Bugun...

Yalman Özgüner
YOKSA BİZİM KÜRTLER GERÇEK KÜRT DEĞİL Mİ?
Tarih: 18-11-2015 11:02:00 Güncelleme: 18-11-2015 11:02:00


Yakın bir geçmişte bir televizyon programında Kürtlerin etnik kökeni tartışılırken, o günlerde DTP’li, bugün BDP’li olan bir Milletvekili büyük bir öfke krizine kapıldı. Milletvekilinin öfkesinin nedeni Kürtlerin etnik köken olarak Türk olduklarının dile getirilmesiydi. Bu öfkenin gerçek nedeni kamu bilincindeki ezberlerin bozulması, dolayısıyla parti olarak siyasi beklentilerin ve buna uygun stratejilerin alabora olma korkusundan kaynaklanan paniğin dışa vurumuydu belki de…
Aslında bu ilk defa gündeme getirilen bir konu da değildi. Sözgelişi 1947 yılında Maliye Müfettişi Burhan Ulutan’ın “Cenup-Şark Hakkında Bazı Notlar” başlıklı raporunda şu ifadeler yer alıyordu:
“Geçici bir müşahit sıfatıyla halen Kürt dediğimiz halkın aslen Orta Asya ve Horasanlı aşiretler olup nispeten yakın zamanlarda bu mıntıkalara hicret eden ve kışları Irak ve İran ovalarında geçiren ve bu uzun temaslar neticesinde bilhassa Arap ve Acem harslarının tesiri altında benliklerini kaybetmiş bir Türk camiası olduklarının açıkça hissedildiğini söylemek mümkündür. Bu insanların ekserisi asaletleri ve cengâverlikleri ve iyi hasletleriyle tanımaktadır. 
Diğer taraftan aşiret beylerine “Bey” ve “Han” gibi eski Türklere ait asalet unvanlarını sonradan bizden öğrenerek kullandıklarını nasıl söyleyebiliriz ki? Biz ki, yakın zamanlara kadar “Han” tabirini çoktan unutmuş bulunuyorduk. Ayrıca Şemdinli Kazasının, hatırımda kaldığına göre Besusin köyünde bundan 70-80 yıl kadar önce yaşamış bir Kürt beyinin adının Oğuz Bey olduğunu bir münasebetle resmi kayıtlarda gördüm ve Gülenk köyünde İbrahim Han adındaki bir ağadan yaptığım soruşturma da bu hususu teyit etti. Oğuz Bey bize göre bir Kürt beyidir ve aşireti bugün Kürt diye tanıdığımız insanlardan müteşekkildir. Bu isim pek çok şey ifade etmemekle beraber bazen kıymetli bir anahtar olabilir. Esasen bu mıntıkada her dolaşanı mevzubahis olan insanların aslen Türk olduğuna inanmaya sevk eden pek çok amiller vardır.”   
 * * *
DİYELİMKİ, bu ifadeler devletin gerçekleri saptırmak amacıyla düzenlettirdiği sahte bir belgedir. Öyle ise Altı Oğuzlar ve Kürt adlı bir İlhanlığın bulunduğu bölgede, Yenisey Nehrinin kollarından Ulukem Irmağına karışan Elegeş suyunun kenarındaki Elegeş yazıtında Orhon tipi Türk alfabesiyle yazılar bulunan Alp Urungu adlı bir Türk beyine ait mezar taşı da mı sahtedir? Buradaki Kürt boyunun dilinin öz Türkçe olduğu ve kullanılan alfabenin de Göktürklerinkinden daha eski Yenisey-Orhon yazısı olduğu görülen yazıtta Alp Urungu, halkından, oğlundan,  devletinden, akrabalarından, sadağından ve Türk hânından ölüm nedeni ile ayrıldığı için üzüntülerini dile getirmektedir. 
Kürt adlı uruğun Türk soyundan olduğu ve Türkçe konuşup yazdıkları anlaşılan yazıtta günümüz Türkçe’si ile “Ben Kürt elinin Hanı Alp Urungu. Altınlı okluğumu bağladım belde. Ülkem devletin. Otuzdokuz yaşımda öldüm. Hanım,  ilim ne çare sizlerime doyamadım. Hanım, ilim ne çare ayrıldım. Kuyda Prensesinden, sizlerimden ne çare özde oğlum sizlerden ayrıldım” ifadesine yer veriliyor. 
Yine diyelimki kimilerinin öne sürdüğü gibi yazıtta yer alan “Men Körtül Kan Alp Urungu” sözcükleri “Ben Kürt elinin hanı Alp Urungu” değil de  “Ben kuvvetli Kağan Alp Urungu” anlamında olsun. O zaman Ord. Prof. Zeki Velidi Togan’ın çalışmalarına göre Türklerin M.S. 445'de Azerbaycan'ın Muğan bölgesine yerleşmelerinin ardından  “Kürt” sözcüğünün o zamanlarda hayvan sürülerine sahip göçebeler için kullanılıyor olması, yanısıra Arapların Horasandaki Kalaç Türklerini “Erkad” (Kürtler) diye anıyor olmaları Burhan Ulutan'ın tespitleriyle örtüşen tarihi bir gerçek değil midir? 
