milletvekili gazeteci meslektaşımız Mehmet Şandır’da toplantılarımıza katıldı. Gazetemize destek mesajı verdiler. Aynı zaman bulunduğumuz yörelerin o günkü MHP li Milletvekilleri, Belediye, Belde Başkanları, MHP İl İlçe, Belde Başkanları ile bölgeye ve Türkiye’ye çeşitli konumlarda hizmet ve ermiş milliyetçi siyasetçiler, bürokrat ve emekli askerler, ülkücü işçi ve gençler tüm ülkücü kamuoyu bizleri ziyadesiyle karşılıyor, ağırlamaya çalışıyor, ve yolcu ediyorlardı. Sık sık yeni çıkan günlük gazetemiz Yeniçağ’ın uzun zamandan bu yana beklenen bir ihtiyaç olduğunu ifade ediyorlardı. Israrla; -karınca kararınca- az/çok gözetmeksizin tirajını/okurunu, gelirini yükseltmek için türlü türlü destekler veriyorlardı. . Hatta meraklı birçok okuyucumuz kendilerine tanıtmak için gittiğimiz Yeniçağ Gazetemizi bize anlatıyorlardı. Eylül 2011 tarihinde yayına yeni başlayan günlük ve ulusal Yeniçağ Gazete’sinin “Vatansever, Laik, Demokratik, Cumhuriyete Atatürk İlke ve İnkılâplarına bağlı milli ve manevi değerlerine sahip çıkan bir yayın ve spor, sanat, siyaset ve din sayfalarını çok beğendiklerini. İlelebet böyle olması gerektiğini” ifade ediyorlardı. Parti bülteni bir gazete istemediklerini ve bülten gibi olmadığına çok memnun olduklarını vurguluyorlardı. Gazetemizin gazete gibi olmasından ve takdir sözlerinden ateş alan bizlerde daha iyisini yapmak için çok çalışacağımızı söylüyorduk. –“Gazetemizin Genel Yayın Duruşunun- Dünyayı Türk için, Türk tarafından, Türkçe Değerlendiren bir yayın politikamız olduğunu gururla anlatıyorduk. –Gazetemizin, Patronu Ahmet Çelik’ten, Yazarlarına, Muhabirinden, Editörüne, Şoföründen çaycısı Tokatlı Satılmış ve Gece bekçisi Salih’e kadar her bir elemanın vatanı, milleti, dini ve devletini çok sevdiğini bu uğurda tüm kadronun ölümü göze aldığını” söyleyince izleyici katılımcı, ülkücü kardeşlerimizden yoğun alkış alıyorduk. Okuyucularımız ve dava arkadaşlarımızla, biraz daha kaynaşıp, kucaklaşıyorduk.. Ziyaret ettiğimiz her ilde Necdet Sevinç, Arslan Bulut ve ben yaptığımız her konuşmada; O günlerin modası, bugünlerin nefret kaynağı Avrupa Birliğine çatıyorduk., Defteri dürülmek istenen, Gayri Müslim Çok uluslu Şirketlere teslim edilmek istenen Kıbrıs ve civarını, Türkiye’in içinde bulunduğu iktisadi, askeri, idari, siyasi ve sosyoekonomik memleket meselelerinin iç yüzünden bahsediyorduk.Milletimizin Türklük Gurur ve Şuuruna, İslam ahlak ve faziletine sahip olması için Gazetemizin güçlenerek var olmasını vurguluyorduk.. Merhum Necdet ağabey ve şahsım hemen hemen her konuşmada şiddetle ikiyüzlü müttefikimiz Avrupa’ya çatıyorduk. Birliğin -iki yüzlü - olduğunu başta Kıbrıs olmak üzere Türkiye’yi sömürmek istediklerinden -dem vuruyorduk. Kıbrıs’ın ileri Karakolumuz olduğunu söylüyor, Türkiye’nin güvenliği için Güney sınırlarımız ve Mavi Vatan denilen denizlerimizin vazgeçilmez bir unsur olduğunu belirtiyorduk., Avrupa’nın aslında Birliğe katılmamız için istediği şartların; ülke birliğimiz ve bütünlüğümüzün parçalanması yer altı yerüstü zenginlerimizi ele geçirmek Kıbrıs Adasının açıklarında var olan gaz ve petrole çökmek istediğini vurguluyorduk. Tarihten örnekler veriyorduk. Hatta Necdet bey,“(Avrupa Birliği)AB’ye girmenin en önemli şartının Diyarbakır’dan geçtiğini” söyleyen devlet büyüklerine ateş püskürüyordu. PKK ve benzeri Teröristleri besleyen sahte müttefiklerimiz AB-D (Avrupa Birliği ve ABD) ve içimizdeki işbirlikçilerine ağız dolusu saydırıyordu. Dili döndüğünce, kalemi yazdığınca Güneydoğu sınırlarımızda İsrail dostu Kürt oluşumların peydahlanacağını belirtiyordu. Yaklaşan tehlikeden herkesi, her kesimi haberdar etmeye çabalıyordu. Hem de salon güvenliğimizi temin eden ve bizi adım adım izleyen, konuşmalarımızı sesli ve görüntülü kayıt eden görevlilere aldırış etmiyor, gözlerinin içine baka baka ateşli AB savunucusu siyasilere, güç sarhoşu ve güç zehirlenmesi ile kendini kaybeden yöneticilere verip veriştiriyordu. Milli manevi değerlerimizin canlı tutulması vatansever gençler ve millet için Yeniçağ ve benzeri gazetelerin yüzbinlercçe tiraja sahip olmasını söylüyordu. Hatta Muğla’da öyle bir coştu ki; 2001 yılı o günde MHP İl Başkanı olan Osman Güven bir ara kulağıma eğilerek; “Sinan bey Eminim bu konuşmalardan sonra buradan Muğla Emniyet Müdürlüğü Siyasi Şubeye oradan da Muğla zindanları boylarsak, hiç şaşırma ve .”hazır ol” diyerek beni uyardı. Sanki “hocama müdahale et, dikkatli konuşsun” der gibiydi. Ama elden ne gelir; Necdet ağabey hiçbir zaman Türkiye’yi ve Türk Milletini esir etmek isteyen zalimlerin karşısında -el pençe- veya –hazır ol-da durmadı. Hiçbir vakit susmadı. Baş eğmedi. Zulümden ve hapisten korkmadı. O gün ve her zaman “Avrupa Birliği Amerika Birleşik Devletleri( AB-D) nin bizi bölüp, parçalara ayırmak ve yutmak istediğini” her ortamda bildiği doğruları bangır bangır anlattı. Günlerce aylarca sözde dost, gerçekte düşman, ikircikli davranan (AB-D) ve yerli işbirlikçisi PKK tehlikesini yazmaktan usanmadı. Daima ve her fırsatta vatanseverlerin ülkemizin korunması ve refahı için, çoğalması için “Yeniçağ ve benzeri yayınların 50 binin üstünde okuru olması gerektiğini” söyledi. Turan Sevdası ve Türklerin birleşmesi için Vatan ve milliyetperver kurum, kuruluş, yazar ve sanatçılara sahip çıkmak gerektiğini ifade etti. Yılmadan,, usanmadan,. Türk milletine olan sadakati ve sevgisi, Türkiye ve Turan Sevdası ile işini hafife alan, görevini yerine getirmeyen devlet büyüklerine çattı. Bu uğurda hapis cezaları aldı. Yıllarca mahkûm olarak yaşadı. Türkiye’ye ve Türk Milletine zarar vermek isteyen bazı teslimiyetçiler -Aldatılmış ve Kandırılmışların açtığı bazı davalardan dolayı binlerce yıl ceza ile yargılandı.. Vatansever ve milliyetperver yazıları ve anlattıklarından dolayı isimsiz cezalar çekti. Yine susmadı. Hiçbir zaman, hiçbir şekilde milletine, devletine, ordusuna, davasına hainlik yapmadı Kalemini sözlerini bal, pasta börek çörek, makam mertebe dünyevi menfaatler uğruna eğmedi bükmedi, fikirlerini satmadı. Daima - dik- durdu. Mahkûm edildiği hapis, işsizlik veya yalnızlığından dolayı milletine/devletine darılmadı. Ömrü yettiğince tarihte ve bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Milletine kurulan tuzaklara dikkat çekti. Şeytani hesapları hafife alan yöneticileri tatlı veya sert bir şekilde uyarmaya çalıştı. Türkiye’deki Avrupa Birliğine katılma sevdasının tavan yaptığı dönemlerde; Kıbrıs konusunda ve yurdumuzu, yer altı/yerüstü zenginliklerimizi yutmak isteyen ve sömürgeci müttefiklerden oluşan – Avrupa Birliği- hakkında suskun kalan Türkiye’nin sınır güvenliğini korumak ve kollamakla görevli eski Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök’e hitaben yazdığı bir yazıda mealen –Paşa paşa ya üzerinde ki üniformanın hakkını ver, yahut o şapkanı çıkar –başörtüsü tak- şeklinde çok ağır ifadeler kullandığı bir makale yazdı. Tabii ki derhal mahkemeye verildi. Savunmasında gözünün bebeği gibi sevdiği ve koruduğu “2500 küsur yıllık Türkiye Cumhuriyeti Ordusuna olan saygı ve sevgisini yazılarından” örnek gösterip, dile getirerek, beraat etti. Bende Ordu/Devlet sevgisine şahidim. Hiç unutmam Malatya Konferansımız esnasında dinleyicilerden bir meczup, T.C. Ordusunun ve resmi bürokrasinin Alevilere teslim edildiği ve benzeri Atatürk ve dini hassasiyetler hususunda saçma sapan, pervasız laflar sarf eden bir dinleyiciyle gırtlak gırtlağa geldi. ‘Şanlı orduma laf söyletmem Sen kim oluyorsun da benim şanlı orduma böyle imalı, istihzalı konuşursun” diyerek yüksek sesle azarladı. Ve Susturdu. Hadise orada bulunan milletvekili adayı eski devlet büyükleri ve görevliler sayesinde zoraki yatıştı. Saçma sapan konuşan meczup dinleyici salondan çıkarılınca ortalık sakinleşti. Daima söylediğim gibi Necdet Sevinç, hepimizin ve Türk Milliyetçilerinin yakından şahit olduğu, Vatan-Millet-Ordu-Devlet ve Bayrak aşkı ile başını belaya sokuyor. Yine Ülke- Ordu ve millet sevgisi ile en ağır davalardan bile Türklük Gurur ve Şuuru sayesinde kurtuluyordu. Ayrıca Necdet Bey, son hücresine kadar Ateşli bir Türkçü idi. Kalbi -Türk Türk- diye atardı. Beyni, bedeni Türk ve Türklük için çalışırdı. Daima -Vatan ve millet, devlet ve ordu sevgisi taşırdı. Adeta hayatının merkezine almıştı. Öyle bir sevgi ki; onu genellikle yalnız bıraktı. Herşeye rağmen hapiste ve hayatının büyük bir bölümünde mahkûm edildiği -Onurlu Yalnızlık-tan şikâyet etmedi. Her zorluk ve yokluğa rağmen sevdasından vazgeçmedi.. Yenilmedi, Yolundan ve doğrularından sapmadı .İşinin veya özgürlüğünün elinden alınmasına takılmadı.. Dile kolay 67 senelik hayatında, dolu dolu yurduna, Türk Milletine Türk Milliyetçiliği fikrilerini savunan, tüm Türkçü kuruluşlara adanmış bir ömür yaşadı... Pınar Suyu olarak gördüğü MHP ye yaptığı bir eleştiriyle hafızalara kazındı 1977-78 yıllarında MHP, Adalet Partisi ve Milli Selamet Partisi ile Kurduğu Milliyetçi Cephe(MC) 1 ve 2.MC Koalisyon hükümeti kurdu. Kudretli ve muktedir Lider Başbuğ Alpaslan Türkeş’e rağmen “Pınar suyu ile lağım suyunu karıştırmayın” sözü ile fırtınalar kopardı. Bu sözünden dolayı MHP yi destekleyen Ortadoğu Gazetesinde ki Genel Yayın Yönetmenliğine son verildi. Nitekim eleştirisi ve örneğinde haklı çıktı. İki defa kurulan koalisyon MC Koalisyon hükümetleri 1-2 yıldan fazla yaşamadıPınar Suyu benzetmesinden dolayı, işinden aşından olmasına rağmen ülkeye Türk Dünyasına hizmet maksadıyla, yanlış hatırlıyorsam lütfen düzeltin; sanırım 1995 seçimlerinde Gaziantep’ten MHP milletvekili aday adayı oldu. O gün ki MHP Genel Merkezi kadroları tarafından ilk 25.sıraya yazıldığı için seçilemedi. 25. Sıraya yazılmasından dolayı çok üzüldü, üzüntüsünden kalp spazmı- geçirdi. İstanbul’a döndüğünde eşinin zoruyla –Anjiyo- oldu. Damarlarını açtırdı. Başına gelenlere rağmen çok sevdiği kalemini ve Yeniçağ’daki yazılarını gazetesinde MHP ye e muhalif yazılar yer aldığı gerekçesi ile görevinden istifa etti. 2007 seçimlerinde yine MHP den milletvekili adaylığı söz konusu oldu. Eşi Sevgi Hanım ile birlikte verdikleri –aile kararı- neticesinde -aday olmadı.. Hem de meşhur Türkiye Büyük Millet Meclisi Kütüphanesine olayları kişileri araştırırken, kitaplar arasında kaybolmayı çok istemesine rağmen. Necdet Sevinç makale yazamadığı zaman kitap yazarak, vatan hainleri ve teslimiyetçilerle mücadele etti.. . Yaşadığı sürece “Milliyetçiliği karşısına alan söyleyen parti ve liderlere karşı çıktı.. PKK’ya Açılım/Demokratik Haklar ve Saçılım mevzuları gündeme geldiğinde çıldıracak gibi oluyordu. Atatürk düşmanı, Laik, Demokratik, Cumhuriyet ilke ve İnkılâpları ile kavgalı, bebek katili PKK’ya şirin görünme çabası içinde olan siyasi ve sivil oluşumlara savaş açmıştı. Ömrü Türkiye’yi uluslar arası tefecilerin kucağına oturtan idarecileri afişe etmekle geçti. Başta gençlerimizi ve milletimizi Çift haneli işsizlik, ateş pahası çarşılara mahkûm edenlere çıldırıyordu. Madenlerimiz, ormanlarımız, nehir, deniz, baraj, yol köprü, ve milli fabrikalarımızı üç-beş ne idüğü belirsiz iş adamı kılıklı şark kurnazına teslim edenleri yerin dibine sokardı. Yer altı ve yerüstü varlıklarımız, Türk Milletinin hakkı, hukuku uğruna korkmadan yazdığı makale ve söylemleriyle hapislerde can vermeyi göze alırdı. Hele hele Kamu binalarından Türkiye Cumhuriyeti(T.C) kaldıranları görseydi. Kahrından ölürdü. Üstüne üstlük okullarımızdan kaldırılan –Andımız- için hayatını ortaya koyardı. Bu uğurda . Dile kolay 5610 sayfadan oluşan 19 kitap, sayısız yazı ve makale kaleme aldı. Ki 5 bin sayfa kitap yazmak için en az 10 bin sayfa kaynağı binlerce kitabı gözden geçirmeniz, okumanız anlamanız gerekiyor. Lise çağlarından başlayan debdebeli ömrüne “hakkında istenen toplam 264 yıl mahkumiyet, 130 yıl sürgün sığdırdı.Darbeci zalimlerin zulmü altında, yüzyıllarca hapsi istenen, idam beklentisi ve bu ruh haliyle net 5 yıl hapis yattı. Birgün şikayet ettiğini duymadım.. Ailesi dahil duyana rastlamadım..Hatta gazete/yazı telaşıyla mahkûmiyeti verilen son mahkemelerine katılamamış. Necdet Sevinç’inteslimiyetçi zihniyetlerle kavgası 16-17 yaşlarında başlıyor. Gaziantep Lisesi son sınıf öğrencisiyken okul dergisine “Allah'ın olmadığını” yazan felsefe öğretmenine bir gazetede verdiği cevap sebebiyle okuldan uzaklaştırıldı. Bu olaydan sonra, Gaziantep'te başladığı gazetecilik mesleğini devam ettirmek için İstanbul’a geldi. Bugün Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Avrasya-Bir Vakfı Genel Başkanı can dostumuz Şaban Gülbahar ile yurt-millet sevdası uğruna senelerce küçücük bir bekar odasını paylaştı. Kader arkadaşlığı yaptılar. Vatan Aşkı uğruna nice yokluklar, sıkıntılar çekti. Yılmadı. Genç bir kalem genç gazeteci olarak Haber ve Durum gazetelerinde çalıştı. 1969'tan itibaren Bizim Anadolu, Hergün, Ortadoğu, Günaydın, ve Kurultay, gazetelerinde genel yayın müdürü ve köşe yazarı olarak görev yaptı. Son alarak Yeniçağ Gazetesinde Başyazar olarak hizmet verdi. Binlerce köşe yazısı yazdı.  Yazılarından dolayı birkaç kez kurşunlandı.Bıçaklandı Tüm saldırılardan daktilosunu, kitaplarını siper edip, kendini korudu..Hakkında en çok dava açılan ve yüzlerce yıl mahkûmiyeti istenen yazarlarımızdan oldu. Asliye Ceza, Ağır Ceza, Devlet Güvenlik ve Sıkıyönetim Mahkemelerinde yargılandı. 1974 affıyla Bayrampaşa Cezaevi’nden çıktı. 

12 Eylül 1980 müdahalesinde tekrar tutuklandı. 1987 yılı sonuna kadar iki kez Bayrampaşa Cezaevi’nde, iki kez Paşakapısı Cezaevi’nde olmak üzere; Silivri, Kastamonu/Daday, Erzincan/Tercan cezaevlerinde yaklaşık 5 yıl yattı. Tercan Cezaevinde Necdet ağabeyi yalnız bırakmayan Mhp eski Güngören İlçe Başkanı Fuat Gül, Necdet Hocam ile anılarını halen ballandıra ballandıra anlatıyor.Bendeniz o yıllarda lise öğrencisi bir milliyetçi olarak kendisini Hergün Gazetesinde ziyaret etmeye çalışır, feyz almaya gayret ederdim. Son olarak beraber çalıştığımız ve masa komşum Necdet ağabey ile hilafsız hergün ne olacak bu ülkenin haliyle başlayıp saatlerce tüm memleket meselelerini konuşurduk. Çok mütevazı ve naif bir insandı. Önceleri daktilosu ile aktardığı, son zamanlarında makalelerini sayfa sekreterlerine –meydanlarda –nutuk- atar gibi coşku ile yazdırırdı. Gazetemize ziyaretine gelen herkesi yaşlı, genç, sıradan, saygın şahsiyet, gözetmez herkesi saygı karşılar. Sevgi ile uğurlardı. Kitapları çok ses getirdi. Çok tartışıldı. Çok konuşuldu. Tabiri caizse Kurtbaşlı Altın Kalemiyle yazmasına mani olundu.,Kılıçtan keskin kalemine yer verilmedi. Çok tanınan bilinen meşhur boyalı basın ve merkez medyada yer bulamasa da engel tanımadı. Bir an bile ismini öne çıkarmadı. Fikirleriyle zirveye çıkmaya çabaladı. İsteğine kavuştu. Yazıları ve kitapları kükremiş çığ gibi dalga dalga ülkeye yayıldı. Merhum yol ve dava arkadaşım, hocam ağabeyim, kitaplarından“Sanık Yazılar” ile kendisini ve mücadelesini anlattı.. 
“Yazarını Kurşunlatan Yazılar” kitabında 12 Mart Muhtırası sonrasında kaleme aldığı yazıları, yani şu meşhur “264 yıl mahkumiyet, 130 yıl sürgün” istenen makaleleri nakil etti. 
“Ülkücüye Notlar” ile “Teşkilat, propaganda, doktrin” gibi konuları ele aldı.. “Dünyanın neresinde bir Türk varsa bizim tabii hudutlarımız da oradan başlar.” sözünü o kitap sayfalarına işledi.. Kitap Milliyetçi gençler için bir rehber, kaynak konumundaydı.. Her nedense 3. baskısını yaptığında, Türkeş tarafından toplatıldığı iddia edildi. 
“Tutanak” ile o günün sorunlarının, gelecekte de sorun olarak karşımıza çıkabileceğiniz anlattı.. Ecevit’in gerçek yüzünü gösteren de birçok yazıya yer verdi.. 
“Ferman” ile kitabın ismi gibi “Ferman” niteliği taşıyan 12 bölümlük bir eser ortaya çıkmıştır.. Kitabın önsözünü yazan Aslan Bulut, Necdet Sevinç’in kendisinden 15 yaş küçük olmasına rağmen, Necdet Sevinç için “Üstad” sözünü kullanmıştı.. 
“Acının Tadı” ile sıradan cezaevi hatıralarıyla farklı bir tarzda kalem oynatabileceğinin ip ucunu verdi. 
“Türklerde Kadın ve Aile” ile en eski çağlardan, destan ve hikaye döneminden günümüze kadar, diğer milletler ile karşılaştırmalı olarak kadının yerini ve verdiğimiz önemi gözler önüne serdi. Hayranlıktan bazılarının ağzını açık bıraktı.

Gaziantep’de Türk Boyları” ile doğduğu şehir olan ve oraya yerleşen Oğuz boylarının tarihine ışık tutmaya çalıştı.
“Duruşmalar” Oyunu ile ömrü boyunca sanık olarak geçirdiği mahkeme sahnelerinde bu sefer hakim olarak kendine rol verdi.. Oğuz Kağan, Bilge Kağan, Timur.. Mükemmel bir tarih bilgisinin kitap halini okuduk.. Atsız’ın Ruh Adam kitabı gibi, başka bir örneği olmayan bir eser ortaya çıkardı. Daha sonra Duruşmalar yanlış hatırlamıyorsam ; Azerbaycan Televizyonunda yayımlandı TV çekimi oldu.. Büyük alkış aldı.  
“Ordular Masonlar Komünistler” ile mason localarının, casusların, komünistlerin Milliyetçilik üzerine oynadığı yıkım oyunlara dikkat çekti.Türkiye için tek çıkış yolunun Türkçülüğe dönmek, Türkçü olmak olarak belirledi.. İktisatta, ekonomide, edebiyatta, davranışta, sözde ve özde, sanayide, sermayede.. Türkçülük; Türk’ü yükseltmenin birinci ülküsünü satırlara döktü. Dünyayı Türkçe okumak, Türkçe ve Türk’e göre, Türk tarafından değerlendirmenin faydalarını anlattı. Anlattı.
“Ajan Okulları” ile sözde müttefiklerimiz, dost görünen düşmanlarımızın, ülkemizde eğitim adı altında faaliyet gösteren okul ve kurumlarında aslında ajan barındıran ve ajan yetiştiren kuruluşlar olduğunu yazdı.. 
“Osmanlı’dan Günümüze Misyoner Faaliyetleri” ile “Ajan Okulları” kitabının hacmen 2 kat geniş baskısı ile karşımıza çıktı.. 
“Pontus’ta Hesaplaşma” ile “Türkler Anadolu’ya geldiğinde Müslüman olmayan soydaşlarımız ile meskun oldular” dedi.. 
“Tehcir” ile Ermeni iddialarını arşiv belgeleri ve gerçekler ile ele aldı.. Konferanslarında seslendirdi. Ben Ermeni Tehciri ile ilgili birçok kitap, makale konferans dinlememe rağmen Necdet ağabey kadar güzel -Ermeni Meselesi ve Tehciri- Ermenilerin Müslüman Türk halkına yaptığı mezalimi, Yunan, Fransiz ve Rus düşmanlarla beraber Osmanlı Devletine ihanet edişi, Türk milletinin can, mal ve sınır güvenliğinden dolayı Osmanlının, -Tehcire- mecbur kaldığını bununla ilgili bir belge bulunamadığını, tane tane sıkmadan anlatan bir konuşmacıya daha rastlamadım.Sahip olduğu Allah vergisi mikrofonik bariton sesi, ve vücut dili ile şahane hitabetiyle insanları büyülerdi. Onun anlattıklarından kopmanız ve konuyu anlamamanız mümkün değildi. O konuşurken başka bir şey düşünmek imkansızdı.. Yerine göre alçak ve yükselttiği sesiyle dikkatleri daima üstünde tutardı. Tüm yazı ve konuşmalarında -Yalın Türkçe ve halkın dilini- kullanmaya özen gösterir, gelecekteki yazar ve düşünürlere örnek olmaya çabalardı.
“Osmanlılar’da Sosyo-Ekonomik Yapı” “Osmanlı’nın Yükselişi ve Çöküşü” kitaplarıyla, Türk Tarihi’nin her fiil ve fikriyatına hakim olduğunu gösterdi.. Kitabı biricik aşkı eşi Doktor lakabını taktığı Sevgi Kalender Sevinç Hanımefendiye ithaf ederek, eşi ve ailesine olan sevgisini, minnetini cümle aleme ilan etti. Tarihe geçmesini istedi.
“İstiklal’in Bedeli” ile İstiklal Harbi’ni ve yakın akrabası 1.Dönem Gaziantep Milletvekili Yasin Kutluğ ile dedesi Abdülkadir Sevinç’in de katıldığı destansı Antep savunmasını kaleme aldı..Akla ve vicdana uymayan olayları bizzat kaynağından aktardı. Romandaki Antep savunmasında mecburi değişen komutanlar yerine roman olması hasebiyle lideri sembolleştirdi. Atsız’ın Bozkurtların Ölümü romanındaki Kıraçata’yı kullandı.. Türk olgusuna sadakatini gösterdi. Bir romanda daha “Türk yenilmez!” “Türk eğilmez!” vurgusu yapılmış oldu.. 
“İstiklal Harbi’nde Etnik İhanet” ile İstiklal Harbi’ni her açıdan ele aldı.aldı.. Çalışma boyunca nefesini tuttu .,.Eserini tamamlamadan can vermemek için aylarca direndi.Yüce Allah ulvi isteğini geri çevirmemiş olacak ki. Kitabın yazımı, tashihi, basımı bitip, piyasaya çıkınca “ Vakit Tamam” sözü ile ruhunu teslim etti.
“Türkiyat” ile hayatı boyunca kaleme aldığı yazılar taranıp, Milliyetçi Türk gençleri için günümüzde ve yarınlarda dikkat edilmesi gereken konulara değinen yazıları tarihe geçti.

22 Temmuz 2011 tarihinde İstanbul’da vefat etti. Fatih Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Ulus Mezarlığı’nda toprağa verildi.Dünyayı başımıza yıktı. Ülkücüler ve MHP yöneticileri onu uçmağa vardığında, mezara konulana kadar yalnız bırakmadı, başta MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli, Genel Başkan Yardımcısı Celal Adan o günlerde MHP İstanbul Milletvekili ve TBMM Başkan vekili olan Bugünün İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener yaşlı gözleri ile -ağabeyimdi- sözleriyle uğurladı. Hatta Genel Başkan Akşener ölümünün 8.yılında bile onu unutmadı. Necdet Hocanın anısına -Taziye Mesajı- yayımladı. Aynı zamanda , MHP Genel Başkan Yardımcısı Oktay Vural, PKK militanları tarafından gazi edilen MHP 19.Dönem Çorum eski milletvekili ve yazar Muharrem Şemsek, eski ANAP milletvekili ve Çalışma Sosyal eski Bakanlarından Hergün Gazetesinden mesai arkadaşı Yaşar Okuyan, MHP Milletvekili eski futbolcu Saffet Sancaklı, İlahiyatçı Zekeriya Beyaz, binlerce ülküdaşı onu sonsuzluğa uğurladı..Fakat ne yazık ki rahmetli Necdet hocamızın o gür sesi; AB-ye dost ve komşu oluyoruz kutlamaları, esnasında patlatılan balon ve havai fişeklerinin gümbürtülerini bastıramadı. Nur içinde yat sevgili hocam seneler evvel yıllar boyu anlattığın, yazdığın dost bildiğimiz AB-D düşmanların ve iç/dış işbirlikçilerin gerçek yüzleri bugünlerde ortaya çıktı. Çıkar ve menfaat maskeleri düştü. Doğu Akdeniz’de mevcut Türkiye’nin Münhasır Ekonomik Bölgesinde olması kuvvetle muhtemel doğal ve petrol sayesinde kimin dost kimin düşman olduğu netleşti.. İsrail’in güvenliği uğruna; Irak’ın Kuzeyinde kurulan İsrail Dostu Kürt Federasyonu Suriye’nin Kuzeyinde Fırat’ın doğusunda oluşturulmak istenen yapıya ölmeden 8-18-38 yıl ve bütün ömrün boyunca dikkat çekmeye çabaladın. Birliğimizi, bütünlüğümüzü ve sınırlarımıza göz diken düşmanların yerli işbirlikçileriyle savaştın. Savaştın..Daima Saflığın, dürüstlüğün mazlum milletlerin ve haklının Pınar suyunun yanında oldun.Çıkarcıların oluşturduğu Türk Dünyasını ve ülkemizi kirleten Lağım suyu ile pınar suyunun karışmasını önlemeye çalıştın...Kaynak suyunu, mikroplu virüslü tehlikeli karışım ve koalisyonlara bulaşmasını istemediğin yazılarında, Örneğinde ve iddianda haklı çıktın. Maskeleri düşen siyaset canbazı madrabazlar, halkımızdan utanıyorlardır inşallah ? Bugün Leşin ve pisliğin hakim olduğu AB-D lağım sularında yön ve hayat bulmaya çalışan liderler utancından girecek –dip-yer arıyorlar mı acaba? Seni faşistlik- kafatasçılık- aşırı-radikal milliyetçilikle ile yaftalayarak,can verenler Allahtan bağışlanmak istiyor mu Sağ olan;. O gün seni dikkate almayan yöneticiler yüzleri kalmışsa kan kırmızı oluyor mu? Daima haklı olmasına rağmen merhum hocam Necdet bey Ne yazıktır ki hayatına hakim olan –Onurlu Yalnızlığı- ölümünden sonra da devam etti. Dost bildikleri ölümünden bu yana geçen 8 yıla rağmen çalıştığı gazeteler, canını hiçe saydığı ve hizmet verdiği kuruluşlar günlük nakaratlar arasında kayboldular. Anısını yaşatmakta sınıfta kaldılar. Ruhunu teslim ettiği yıldan bu yana sadece vefatının 1.yılda, o da 1 defa Türk Dünyası Araştırmaları Vakfında anma konuşmaları yapıldı. Öldüğü gün olan 24 Temmuz'da anma mesajlarıyla yetindiler. Büyük emek verdiği çalıştığı gazetelerde öldüğü günde ufak tefek haber ve anma mesajlarıyla anıldı. Yıllarca beraber çalıştığı hatta eline kalem verdiği kalemşör! olmalarına ön ayak olduğu bazı köşe esnafi yazar taifesi ise bizi şaşırtmadı. Kendilerine ayrılan bölümde, çok beğendikleri nefislerine mağlup oldular. Necdet ağabeyi hatırlatayamadılar... Belki de korkularına mağlup oldular. Kimbilir. Keskin kalem, Kurtbaşlı Cesaret Timsali üstadımız, hocamız, ağabeyimiz, yol ve dava arkadaşımız –Vefasızlık-la ödüllendirildi. Allah’tan eşi/kızları ve torunlarının kimselere ihtiyacı yok. Belki de –kan kusup, çevresine kızılcık yedik mesajları veriyorlar. Namerde muhtaç değiliz ifadeleriyle dimdik duruşlarıyla babalarının başını öne eğdirmiyorlar. Necdet ağabeyin anısına leke sürdürmeden hayat mücadelesi veriyorlar. 

Son konuştuğumda Genel Merkezler, Başkan Yardımcıları, Özel Kalem Müdürleri dahil kimseler tarafından aranıp sorulmadıklarını söylediler.Şikayet de etmediler. Herşeye rağmen Nur içinde yat. Ruhun şad mekânın cennet olsun. Dava ve yol arkadaşım ustam ağabeyim. Birkez daha 8.kez ve daima seni seven davanın adamı ülküdaşların, ailen ve yakınlarına sabır ve baş sağlığı dilerim.




Bu haber 164 defa okunmuştur.

Etiketler :

YORUMLAR



İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER ARAMIZDAN AYRILANLAR HABERLERİ

ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR