Bugun...
ŞEHRİN, SEMTLERİN KOKUSU
Tarih: 12-07-2015 08:45:00 Güncelleme: 12-07-2015 09:14:00 + -



ŞEHRİN, SEMTLERİN  KOKUSU

Görme ve işitme ile kıyasladığımızda yokluğu bizden bir şey eksiltmezmiş sandığımız bir duyumuz var: Koku alma. İstanbul'da ‘semti kokla' yürüyüşleri düzenleyen Cansu Şekular ise ‘Koku yoksa anı da yok.' diyor ve ekliyor: “Yolda yürürken birden burnumuza gelen Arap sabunu ile çocukluğumuza dönüp ağlamaklı oluyorsak koku duyumuz yüzünden.”

‘Semtleri koklayan kadın' diye nam salan Cansu Şekular'ın koku ile ilişkisi bizden biraz farklı. Ortalama bir insanın en az kullandığı duyularından biri olan koku alma, onun mesleği, zevkleri ve ister istemez hayatının da merkezinde bulunuyor. Koku farkındalığının yüksek olduğunu anladığı zamanlardan bu yana içinde hep koku olan işler yapıyor. Kokunun yiyecek içecek sektörünü ilgilendiren kısmındaki tecrübesinin ardından biraz da sosyal bilimler okumasının etkisiyle işin sosyolojik kısmına merak salmış ve kokuların kentler ve kültürel hayat üzerindeki etkilerini incelemeye başlamış Şekular. Bilgi Üniversitesi Kültürel İncelemeler yüksek lisans bölümünde eğitimine devam eden Şekular'ın tez konusu da ‘koku, mekan ve kent hafızası' üzerine. Bir süre İsveç'te yaşayan bu sıra dışı kadının İstanbul'un çeşitli semtlerinde belli aralıklarla düzenlediği koku yürüyüşleri, yeterince hakkını veremediğimiz koku duyusunun farkına varmayı, acı tatlı anılara dönmeyi ve burnunuzun dikine gidip yaşadığınız şehri farklı bir açıdan tanımayı vaat ediyor.

Şekular'ın içinde koku olan tek işi bu yürüyüşler değil. Koku atölyeleri düzenliyor, sinemayla kokuyu birleştirdiği projelere imza atıyor. Ayrıca Kadıköy'ün koku haritasını çıkaran kişi kendisi. Caz Festivali kapsamında İstanbul'a gelen Melody Gardot'un Sepetçiler Kasrı'nda düzenlediği konser öncesi Sirkeci Garı'nda gerçekleştirdiği koku yürüyüşüne başlamadan Şekular'la buluşup kokuyla ilgili merak ettiklerimizi sorduk.

Yeşilin yerini izole hayatların kokusu alıyor

‘Kent dokusu değiştikçe kokular da değişiyor mu?' diye soruyoruz. Şekular'ın cevabı ‘elbette' oluyor. Örnek vermesini istiyoruz. Gedikpaşa diyor hemen. Kaldı ki burası da Şekular'ın gezi rotası dahilinde. Gedikpaşa bilindiği gibi kısa bir süre öncesine kadar ayakkabıcı tezgahlarıyla özdeşleşmiş bir yer. Fakat Şekular'a göre artık deri filan kokmuyor. Onun yerini solüsyon kokusu almış. Bir süre sonra onun da olmayacağını söyleyen Şekular devam ediyor: “Çünkü dericilerin gitmesiyle semtin dokusu da değişecek. Bir süre sonra ara sokaklarda beyaz sabun kokusu da almayacağız.” Bunlar kentsel dönüşümün etkileri. Tıpkı Fikirtepe'de olduğu gibi… Özel bir proje kapsamında orayı da ziyaret etmiş koku rehberimiz. Gözlemlediklerini çok ilginç buluyor ve anlatıyor: “İnsanların aslında kentsel dönüşümü istediğini fark ettik çünkü çoğu, semte sinen çöplük kokusundan muzdarip. Şimdi ise oraya gittiğinizde belki eski çöp kokusu yok ama başka bir koku profili var. Yıkılan inşaatlardan kalan moloz kokusu.” ‘Yerine siteler yapılınca ne kokacak?' diye soruyoruz. Bu kez ‘İzole hayatların kokusu.' diyor. Kokusuzluğun kokusu bir bakıma.

Moda, eskiden güneş yağı kokarmış

Şekular, kokunun kötü ya da iyi olması ile ilgilenmiyor. Onu ilgilendiren şey semtlerle özdeşleşen kokular ve değişim. Mesela Haliç'ten bahsediyor. Kaldı ki oralar çocukluğunun geçtiği yerlermiş. Şöyle anlatıyor koku rehberimiz: “Eskiden ne de olsa orada kötü bir algı vardı ama şimdi Haliç temizlendi ve koku gitti. Benim çocukluğum o bölgede geçti. Özellikle lodos zamanları bende uyandırdığı çağrışım çok belirgindi. Şimdi hiç o kokuyu duyamıyorum. Keza Sütlüce de öyle. Artık orada mezbahalar yok. Dolayısıyla o hayvansı kokuyu da bulamıyoruz.”

Kaybolan başka kokular da var. Kadıköy'de Beşiktaş iskelesinin önünde kurulan kuşçuların bölgeye kattığı karakteristik koku uzun zamandır yok. Çünkü kuşçular yok, yerini deniz otobüsü iskelesi ve otopark almış durumda. Bir başka örneği de 60 yıldır Moda'da yaşayan bir beyefendinin anlattıklarından veriyor Şekular. Beyefendiye sormuş ‘Ne kokuyordu buralar?' diye. ‘Buram buram güneş yağı.' cevabını almış. Yani bildiğiniz sayfiye yeri kokusu. Bugün var mı? Yok. Onu ikame edecek başka kokular geldi.

Koku yoksa anılar da olmaz

Konu koku ile hatıralar arasındaki ilişkiye geliyor. Cansu Şekular, bu konuda çok net: “Koku yoksa anı da yok.” Çok haklı olmalı. Aksi halde koku yürüyüşleri sırasında ağlayanların, aklına çocukluğu gelip dalıp dalıp gidenlerin, ‘Anneannemi neredeyse unutmuştum bir kokuyla hatırladım.' diyenlerin varlığını açıklamanın başka yolu yok. Şekular, bu noktada kendinden de örnek veriyor: “Bodrum katlarının bende uyandırdığı duygu çok hoş mesela. Oradaki o rutubetli, nemli koku hep çocukluğuma götürüyor beni. Bisikletimi oraya indirirdim. Eşyaları çıkartmaya anneanneme yardım ederdim.” Koku duyusunun varlığı, tahmin ettiğimizden daha mühim. Söz Şekular'da: “Sokakta yürürken Arap sabunu duyduğumuzda koku alma duyusu yüzünden ağlamaklı oluyoruz. Belki 5 yaşımızdaki günlerimize gidiyoruz ve mermer merdivenler gözümüzün önüne geliyor. Böyle olunca bir anı da peşi sıra geliyor. Ama bu duyu eğer çalışmazsa ya da kaybedilmişse ne koku, ne tat, ne anı, ne nostalji oluyor. Dejavu çok az yaşıyor kişi. Yani duygusallık yok bir anlamda. Anozami diye bir hastalık var, koku almama hali. İntiharla bile sonuçlanabiliyor. Çünkü zevk de almamaya başlıyorsunuz.”

Rayların da kokusu olur!

Cansu Şekular rehberliğinde gerçekleşen koku yürüyüşlerinin son adresi, tarihi Sirkeci Garı. Hem diğer katılımcılarla hem de rehberimizle buluşacağımız yer, bir asrı aşkın süredir kâh ayrılıklara kâh vuslata şahit olan bekleme salonu. Gezinin teması koku olunca kullanmaya kullanmaya tembelleşen burnumuzun rahatını bir parça bozuyoruz: “Derin nefes al ve hadi bil bakalım ne kokusu bu?” Benim gibi koku duyusunun varlığını neredeyse unutmuş birinin burnu için zor bir soru. Net bir cevap vermek pek mümkün değil. Belki biraz rutubet, biraz eski ahşap. Soruyu tersinden sorup cevap vermek daha anlamlı. ‘Hüznün ve sevincin bir kokusu varsa o da bu salonun kokusu' diye tarif edebiliriz pekala. Şekular ‘Aslında rehberiniz ben değil burnunuz.' diyerek bizi bekleme salonundan dışarı alıyor.

Buharlı gemilerin kokusunu özledik

İlk durağımız Gar Müdür Yardımcısı Muharrem Yılmaz'ın odası. Yılmaz, garın tarihini, Orient Express'li günleri, Almancıların uğurlanışını tatlı tatlı anlatıyor. Bizse daha çok kokunun peşindeyiz. Şekular soruyor: “Peki Muharrem Bey, garın kokusu deyince ne geliyor aklınıza?” Yılmaz, eskilere gidiyor bir miktar: “Vallahi şimdilerde yok tabii ama gar deyince benim aklıma tek bir koku geliyor, o da buharlı trenlerin kokusu. Yani kömürün kokusu, makine yağlarının kokusu… Sonra rayların kokusu eskiden başkaydı…” Eskiden başka olmasının sebebi varmış. Rayların zeminle bağlantısını sağlayan traverslerin malzemesi eskiden ahşapmış ve kendine özgü karakteristik bir kokusu varmış. Şimdi ise betondan. Kimliksiz, ruhsuz… Peki şu anda rayların kokusu yok mu yani? Var elbette. Hep birlikte raylara iniyoruz. Mıcırları, demirleri kokluyoruz. Demir kokusu, pas kokusu birbirine karışıyor. Evet evet rayların da bir kokusu var. Ardından istasyonun hâlâ ofis olarak kullanılan binaları, VIP bekleme salonu ve meşhur Orient Restaurant'a son olarak da şu anda boşta bekleyen trenlerden birine giriyoruz.

Adını koyamadığımız bir sürü koku alıyoruz rota boyunca. Eski bir kütüphane ya da kilise kokusu ile özdeşleştiriyoruz aldığımız kokuları. Şekular, çantamızdan bir numaralı kokuyu çıkarmamızı istiyor. Küçücük bir tahta parçasını burnumuza yaklaştırınca aldığımız belli belirsiz koku, Şekular'ın parçayı yakmasıyla yerli yerine oturuyor. Biz diyelim tütsü siz deyin buhur. Neticede ahşap kokusu dediğimiz şeye en yakın koku bu galiba. Kiliselere, eski yapılara karakter kazandıran rutubetle karışık o nostaljik kokunun ta kendisi. Hepimizin şıp diye tanıyıp adını koyduğu tek koku, restorana sinmiş yemek kokusu. En çok da kızartma kokusu. Agatha Christie'nin portreleri ile süslü duvarlara sinen yemek kokusu katiyen rahatsız etmiyor. Trene giriyoruz ahşap-rutubet-toz kokusunun birlikteliği burada da devam ediyor. Şekular, Orient Express'in meşhur mutfağının kokularını anımsatacak koku örneklerini çoktan çantamıza yerleştirmiş. Açıp açıp tahmin etmeye çalışıyoruz. Trenden inip sahil boyu yürüyerek Sepetçiler Kasrı'na gidiyoruz. Yol boyu egzoz ve is kokuları eşlik ediyor. Deniz çok yakınımızda ama kokusunu alamıyoruz. Diğer kokular bastırıyor olmalı. Allah'tan Sepetçiler Kasrı'nda doğanın, yeşilin kokusunu hâlâ alabiliyoruz. Buna da şükür!




Kaynak: ZEYNEP KILINÇ-ZAMAN

Bu haber 1598 defa okunmuştur.

Etiketler :

YORUMLAR



İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER ANILAR HABERLERİ