* * *
TARİH, Türk soyundan ve Urallar kolundan olan Macarların, Kafkasların kuzeyini takip ederek Hazar hanı Birliğine katıldıklarını söyler. 
Bizans İmparatoru Konstantinos Porphyrogennetos VII (913-959) “Devlet İdaresi” adlı kitabında Macar Birliğindeki yedi boydan söz ederken, en kuvvetli ve kalabalık boylar arasında Kürt boyunun adını verir. Macar Bilgin Nemeth de Macar adı alan dokuz oymaktan, aralarında Kürt adını taşıyanı olmak üzere yedisinin Türk asıllı olduğunu söyler. Esasen eski Macar alfabesi ile Orhon Alfabesi karakterindedir. Orhon Anıtları, Elegeş yazıtı, eski Macar alfabesi, Erzurum’daki Cunni Mağarasında bulunan harfler, mezar taşları hep aynı kökten gelmektedir. Macar Kürtlerinin dillerinin Türkçe olması, M.S. 889'da Doğudan gelen bir Türk göçü ile Prut Çayı havzasında kurulan bir Macar devletinden söz eden Latince kaynaklarda bu boyla ilgili olarak “Kutru”, “Kürtü”, “Kürt”  adlarının geçmesi ve bugünkü Macaristan’da dokuz vilayette “Kürt” adıyla anılan yerleşim bölgelerinin bulunması, Macaristan’dan koparılıp eski Çekoslovakya’ya bağlanan bölgede “Kürt” isimli on köy bulunması, yanısıra Romanya’nın Transilvanya bölgesinde bulunan Sekel adındaki Hun asıllı bir Kürt boyu bulunması, tarihin geçmişten günümüze sarkan bir fantazyası mıdır? 
Etnik temel olarak araştırıldığında bu kimliğin Burhan Ulutan’ın öne sürdüğü gibi Kürtlerin, Türklerin ayrılmaz bir parçası olduğunu doğrulayan daha pek çok kanıt vardır. Sözgelişi Malazgirt Savaşında Alparslan’ın ordusunda tıpkı Attila’nın ordusunda olduğu gibi kimine göre 10 bin, kimine göre 20 bin Kürt askeri bulunmaktaydı. Ayrıca Kürtçülük yapanların öne sürdüğü gibi Malazgirt savaşından önce Diyarbakır ve çevresinde Kürtler yaşıyor olsalardı Hristiyan olmaları gerekirdi. Çünkü Bizans kendi halkını İstanbul kilisesine karşı çıktıkları için keserken Müslüman Kürtlere hoşgörüyle yaklaşmazdı.
Osmanlı döneminde Kızılbaş Türkmenler onbinlerce insanı katleden Yavuz Selim’in Alevilere olan gazabından ötürü hayatta kalabilmek için Kürtleşerek kimliklerini saklamışlardı. Karakeçili aşiretinin mensupları Urfa yöresine, yerleşip de “Kürtleşirken”, Diyarbakır Karacadağ bölgesine yerleşip yine “Kürtleşen” Türkmen boyları vardır. Günümüzde Tunceli, Erzincan ve Varto’da Zazaca konuşanlar da aslında kuzey Türkmen topluluklardır
Anadolu’da arkeolojik kazılarda “Kürtçe” tek sanat eseri, mimari eser, anıt, kitabe olmadığı gibi günümüze kalmış ne bir Kürt parası, ne bir Kürt yazılı anıtı, ne de Kürtçe bir alfabe olmadığı gibi tarihte Kürtlerin oluşturduğu bir devlet de olmamıştır. Ayrıca günümüzdeki Türkiye Kürtçesinin orijinal bir dil olmayıp ağırlıklı olarak Türkçe olmak üzere Farsça, Gürcüce ve Arapça’dan oluşan toplama bir dil olması, yanısıra yine bir Kürt lehçesi olarak anılan Zazaca’nın Kürtçe’den farklı olması, Kürtlerin etnik kökeninin Türk mü yoksa Asuri mi, Arami mi İrani mi olduğu üzerindeki bütün spekülasyonların üzerini çizdirecek kesin kanıtlardır.   
Sözün özü: “Kürt”, “Türk’tür” ve “Türk” de “Kürt”…    
Kürt ve Türk bir yumurta ikizi kadar kardeştir ve özellikle büyük önderimiz Atatürk’ün çizdiği Misakı Milli sınırları içinde, Ay yıldızlı bayrağın gölgesi altında yaşayan Türk ve Kürtler sonsuza kadar eşit hak ve özgürlüklere sahip olarak kurtuluş savaşında olduğu gibi üzüntü ve sevinçlerini kardeşçe paylaşarak sonsuza kadar varolacaklardır.
Kürtçülere, Kürt sorunu mühendislerine ve Kürt açılımcılarına duyurulur.

 



Bu yazı 2864 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI