Bugun...

Av. Münir GÖKER
AK SAKALLI DERVİŞ
Tarih: 21-07-2018 12:09:00 Güncelleme: 21-07-2018 12:09:00


Yazarımız Münir Göker’in son kitabı  YENİ HİKAYELER den alınma bir öykü…

 

Sıkıntılı, acılı, hüzünlü günlerimde... Güvendiğim kadınlardan, yakın dostlarımdan, kan bağım olan yakın akrabalarımdan kumpasa uğradığım zamanlarda... AK SAKALLI DERVİŞ, geniş okyanus kumsalında, beyaz bir piyanoda Mozart çalardı düşlerimde...Ve beni kumpaslara, çakallıklara, kötülüklere karşı uyarırdı.Bu kurtlar sofrasında beni koruyan gözeten bir güçtü.Yaşam boyu su taşıyan aptal ve saf bir saka olduğumu bilirdi Ak Sakallı Derviş...Özellikle para pul taleplerini sorardım ona...
Yine bir gün,eski dost zarif bir hanım önemli bir meblağ istemişti benden...Kızına iş kuracakmış.
"Bu akşam bir düşüneyim..." dedim
Gece rüyamda ak sakallı derviş okyanus kumsalında beyaz piyanonun tuşlarından sol elini kaldırıp:
"Hayır... Verme..."İşareti yaptı.
Ertesi gün zarif, kibar ve de aristokrat kadın:
"N'oldu bizim para,sevgili sakam benim..."dedi
"Hayır veremem"
"Neden?"
"Ak Sakallı Derviş verme dedi rüyamda..."
Birden o nazik kadın gitti.Yerine bambaşka bir cadaloz geldi...Celallendi:
"Ne biçim sevgi bu ulan...Sıçarım o Sakallı Derviş”in sakalına…Ben o parayı verecek taşşaklı bir adam bulurum..."
Ak sakallı Derviş bir kez daha haklı çıkmış...Kadın da o adamı bulmuştu zaten... 
Uzun zamandır gözükmüyordu...Dün gece düşümde gördüm yine.Yaşlanmıştı iyice.Yüzü epey solgun ve beyaz sakalları daha da uzamıştı yerlere kadar...Yine piyanonun tuşundan ayırdi sol elini...Sanki: "İlk vapurla gidelim artık buralardan."Diyordu.
"Bana bir şiir oku..." dedi.Kıramadım:
"Dün gece seni gördüm düşümde 
Yüzün her zamankinden solgun 
Trenler vapurlar kalkmadan 
Kaçalım burdan diyordun 
Uyandım böyle söylediğin tam 
Düşündüm bu çocuksu isteği 
Düş bu, neye yarar
Değilmi ki gerçekte 
Kaçırmışız bütün vapurları,trenleri..."

Daha sonraları çok aradım Ak Sakallı Derviş’i…Ancak ulaşamadım. Rüyalarıma girmiyordu artık. Düşlerim Ak Sakallı Derviş’e kapalıydı sanki.Oysa acılar, sıkıntılar, kumpaslar, kıskançlıklar (özellikle bizim sosyal demokrat,sosyalist,sol,sanatçı ve yazar-çizerkesiminde), engeller, çakallıklar, hasetlikler, öküzlükler, kollamalar, kayırmalar, arkadan dolaşmalar, sürüp gidiyordu…

Büyük şehirden kaçıp kurtulmuştum.Memleketim,ilk gençliğimin yaylarına götürdü beni… Hüzünlerim ,umutsuzluğum, savaşı kaybedişim, eski dava arkadaşlarımın bile beni yalnız bırakması, paranın dayanılmaz gücüne karşı mağlup olmam götürdü beni Giresun’un Kulakkaya yaylasına.

Deniz bilmezdik o yıllarda.Yazın yaylaya çıkardık…..Oysa tertemiz Karadeniz…Sahilde yağlı direk üzeride bayrak kapma yarışı oynardık.Bayrağı kapamayan denize düşer, kapan parayı kapardı.Kulakkaya’nın ufak kahvesinde eski konsolos Ethem Bayezid neler anlatırdı ve can kulağı ile dinlerdik onu.Yetmiş yaşında falandı,yani benim şimdiki yaşım. Ne kadar aristokrat gözükürdü bize Ethem Nazif...Hele Paris anılarının hiç bitmemesini isterdik.10 yaşlarımda falandım.Paris düşlerimde bir karanfil demeti idi o yaşlarda.Bilmeden yürürdüm Paris sokaklarında. Chant Elisee.Avenu Focha.Rue Du Bac..Yıllar-yıllar sonra arşınlarkan o sokakları Ethem Nazif Beyazıtoğlu gözümde canlanırdı.

Yayla sahilden 2500 metre falan yüksekte idi.İlk gençliğimde bulutların yaylayı kaplamasını deniz gibi görürdük..Ahmet Ağabey açıklardı:

Yeğenim o bulut denizi. Orada yüzülmez, seyredilir.”

İşte yıllar yıllar yıllar sonra bu kez trenin son vagonunda uğramıştım Kulakkaya’ya...Derin hüzünlerim, yakın dostların ihaneti,uğradığım kumpaslarla…Cemal Ustanın kahvesi 60 sene öncenin eski fotoğrafı gibi duruyordu. Doğal olarak ne Cemal Usta, ne Ethem Nazif ne Ahmet ağabey yoktu.

Ulaşamadığım Ak Sakallı Derviş’i aramaya gelmiştim Kulakkaya Yaylasına. Özellikle bulutlara bakan köy evi kiraladım bir haftalığına. 60 yıl içinde pek bir şey değişmemişti . Bu dünya güzeli, Dante’nin cennetine turizm ulaşamamıştı ne yazık. Tüm Karadınız yaylalarında olduğu gibi… Ulaşsa n’olacaktı muhteşem buutlara bakarak rakı içmek yasaktı.Tek köhne restoran balık yanında rakı vermiyor,şalgam suyu ikram ediyordu.

Sonra Kulakkaya yaylasının bulutları üstünde kocaman bir gemi gördüm. Pırıl pırıl ışıklı bir gemi…Ak Sakallı Dervişle birlikte gemideydik.Ak Sakallıya bir şeyi geri vermesini söylüyordum. Ver diye bağırıyordum. Bir şey tutuyordu elinde ve geriye doğru uzaklaşıyordu.Uzaklaşmıyordu belki de ,fakat olduğu yerde küçülürken uzaklaşır gibi oluyordu.Ver diye bağırıyordum. Çığlıklarım yaylanın üzerinden bulutları aşıp,          

Kula kkaya”nın en güzel merası Şekersuyu’na ulaşıyordu.

Ver diye bağırıyordum...Vermiyordu… Sattım diyordu. Sattım.Param yok. Param yok.Git.Git.Git...Nasıl olur Ak Sakallı Derviş geminin kaptanıydı.Sürekli iyilikler bir demet ,öğütler, yerçekimle karanfil demetleri vermişti bana.Tüm çakallıklara karşı uyarmışdı beni.Nasıl vermezdi şimdi elinde sımsıkı tuttuğu anılarımı, gençliğimi, acılarımı, hüzünlerimi…Geminin bütün düdükleri öttü.Beni bir odaya kapattılar. Kıç tarafta küçücük bir oda.Gemi tayfaları ve gemiciler orama, burama vurmaya başladılar.Ben sadeci koruyordum kendimi. Tutuyordum ellerini nazik yerlerimi korumak için. Tutuyordum kendimi bu vandalların ağızlarını burunlarını kırmamak için. Çünkü kuşağımız nice kavgalar , döğüşler, kıyımlar yaşamıştı.Üç fidanlan, nice gençler kıyıma uğramıştı haksız yere miterlrni gazına gelerek…Adidas ayakabılarla dağa çıkmışlar, uğruna devrim yaacakları köylüler ihbar etmiti o güzelim gençleri.İsa değildik,vurmayı öldürmeyi sevmedik hiçbir zaman.Korkusuzluğumuz ve cengaverliğimiz kendimizi korumak içindi.Sonnuda bir savaşı kaybettik, bu politik savatı.Bazılarımızda lerleyen yıllarda ve yalılıkta duygusal savaşı tda kaybetti.

Ak sakallı’nı sesi yankılandı küçük odanın duvarlarında: “ Sen de onlara vur. Vur hadi. Tümünden iyi kavga edersin..”

Ben kimseye vuramam ak sakallı. Biz sadece koruruz kendimizi…Faşizme,Vandallığa, saldırganlığa, maçoluğa, kabadayalığa, hıyarlığa, çakallığa karşı. Ben vurabilsem kendimi vururdum” diyecektim, diyemedim. Sesim kısılmıştı. Kapıya vurmaya başladım.Odada böcekler vardı. Bir yatak vardı üzerinde Giresun el işlemeli çarşaf…

Ama dönüp bakamıyordum arkama.Kulakkaya yaylasının bulutlarının arasından bas- bariton sesi ile bağırıyordu Ak Sakallı Derviş.

Yat Hadi..Yat hadi..”

Karyola yoktu. Sedire uzandım.Lomboz deliginden gemicilere bağırdım.Kimse ses vermiyordu. Ak Sakallı Derviş nasıl bu hallere düşmüştü. Gemi kaptanlığı yaramamıştı ona. O Okyanus kumsalında beyaz piyanosu ile Mozart çalmalıydı.Yoksa Kulakkaya yaylasının bulutlarında yüzen düşler gemisinde miydim? Bu düşler gemis imiydi iskele sancak düşlerimin içinde ilerliyordu.Altımızda bulutlar vardı.Bir süre sonra kapı açıldı gıcırtısız. Melodik bir sele. Ak Sakallı Derviş göründü nurani yüzü ile. Kaptan formasını çıkarmış, kasketini atmış, yine eski haline bürünmüştü. Yat dedi bana her zamanki büyülü sesiyle. Karyola yoktu. Tahta sedire uzandım…

Okyanus kumsalında uyandım. İşte yine piyano sesi.. Ak Sakallı Derviş Mozart çalıyordu aynı, şevk, heyecan, melodi ve armon kıvraklığı ve uyumu içinde... Elimi kavradı. Açtı. Anılarım ve gençliğimi geri verdi.Avucumun içine yerleştirdi.. Sevinçle boynuna sarıldım:

Kötü bir düş gördüm Ak Sakallı Derviş... Sen bir gemimin kaptanı idin. Bulutların üzeride gidiyordu gemimiz.Düşlerimi ,gençliğimi vermiyordun.”

Ak sakallı yanıma geldi. Saçlarımı karıştırdı.Anılarımı ve gençliğimi tuttuğum avucumu iyice sıktı.Tekrar sıktı…Tekrar sıktı:

Açma sakın avucunu… Kimselere verme gençliğini ,acılarını, aşklarını, hüzünlerini… Ben uzun bir yolculuğu çıkıyorum.Bulutların ötesine gidiyorum.Simsiyah bir kartaldım bir zamanlar..Daima rüzgarla, yıldırımlarla, tufanlarla, boğuşurdum.Yaşlandım.Bir bulutun üzerine kıvrılıp yatacağım.Eğilip bakacağım Dünyaya vaktim olursa.Ancak görmek istemiyorum o çirkinliği ve kirliliği..Geleceğini haber var bana.Eğilip seyrederiz Dünyayı bulutların arasından.” Diye seslendi…Ve Uçtu…Gitti…

Kumsala uzandım . Anılarım, gençliğimi, acılarımı,aşklarımı, yediğim ikinci evlilik kazıklarını, dostların yaralayan gülünü…Sımsıkı tutuyordum avuçlarımda…Kimseye vermeyecektim.Kimse de açamazdı avuçlarımı Dünyanın tüm açıcıları gelse... Bütün kara parçalarında olanlar…Afrika dahil…

Upuzun kanatlı bir martı gördüm. Uzak denizlerden okyanus kumsalına yaklaşıyordu.Yaklaştı,yaklaştı..Geldi yanıma oturdu. Avucumu yalamaya başladı.Eflatun gagasıyla yüzümü okşuyordu.Öpüyordu adeta elimi ve avuçlarımı:

Martı ,martı, güzel martı, eflatun gagalı martı..Kimselere vermem avuçlarımın içindekileri. Yasakladı Ak Sakallı Derviş..Kimse açamaz avuçlarımı, zorla veya öperek, okşayarak…”

Eflatun gagasını yüzümde gezdirmeye başladı.Dilini çıkardı bütün yüzümü okşadı. Kanatlarını tümüyle açtı, kızgın okyanus güneşinden korumak istiyordu adeta.Bembeyaz bir şemsiye gibi.

Yüreğim dayanmadı bu denli özel ve katıksız sevgiye. Daima çakallık ve kumpas, kötülük, çirkinlik, nefret, acımasızlık görmüştüm insanlardan.Beyaz kanatlı ve eflatun gagalı martı değildi o insanlardan.Değildi insan varoluş biçimi olarak…Martı olarak gelmişti Dünyaya ne güzel. Bilmese de insanlar gibi Shekespeare ve Olmak veya Olmamak..Biliyordu sevinci,ahlakı, kazık atmamayı, yaşama sevincini, sömürmemeyi…Çünkü uçuyordu bembeyaz kanatları ve eflatun gagası ile okyanusların üstüde.

Avuçlarımı açtım.Yavaşça gagasını değdirdi gagasını ve uzun kırmızı dilini…Aldı götürdü avuçlarımın içindeki anılarımı,hüzünlerimi, gençliğimi, acılarımı, aşklarımı, romanslarımı…Sevinç çığlıkları atarak uzalaştı kumsaldan. Okyanus denizlerinin bulutlarının kucakladığı...Taa öteden veda çığlığı gönderdi.Mm.Buttefley’deki ayrılık aryası gibi.

Kumsala uzandım.

Yorgundum.

Yalnızdım

Acılarım ve hüzünlerimle başbaşaydım…

Okyanus dalgaları gürültüsüzce döverken sahilin kumlarını..

Uyudum…

Okyanusun gri kumsalı üzerinde

Ak Sakallı Dervişin piyanosundan Mozart dinleyerek

Bir daha uyanmamak üzere.



Bu yazı 1181 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI