Bugun...

Cahit ÇATALOĞLU
FİLMİN SONU!
Tarih: 01-02-2016 16:13:00 Güncelleme: 01-02-2016 16:13:00


Biz gazeteciler için en sağlam kaynaklardan biri kendi arşivlerimizdir. Yıllar ilerledikçe arşiv zenginleşir, sık sık göz atmakla da yakın geçmişle olan bilgi bağı pekişir.
Ben de, sıklıkla geçmiş yazılarımı okur, o satırlarda geleceğe ilişkin tahminlerimin ne ölçüde gerçekleştiğine bakar diğer yandan da ekonomimize yön veren aktörlerin neler söylediklerini, neler yaptıklarını, başarılı ve başarısız yönlerini görürüm.
Arşivler kinci ve duygusal değildir. 
Duruma ve sahibine göre hareket etmez.
Yalancılık, yandaşlık yapmaz.
İşine gelir veya gelmez ama sadece doğruları yüzüne çarpar.
***
AKP iktidarı 14 yıldır Türkiye’yi yönetiyor. 
Biz burada sadece ekonomi    penceresinden bakıp değerlendirmede bulunalım.
Geride bıraktığımız yıllarda başarılı sonuçlar veren bazı uygulamalar var ama verilerin ezici çoğunluğu AKP       iktidarının ülkeyi çok kötü yönettiğini gösteriyor.
Bir ülkenin ekonomik yönden kalkındığının en basit göstergesi bir yılda o ülkede üretilen milli hasılanan dolar karşılığıdır. Bu hasılanın kaç kişiyle yapıldığı ise fert başı ortalama geliri gösterir. Enflasyon hızı, dış ticaret verileri, işsizlik oranları gibi bir çok unsur da o ülkenin ekonomik tomografisini gösterir.
Nereden gelinip, nereye gidildiğini anlamaya yarar.
Şimdi biraz geriye gidelim.
Yıl 2000. 
Bülent Ecevit Başbakanlığı’nda 3’lü koalisyon hükümeti Türkiye’yi yönetiyor. Ve Türkiye 2000 yılında dünyada en büyük 18’nci ekonomiye sahip.
Hemen ardından başta bankacılık ve medya olmak üzere bazı sektörlerde kriz başgösteriyor. Onbinlerce çalışan işsiz kalıyor. Ücretler düşüyor ve çalışanların satınalma gücü zayıflıyor. Bu durum piyasaları da etkiliyor ve Türkiye 2001 yılında dünyada 22’nci sıraya geriliyor.
***
AKP hükümeti 2002 yılıyla birlikte görevi alıyor ve o yıl dünyada ekonomik   büyüklük sıralamasında                       21. durumdayız. 
2002 yılından günümüze 17 ile 19. sıralarda inip çıkıyoruz. Bir başka ifade şekliyle 14 yılda Türkiye’nin bir başarı hikayesi maalesef yok. Dünya klasmanında ilk 20 büyük ekonomi arasında yerimizi koruyoruz. Ancak G-20 dışına çıkmamız deyim yerindeyse an meselesi. 
Zira son 3 yıldır milli hasıla rakamlarının artması gerekirken sürekli düşüyor. 
2013 yılında 820 milyar Dolar olan milli hasıla rakamı bir yıl sonra, 2014’de 800 milyar Dolar’ın altına düşüyor. 2015 yılında ise 720 milyar Dolar’a kadar geriliyor.
Bu rakamlar son 3 yıldır fakirleştiğimizin en somut göstergesidir. 
Oysa AKP hükümetinin öngörüsü ve koyduğu program hedefine göre milli hasılanan şimdilerde 900 milyar Dolar’ın üzerinde gerçekleşmesi gerekiyordu.
Bırakın ekonomik büyümeyi çok net ve tehlike sinyalleri veren ekonomik küçülme içindeyiz. 
Bunun anlamı sokaklarda daha fazla işsiz, katma değer üretemeyen sürekleyici sektörler, düşen ihracat ve yaygın fakirliktir.
Suriye’den gelen mültecilerle birlikte   nüfusumuz hızla çoğalırken, milli hasıla rakamları artacağına azalıyor.
İhracatımızın 2023 yılında 500 milyar Dolar’ı yakalayacağı palavraları atılmıştı. İş dünyasının uyanık geçinen başkan patronları da bu palavraya sazan gibi  atlamıştı.
Bırakın 2023’de 500 milyar Dolarlık  ihracatı yarısını yakalayın büyük başarıdır.
Öte yanda hiç hesapta olmayan ancak Rus savaş uçağının vurulmasıyla başlayan turizm krizini bu yıl acı şekilde hissedeceğiz.
AKP hükümetlerine çok uzun süre “ilaç gibi” gelen özelleştirme operasyonları da tamamlandı. 
AKP, Cumhuriyetin özellikle de büyük önder Atatürk’ün bir çoğunu hayata geçirdiği, fabrikaları, tesisleri, limanları da evin serseri damadı gibi satıp savdı. Karşılığında 62 milyar Dolar gelir elde edildi ama o paralar da ortada yok.
Hepsi bir tarafa, 450 milyar Dolar’a yaklaşan dış borçlar var.
Türkiye aptalların bile çok net görebileceği ekonomik iflasa sürükleniyor. AKP hükümetini desteklemek ayrı ekonomide yapılan ölümcül yanlışları görebilmek ayrı bir konudur.
***
Hükümete göbeğinden bağlı yandaş, yalaka, yalancı basın grubundan olmadığımız için, tarihe gerçekleri not düşmek adına, bizi izleyenleri uyararak görevimizi huzurla yapıyoruz.
Gazetecinin temel görevi eleştirmek, soruşturmak ve gerçekleri aktarmaktır.
Eğitimden sağlığa, dış politikadan içerdeki çatışmalara ve şehit haberlerine girmeden sadece ekonomik gelişmelere baktığımda Türkiye’nin felakete sürüklendiğini çok net görüyorum.
Demokrasiyi askıya alsan, diktatörlük ilan etsen, hoşuna gitmeyeni sokakta sallandırsan bile sonuç değişmez, acı senaryo aynen yaşanır.
Türkiye borçlu, borcunu ödeyecek gücü yok. Mal satamıyor, gelirleri hızla düşüyor. İşsizler ve açlar artarken,      nüfusla birlikte sorunları büyüyor ama diğer yanda görülmemiş biçimde    yönetim israfı tam gaz gidiyor. 
Şimdi de varsa yoksa Başkanlık.. Üstelik Türk tipi?.. Ne demekse, nasıl olacaksa?..
Bunun sonu ferah olur, Türkiye ekonomik yönden kalkınır, zenginleşir diyen varsa istediği gibi düşünsün.
Arşivime bakıyorum.. Son 14 yıldır izlenen ekonomi politikalarını tek bir başarı hikayesi yok.
Bakanlar geleceğe yönelik tahminlerini sunarken her zaman ölçüyü kaçırmışlar. Hazretler hangi konuda görüş          açıklamışlarsa bir süre sonra tam tersi gerçekleşmiş. Bütün öngörülerde dikkat çekici yanılgı payı olmuş. Dahası revize edilip yeniden açıklanan hedefler bile tutmamış.
Millet yaşamının akışında unutup gidiyor ama arşivler unutmuyor.
Ne diyelim, bu filmin sonu iyi bitmeyecek galiba...



Bu yazı 4363 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI