Bugun...
TÜRKİYE ARTIK ÖNGÖRÜLEMEZ BİR ÜLKE OLDU....
Tarih: 08-09-2015 03:11:00 + -


Edelman: Irak ve Suriye’deki kaos bir iki yıl içerisinde Türkiye’yi yutacak...

TÜRKİYE ARTIK ÖNGÖRÜLEMEZ BİR ÜLKE  OLDU....

 Eski ABD elçisi Edelman: Esas kaygımız Erdoğan’ın ne yapacağı

AMBERİN ZAMAN- diken.com.tr

ABD’nin eski Ankara büyükelçisi Eric S. Edelman, Washington’daki esas kaygının, Kasım ayındaki seçim sonuçlarının Haziran’dakinden farklı çıkmaması durumunda Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ne yapacağı olduğunu söyledi. Deneyimli diplomat,“Türkiye’nin tek adam, tek parti yönetimine doğru savruluşu sürerse bu son derece kötü olur” diye konuştu.

Çözüm sürecinde işlerin tersine döndüğünü savunan deneyimli Edelman, Türkiye’nin IŞİD’e karşı mücadeleye katılması için neden bu kadar zaman geçmesi gerektiğinin merak konusu olduğunu da belirterek,  “Türkiye PYD’ye köstek olmaktansa PYD’yle birlikte IŞİD’e karşı mücadele etmeli” ifadesini kullandı.

Yine polemik konusu

Eric S. Edelman

2003 ile 2005 yılları arasında ABD’nin Ankara büyükelçisi olarak görev yapan, ardından savunma bakanlığı müsteşar yardımcılığına atanan Edelman, halihazırda ABD Kongresi’nde ve Washington’daki çeşitli düşünce kuruluşlarında faaliyet gösteriyor.

Eski Ankara büyükelçisi, son olarak Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AK Parti iktidarıyla ilgili olarak The New York Times için kaleme aldığı makalede ABD’yi İncirlik karşılığında Türkiye’nin barış sürecini sonlandırmasına göz yummakla suçlamasıyla gündeme gelmişti.

Kürtlere yönelik baskıların IŞİD’e karşı mücadeleye darbe vuracağı gibi Türkiye ve bölgeyi de istikrarsızlaştıracağını savunan Edelman, Obama yönetimine AK Parti iktidarına yönelik bir dizi yaptırımlar uygulanmasını öneriyordu; bunların arasında Türkiye’nin üst düzey ABD yetkilileriyle görüşmelerinin sınırlandırılmasını, istihbarat işbirliğinin azaltılmasını ve Türkiye’de ekonomik krizin patlak vermesi durumunda uluslararası finans kuruluşları nezdinde ABD’nin Türkiye’ye destek vermemesi de vardı.

Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Serdar Kılıç’tan yanıtgecikmedi. Kılıç, New York Times’ta yayınlanan mektubunda eski ABD başkanı George W. Bush ekibine yakınlığıyla bilinen Edelman’ın ABD’nin Irak müdahalesine verdiği desteği hatırlattı ve bölgedeki sorunların esas sebebinin bu politikalar olduğunu öne sürdü. Kılıç aynı zamanda Türk demokrasisinin ‘eleştirilecek herhangi bir yönü’ olmadığını iddia ederken eski meslektaşının terörü desteklediğini ima etti.

2004 yılında Erdoğan’ı ‘otoriterliğe meyilli’ bulmuştu

Edelman’ı esas ilginç kılan, 2004 yılında başbakanlık koltuğunda henüz yeni sayılan Tayyip Erdoğan hakkında imzası bulunan kriptolardı. Edelman, Wikileaks tarafından yayınlanan kriptolarında, Erdoğan’ı ‘otoriterliğe meyilli’ ve ‘öfkeli’ diye tarif ederken etrafının şakşakçılarla dolduğunu ileri sürüyordu. Ayrıca Sünni mezhepçiliğe ve yolsuzluk iddialarına da yer veriyordu dönemin büyükelçisi.

Türk medyasında yer alan iddiaların aksine Ankara’dan‘başarısızlığı’ yüzünden geri çekilmemişti Edelman; savunma bakanlığı müsteşar yardımcılığına getirilerek terfi etmişti.

Son yazısıyla ‘polemik konusu’ olmaya devam eden Edelman’la Washington’da bir araya geldik; Türk-Amerikan ilişkilerini ve Türkiye’de yükselen şiddeti ve artan istikrarsızlığı konuştuk.

‘İnsan sormadan edemiyor: Neden bu kadar zaman geçmesi gerekti?’

Fotoğraf: Reuters

Fotoğraf: Reuters

 

Türkiye IŞİD’e karşı hava saldırılarında artık yer alıyor. Geçtiğimiz hafta Almanya’nın Stuttgart kentinde bir araya gelen Türk ve ABD askeri heyetlerinin ‘Mare hattı’nda öngörülen arındırılmış bölge için uyum içerisinde oldukları haberleri geliyor. Yıllarca Türkiye ile ABD arasında savunma işbirliği için uğraşan biri olarak son İncirlik anlaşmasını eleştirmeniz tuhaf değil mi?

Elbette bazı yönlerden ABD’nin İncirlik’i kullanabiliyor olması Türk-Amerikan ilişkileri açısından olumlu. Kongre’de IŞİD’e karşı mücadelede İncirlik’in kullanılamıyor olmasından dolayı derin kaygılar vardı.

Şöyle bir senaryo canlandırın gözünüzde: ABD uçağı IŞİD tarafından düşürülüyor; pilotumuz ele geçirildikten sonra Ürdünlü pilot gibi kafese konup yakılıyor. Türk-Amerikan ilişkileri açısından daha korkunç koşullar düşünemiyorum. Bu yönden bakıldığında İncirlik’in açılması pozitif bir gelişme. Ayrıca Türk yetkililerin artık sınırlarından sızan cihatçılara yönelik sıkı tedbirler alıyor olması da aynı şekilde pozitif.

Ancak tabii insan sormadan edemiyor: Neden bunların yapılması için bu kadar zamanın geçmesi gerekti?

Tüm bunlar bir yana İncirlik anlaşmasının bir bedeli olduğu anlaşılıyor. O da ABD’nin Kürt açılımının Türkiye tarafından rafa kaldırılmasına göz yumması. Oysa Kürt açılımı AKP’nin iktidara geldiğinden bu yana en çok ümit vaat eden girişimiydi. Şimdi ise AKP iktidarının ABD ile varılan anlaşmayı sadece IŞİD’e karşı mücadele için değil PKK’ya karşı operasyonları yeniden başlatmanın kılıfı olarak kullandığı görülüyor. Bu da Türkiye ve bölgeyi istikrarsızlaştırıyor.

‘İşler tersine döndü’

cizre

Fotoğraf: DHA

 

Türkiye’nin güneydoğusundan gelen haberler feci… New York Times’ta dillendirdiğiniz kaygılar PKK’yi savunduğunuz şeklinde yorumlandı. 

PKK bir terör örgütü ve bu konuda en ufak şüphe yok. Hem büyükelçi sıfatımla hem de savunma bakanlığı müsteşar yardımcısı olarak bu konuda Avrupalılara karşı Türkiye’yi yıllarca destekledim. Onların bakışı farklıydı çünkü.

Ancak biliyoruz ki Kürt sorunu karşılıklı şiddetle çözülemedi, çözülemiyor. Daha önce ifade ettiğim gibi AK Parti iktidarı bu konuda hiçbir hükümetin sergilemediği cesareti gösterip bu konuya el attı. Barış sürecini başlattı. Ama bakıyoruz işler tersine döndü. Karşılıklı şiddet yeniden fitillendi. Kasım’da seçimlerin yapılamayacağından söz ediliyor. (HDP Eş Genel Başkanı) Selahattin Demirtaş güneydoğuda seçim yapmanın koşullarının ortadan kalktığını söylüyor. MGK seçimlerin güvenli şekilde nasıl gerçekleşebileceğini tartışıyor.

‘Türkiye PYD’ye köstek olmaktansa PYD’yle birlikte IŞİD’e karşı mücadele etmeli’

ypg sb

Fotoğraf: Reuters

 

Makalenizde PYD’nin  IŞİD’e karşı sürdürdüğü başarılı mücadeleyi övdünüz, Türkiye’nin PYD’yi hedef aldığından söz ettiniz. Oysa Türkiye sadece PKK’ye karşı operasyon düzenliyor. PYD’ye dokunmadı. Ancak son kertede PYD de PKK’nin kurduğu bir örgüt. Birine terörist birine müttefik demek biraz zorlama olmuyor mu?

