Bugun...
SÜLEYMAN DEMİREL'İN AĞLAMASI
Tarih: 18-06-2015 01:22:00 Güncelleme: 18-06-2015 10:49:00 + -


Annesini yeni kaybetmiş olan Süleyman Bey Çınar Otel'de bizi kabul etmişti.

SÜLEYMAN DEMİREL'İN AĞLAMASI

Bu anımı genç gazeteci arkadaşlarım ile politikacıların ve devlet adamlığına soyunanların mutlaka okumalarını isterim. 
Kısa bir anı ama içinde, almak isteyenlere çok mesaj var.
Öncelikle.. Demirel'in vefatının ardından pek çok meslektaşımın onlarca, yüzlerce anısı olduğu için elbette nakledecek çok özel yaşanmışlıkları vardır.
Yarım asıra damgasını vuran bir politikacının gazeteci ile ortak anısı, ilginç hikayesi olmaz mı? Elbette binlerce vardır.
Ama, çok çok özelini yaşayan, daha doğrusu başka bir meslektaşımın tanık olmadığını tahmin ettiğim ayrıcalıklı bir anım var. 
1980 öncesi. Süleyman Bey muhalefet lideri.
Annesi vefat etmiş ve toprağa verileli bir kaç gün geçmiş.
Bir tatil günü. Şefimiz Mehmet Türker, beni ve rahmetli Mahir Çerçi’yi Yeşilköy Çınar Otel’e gönderiyor. (O yıllarda gazetecilerin bazıları tatil günlerinde bile kravatlı olarak işe gelirlerdi)
Demireller otele yeni giriş yapmış. Gidip başsağlığı dileyeceğiz ve olursa bir kaç kare fotoğraf alacağız.
Çınar Otel’e varıyoruz. Ama bizden önce gelenler de var. 
O yıllarda Tercüman Gazetesi adeta Babıali’ye nal toplatıyor.
Tercüman’ın acar muhabiri rahmetli Yalçın Eğilmez foto muhabiri ile birlikte otelin önünde boy gösteriyor.
(O yıllarda işe ilk giden gazeteci olmak çok önemliydi... Hey gidi Türk basını!..) Yalçın ağabey benden 15 yaş büyük. Özel yaşamımızda abi-kardeş ilişkimiz var, ancak iş gazeteciliğe gelince külahları değişiyoruz.
Haber atlatmak uğrunda her yol mübah.
Yalçın abimle amansız rakip oluveriyoruz.
Bizi izleyenler aramızda kan davası falan olduğunu sanabilir...
Mahir ile beraber Yalçın’ın yanına gidip soruyorum:
- Baba, ne iş, ne oldu?
- Valla Cahit, haber saldık bekliyoruz. Bizde yeni geldik zaten.
Mahir Çerçi hemen koruma amirine yöneliyor:
- Müdürüm be.. Beyefendiye Hürriyet ve Tercüman’ın burada olduğunu söyle. İçeri girmeyeceğiz. Kapıdan başsağlığı dileyip gideceğiz. Hadi benim güzel müdürüm..
( O yıllarda Türk basını Hürriyet, Milliyet, Cumhuriyet, Tercüman ve Günaydın demek. Dinci, kinci, minci basın var ama alayını toplasan tavşan boku bile etmiyor. Süleyman bey için önce Hürriyet, sonra Tercüman önemli...)
Koruma müdürü asansöre binip yukarı çıkarken biz hep birlikte yandaki asansöre doluşuyoruz. (Gazeteci, avcı gibi avına iyice yaklaşmalıdır)
Kapının önünde bir kaç dakika bekledikten sonra koruma amiri “Tamam, beyefendi sizi alacak” diyor ve ekliyor “Yalnız fotoğraf çekilmesini istemiyoruz..”
Yaklaşık 5 dakika bekledikten sonra odaya giriyoruz. 
Rahmetli eşi Nazmiye hanım kanapede oturuyor. Süleyman Bey traşlı, takım elbiseli ve elbette kravatlı, bizi ayakta karşılıyor ve hepimizin elini sıktıktan sonra
“Çocuklar buyrun oturun” diyor. (Büyük oturmadan küçük asla oturmaz ve de oturduktan sonra arkaya doğru yayılmaz).
Bizler, 4 meslektaş yaş sırasına göre başsağlığı diliyoruz.
Demirel’in “Allah hepinizden razı olsun çocuklar” derken sesiniz titrediğini hissediyoruz. Nazmiye Hanım oturduğu yerden sürekli yere bakıyor. Süleyman Bey: “Taksirat böyleymiş. Analar çok önemli, kıymetini bilmek lazım..” gibi laflar ederken kendini daha fazla tutamıyor ve kafası öne düşerken gözyaşlarını tutamıyor.
İşte o an...
Demirel gibi bir karizmanın ağladığına tanık olan bizleriz. 
Böyle anların provası, tekrarı olmaz, olamaz. Liderler ağlamaz, ağlayamaz...
Liderlerin başı hep diktir.
Süleyman Demirel çok ender ciddileşir, yüzü asılır ama hemen kendini toparlar. Asla duygusallaşmaz.
Ama işte şimdi karşımızda duygu seline kapılan gözleri nemli, anasını yeni kaybetmiş bir evlat var. O, Süleyman Demirel bile olsa ağlar be arkadaşım.
Bizler, orada bulunan 4 gazeteci ise bu duydusallığı doya doya yaşıyoruz. 
Yanımda oturan Mahir Çerçi’ye göz atıyorum, adeta taş kesilmiş!.. Oysa, Mahir gibi usta kimseye çaktırmadan onlarca defa deklanşöre basmalıydı. 
O gün Mahir’in Demirel’i ağlarken fotoğrafladığını sanıyordum. Hiç tartışmasız yılın  fotoğrafı olacaktı. Ama yanılmışım.
Mahir bile o anı alamamış, daha doğrusu almamış. (Bir süre önce kaybettiğimiz Mahir Çerçi de duygusal bir adamdı. Genç meslektaşlara soruyorum. Önce gazeteciyim sonra insan mı? Yoksa önce insanım sonra gazeteciyim mi?)
O yaslı günde Demirellerin odasında 15 dakika kadar kaldıktan sonra yine yaş sırasına göre sırayla başsağlığı diledik ve ayrıldık. (Devlet adamlarının dikkatine.. Süleyman Bey bizim için, daha doğrusu basın için kıyafetini değiştirip, her zamanki gibi takım elbisesini giyindi ve bizi öyle kabul etti.)
Bu konu gazetelerde yer almadı. 
Aradan 35 yıldan fazla zaman geçti.
Gazeteye döndükten sonra şefimiz Mehmet Türker’e “Abi boşa gidip geldik” dedik ve konu kapandı. Efsane şef Türker ise üstelemedi...
O günü, daha doğrusu o anı yaşayan Tercüman foto muhabirini hatırlamıyorum. (Tancan Baltalı, Şevket Uygun, Sabahattin Can değildi. Haluk Soysal belki olabilir. Şayet Haluk ise, o da 2002 yılında rahmetli oldu) 
Ben bu anımı bazı dostlarıma sözlü olarak naklettim ancak ilk defa yazıyorum.
Mahir Çerçi’ye, Yalçın Eğilmez’e, Nazmiye ve Süleyman Demirel’e rahmet dileklerimi iletirken hepsini saygıyla ve özlemle anıyorum.
Muhalefette bile olsa bir devlet adamının basın mensuplarına nasıl davranması gerektiği konusunda bize adeta uygulamalı ders veren Süleyman Demirel’den, devlet adamlığı rolüne soyunan zibidilerin de bazı ayrıntıları kapmasını dilerim.
Bu özel anının fotoğrafı olmadığı için de üzgün olduğumu belirtmek isterim. Ama yapacak bir şey yok...




Editör: CAHİT ÇATALOĞLU

Bu haber 1524 defa okunmuştur.

Etiketler :

YORUMLAR



İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER ANILAR HABERLERİ