Belki kılı kırk yarmak gibi olacak ama neticede PYD ABD’nin terör listesinde değil ve sahada IŞİD’e karşı başarılı mücadele sürdüren tek grup. Ve Amerika en azından Obama yönetimi iktidarda kaldığı sürece Suriye’ye asker yollamayacak.

Aslında PYD ile ABD arasında gelişen işbirliği PKK için de dönüştürücü olabilir. Terör ve şiddeti geride bırakmasına yol açabilir. Ama bunun gerçekleşmesi için öncellikle Türkiye’nin Kürt sorununu çözmesi gerekir.

Barış müzakereleri yeniden başlamalı. ABD bu yönde telkinlerden öte tarafları yeniden masaya getirmek için elinden geleni yapmalı. Türkiye PYD’ye köstek olmaktansa PYD’yle birlikte IŞİD’e karşı mücadele etmeli.

‘Acil, mühimi kapıdan savar’

Geçmişte İncirlik kod adlı stratejik çıkarlar söz konusu olduğunda ABD Türkiye’de insan hakları ve Kürt sorununu ikinci plana itti. Bugün de öyle değil mi?

Dediğiniz doğru. Washington’da bir deyim vardır, ‘Acil, mühimi kapıdan savar’ diye. Ancak uzun vadede bu anlaşmanın bedeli ne Türkiye’nin ne de Amerikan’ın çıkarlarına hizmet ediyor. Türkiye’nin tek adam, tek parti yönetimine doğru savruluşu sürerse bu Türkiye için, bölge için ve Türk-Amerikan ilişkileri için son derece kötü olur.

Türkiye’de hak ihlalleri iddiaları ve medya üzerindeki baskılar yoğunlaşıyor. Yabancı gazeteciler dahi göz altına alınıyor. Koza İpek Holding’e yapılan polis baskını var. Sanki vergi denetçileri yandaş şirketler için yeni fırsatlar kolluyor. KanalTürk ve Bugün’ün Cumhurbaşkanı ve AKP’ye yakın işadamlarına satılması sürpriz olmaz.

‘Washington’da birçok insan Türkiye’den son derece kaygılı’

serdar kilic - edelman

 

Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Serdar Kılıç (üstte solda) sizin makalenize cevaben yazdığı mektupta Türk demokrasisinin eleştirilecek yönü olmadığını savundu.

Sayın elçinin Washington’da daha geniş bir çevre edinmesinde yarar var. Bu şehirde birçok insan Türkiye’de demokrasi ve ifade özgürlüğünün geleceği konusunda son derece kaygılı.

Sadece benim siyasi görüşümde olanlardan, yani sağ muhafazakar Cumhuriyetçi çevrelerden söz etmiyorum. Demokratlar arasında da Türkiye konusunda derin endişe duyanlar var.

Washington’da Türkiye uzmanlarına baktığınızda geçmişte AK Parti’yi savunanlar dahi kuşku içerisinde. Biliyorum, çünkü New York Times makalem yayınlandıktan sonra birçoğu bana tebrik maili attı.

Erdoğan İncirlik hamlesiyle bir yandan Türkiye’nin Batı’da bozulan görüntüsünü onarmaya başlamadı mı sizce? Üstelik Türkiye’nin eski İsrail büyükelçisi ve dışişleri müsteşarı Feridun Sinirlioğlu’nun dışişleri bakanlığına atanması İsrail’le de ilişkilerin düzeltilmek istendiği şeklinde yorumlanıyor.

2002 yılından bu yana Erdoğan hakkında bir şey öğrendiysek o da inanılmaz derecede yetenekli bir politikacı olduğu. Ve tabii ki ABD uzun zamandır, yani daha Mavi Marmara olayı yaşanmadan Türkiye-İsrail ilişkilerinin düzelmesi için çabaladı. Ne var ki ilişkilerin sağlıklı bir zemine kavuşması bir iki olumlu açıklama veya  Sinirlioğlu’nun bir takın İsrailli yetkiliyle kişisel yakınlığıyla olmuyor. Gerçek bir yakınlaşma var mı? Bence hayır. Bunun koşulları yok henüz.

Nedir bu koşullar?

Diplomatik ilişkilerin yeniden büyükelçi düzeyine ulaşması bir tarafa Türk dış politikasında köklü değişiklik gerekecek. Kastettiğim tarafların ortak stratejik çıkarları konusunda daha derin bir anlayışa sahip olmaları. Örneğin İran’ın nükleer kapasiteye sahip olması veya potansiyel olarak olması dahi Türkiye ve İsrail’in yararına değil. Bölgedeki bazı Sünni Arap devletleri de aynı görüşte. Örneğin Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri.

‘Türkiye İran ile varılan nükleer anlaşmaya karşı çıkmalı’ mı diyorsunuz?

Hayır. Her hükümet bu konuda kendi adına karar verir. Kişisel görüşlerimi Kongre’yle paylaştım [Karşı çıkıyor AZ] Türk dış politikasının AK Parti iktidarı dönemindeki oryantasyonundan söz ediyorum.

‘Sefaret olarak yaptığımız işten fevkalade gurur duyuyorum’

2004 yılında Ankara Büyükelçisiyken merkeze yolladığınız ve imzanız bulunan kriptolarda Sünni mezhepçi olarak tanımlamıştınız bu oryantasyonu. Batı medyası çoğunlukla Erdoğan’ı alkışladığı dönemlerde siz kendisini eleştiriyordunuz. Ancak bakıyoruz o gün yazdıklarınız geniş kabul görmeye başladı. Nasıl oluyor?

Öncellikle belirtmeliyim ki güvenlik sebepleriyle halen Wikileaks’te yayınlanan kriptoları bilgisayara indirmem yasak. Yazdıklarımıza gelince o dönem sefaret olarak yaptığımız işten fevkalade gurur duyuyorum. Çok yetenekli bir ekibimiz vardı. Türkçe konuşuyorlardı. İyi kaynakları vardı.

Bir de İsviçre’de bir takım  hesaplarla ilgili iddialar vardı. Erdoğan bu konuyla ilgili dava açmaktan söz etmişti. Açtı mı?

Hayır.

Erdoğan ile ilk karşılaştığınızda ilk intibanız neydi?

erdogan sbKarşımda çok kararlı ve kendinden son derece emin biri vardı. Türk-Amerikan ilişkilerinin önemini vurguladı. O günlerde ‘AB ile ilişkilerimiz tam üyelikle neticelenmezse Kopenhag kriterlerinin yerine Ankara kriterleriyle yolumuza devam ederiz’ diyordu. Siyasi reformların önemini vurguluyordu.

‘Esas kaygımız…’

Samimi değil miydi sizce?

AB sürecini kendi siyasi hedefine ulaşmak için mi kullanıyordu veya gerçekten samimi miydi ve zamanla AB’nin tavrı karşısında sertleşti mi bunu kestirmek zor. Benim açımdan esas dönüm noktası Aralık 2004’te gerçekleşen AB zirvesi dönüşünde Erdoğan’ın verdiği demeçti. Son derece buruk ve İslamcı, milliyetçi söylemlerle doluydu. Akabinde iktidara yakın medyada ABD aleyhinde komplo teorileri furyası başladı. Kaygımız Erdoğan’ın bunları okuyup bazılarını inanıyor olmasıydı.

Bugüne dönecek olursak 7 Haziran seçimlerden beri Erdoğan’ın stratejisi koalisyon olasılığını ortadan kaldırarak ülkeyi yeniden seçime götürmek ve hedeflediği parlamenter çoğunluğa ulaşmak ki siyasi dinamikleri değiştirebilsin. Ancak son kamuoyu araştırmalarına baktığımızda Kasım’da sonucun Hazirandan pek farklı olmayacağı tahmin ediliyor. Erdoğan bu durumda ne yapar? Esas kaygımız bu.

Türkiye artık öngörülemez bir ülke haline büründü. Eğer gelişmeler aynı yönde devam ederse Irak ve Suriye’deki kaos bir iki yıl içerisinde Türkiye’yi yutacak. En büyük kaygımız bu.




Bu haber 1661 defa okunmuştur.

Etiketler :

YORUMLAR



İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER RÖPORTAJ HABERLERİ

ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR