Bugun...

Cahit ÇATALOĞLU
Hacı “İbraam A”nın ardından.. İbrahim Bodur sanayici budur.
Tarih: 31-05-2016 07:36:00 Güncelleme: 31-05-2016 07:36:00


Bizim kuşak ekonomi gazetecilerinin en önemli ve güvenilir haber kaynaklarından, Türk seramik sektörünün babası, sanayimizin duayenlerinden ve 88 yıllık yaşamına   yüzlerce başarı destanı sığdırmış Hacı İbrahim Bodur 23 Mayıs 2016 günü aramızdan ayrıldı.
40 yılı aşkın süredir tanıdığım, 1970’li   yılların ikinci yarısından sonra, İstanbul Sanayi Odası Meclis Başkanlığı        döneminde ise sürekli görüştüğüm İbrahim beyle ilgili elbette pek çok anım var.
Ama her şeyden önce O’nun pek ender insanda görülen hoşgörü ve insan sevgisi özelliğini vurgulamak gerekir.
İbrahim Bodur inançlı bir müslümandı. “Hacıbey” olmanın bütün erdemlerini üzerinde taşıyordu. Ancak bağnazlık bir yana, insanlarda derin bir hayranlık, saygı ve sevgi yaratan babacan bir kişilikti. 
Sosyal hayattaki konumu gereği davetlere sıkça icabet eder, siyasi ve ekonomik gündeme ilişkin düşüncelerini anlatırken, aynı masadaki insanlar rakılarını yudumlardı. 
Hacı bey ve rakı sofrası.. Günümüzde ne büyük çelişki değil mi? 
Bugün siyaset sahnesindeki iflah olmaz yobazların içki içenlere karşı tiksinti fışkıran bakışlarını göz önüne getirince gerçekten çok dikkat çekici. 
Oysa.. bugün hasbelkader toplumun vitrininde yeralan siyasi figürler, içki   içenlere düşman değil de, afiyetler olsun diyebilmeyi becermiş olsalardı, ayrışma, ötekileştirme olmayacaktı.
Hacı İbrahim Bodur’lar bol olsaydı Türkiye böyle karpuz gibi ikiye ayrılmayacaktı.
Böyle engin hoşgörüye sahip abide insanlar toplumun her katmanında bulunsaydı ülke olarak herhalde çok farklı pozisyonda olurduk..
İSO Meclis toplantıları
İstanbul Sanayi Odası’nda 1970’li yılların ikinci yarısından itibaren Meclis Başkanlığı görevini üstlenen ve İSO     tarihinin en uzun süreli başkanı olan Bodur, basın camiasına sıcak bakardı. Medyatik kişiliğe sahipti. O yıllarda Odakule binası hizmete girmediği için Meclis toplantıları Tepebaşı’ndaki binada yapılırdı. Toplantı akşam saatlerinde sona erer ve bizler, bir avuç gazeteci aynı caddede bulunan Union Française’in   tarihi salonuna geçip rakı faslına başlardık. İbrahim bey kimi zaman yalnız, kimi zaman henüz öğrenci olan biricik kızı Zeynep ile aramıza katılır, siyasi ve ekonomik gündeme ilişkin düşüncelerini kendine has o tatlı üslubuyla anlatırdı. 
O toplantılar bir süre sonra iş dünyasındaki pek çok kişinin ilgisini çekmeye başlamıştı. Bunların başında da İSO’nun yeni üyelerinden Sakıp Sabancı geliyordu. Zira, hemen ertesi gün danışmanı rahmetli Babür Ardahan bizleri arar ve bilgi toplamaya çalışırdı.
Union Française gecelerine katılan meslektaşlar arasında yanlış hatırlamıyorsam Meral Tamer, Osman Ulagay, Kenan Mortan, Necati Doğru, Zeynep Atikkan, Alp Orçun, Mukaddes Orçun, Şeref Özgencil, Yalman Özgüner, Vahap Munyar ve Refik Balcı bulunuyordu.
Duayen sanayici
İbrahim Bodur’un sanayiciliği 1957 yılında Başbakan Menderes döneminde başlıyor. O dönemde “Su Müdürü” olan genç, Süleyman Demirel ile başlayan sıcak dostluğu ise ömürboyu sürüyor. Demirel, Bodur’dan sürekli yeni fabrikalar açmasını istiyor, onu teşvik ediyor. Ve her yıl 27 Temmuz’da “Çan Şenliği” adı altında Demirel gelip hem temel atıyor hem de tamamlanan fabrikaları hizmete açıyor.
İbrahim Bey göçü tersine çeviren çok ender sanayicilerden biriydi. Çanakkale’nin Çan ilçesinde işsizlik kavramı yoktu. Yanında çalışanlar onun adeta çocuklarıydı. Kıvançlı ve acılı günlerinde hep çalışanlarının yanındaydı. Toplu düğünler, toplu sünnetler yöreye sadece şölen atmosferi yaratmıyor, birlik olmanın müthiş gücünü de hissettiriyordu. 
Çan ve Nevruz Köyünde herkesin en büyük güvencesi, sigortası Hacı bey idi.
Binlerce çalışana yılda 2 kez giyim yardımı yapıldığı gibi çok sık erzak kolileri dağıtılırdı.
Bu insani paylaşımların, günümüzde bazı siyasetçilerin yaptığı gibi görgüsüzlük gösterisi olduğu sanılmasın.. Bu yardım paketlerini herkes bilir ama sadece alan ile veren görürdü.
Çanakkale Seramik tesisleri 1970 öncesinde haftada ancak bir kamyon seramik üretebiliyordu. Çalışanlarıyla   beraber koca bir aile olan Bodur Grubu’nun üretimi 1995 yılına gelindiğinde günde 110 kamyona ulaşmıştı. Ve dünya klasmanında 110 kamyon üretimle ilk sırayı alıyordu. İkincilik ise günlük 100 kamyon üretimle Brezilya’da bir firmaya aitti.
Türk seramiği ve yer karosu dünyada prestij haline gelmişse ve Avrupa’da İtalya ile başabaş yarışır konumda ise bunun kaynağı, nedeni, tek başına İbrahim Bodur’dur. 
Özal’ın oyunu tutmadı
İbrahim Bodur iş hayatı boyunca devleti yönetenlerle, basınla, sivil toplum kuruluşlarıyla ve farklı çevrelerle ters düşmedi. O’nun o beyefendi duruşu, güleryüzü ve engin hoşgörülü tavrı zaten herkes tarafından algılanırdı. Türkiye’de gelmiş, geçmiş bütün siyasilerle iyi ilişki kurmuştu. Ancak Turgut Özal ile bir ara ters düştüler. 1980’li yılların ortaları..   Özal tek başına Türk siyaset sahnesinin en önemli aktörüdür. Daha dün denecek tarihe kadar “Ağabey” diye hitap ettiği  Süleyman Demirel devletin zorunlu misafiri olarak dinlenmektedir. 
Herkes gibi Özal’da Demirel döneminin kapandığına inanmaktadır. 
Ama öyle düşünmeyenler de vardır.
Demirel ile ahde vefa bağını koparmayan sadık dostlarından biri de İbrahim Bodur’dur. Özal, bunu hazdememekedir. 
Turgut Özal o tonton görüntüsüyle hiç de bağdaşmayacak, kendisinden beklenmeyecek bir ince siyaset izler. Amacı,   Bodur’u kendisine biat eder duruma getirmektir.
Vee.. işte o dönemde Halis Toprak adında bir adam birdenbire iş dünyasının parlayan yıldızı oluverir. Yaşam biçimi ve kasaba tüccarını andıran görüntüsüyle kısa zamanda “Halis Ağa” olarak ünlenmeye başlar. Çok şubeli Toprak Gıda adeta Koç’ların Migros’una kafa tutarken, Toprak Kağıt ve Toprak İlaç dev tesisleriyle Eczacıbaşı’ların karşısına dikilmektedir. Toprak Seramik ise doğrudan Çanakkale Seramik’e alternatif olarak pazarda tutunmaya çalışmaktadır. Şişli’de görkemli binada Toprak Holding flaması dalgalanırken, holdingin başına İstanbul Ticaret Odası başkanlarından Atalay Şahinoğlu getirilir. Halis ağanın bu serveti nasıl edindiği en son teknolojili dev tesisleri birbiri peşisıra nasıl ortaya çıkardığı merak konusu olurken bir süre sonra şifre çözülmeye başlar. Harun gibi zengin görünen Halis Ağa’nın asıl gücü devlet olanaklarından yani perde gerisinde Turgut Özal’dan  kaynaklanmaktadır. Özal gaz vermekte Halis ağa da yol almaktadır. Bu dönem İbrahim Bodur için sıkıntılı, endişeli aylardır ancak Hacı bey pes edecek değildir. Yeni atılımları bırakıp yere daha sağlam basacak stratejiler üretir. Sonuçta Özal dönemi sona erer, Halis Ağa’nın pili tükenmeye başlar ve Süleyman Demirel sanki küllerinden yeniden doğarak Türkiye’nin dümenine geçer.
Ürperten rastlantı
Yanlış hatırlamıyorsam 1980 sonrasında İbrahim Bey’in davetlisi olarak yine Çan’a gitmiştik. O yıllarda annesi Hacı Fatma valide hayattadır. İbrahim bey annesinin adını taşıyacak bir cami yaptırmaktadır. Kaba inşaatı tamamlanan camiyi bizlere gururla gezdirmiş ve “Açılışta inşallah beraber olacağız” demişti. Aradan 7-8 ay gibi bir zaman geçti ve basın danışmanı Refik Balcı açılıştan bir hafta önce bizleri davet etti. Kesin tarihi hatırlamıyorum ama açılış için bir Cuma günü seçilmişti. Kalabalık cemaatle “Valide Hacı Fatma Bodur Camii” ibadete açılacaktı.
Ama..
Hiç beklenmeyen, öngörülmeyen, sıradışı, olağanüstü mistik, ilahi bir rastlantı herkesin adeta kanını dondurdu.
Hayatımda beni en fazla duygulandıran, tüylerimi diken diken eden 3 olaydan biridir bu. 
Oğlunun, adına cami yaptırdığı Fatma Valide açılıştan bir gün önce hayata veda etti ve ibadete açılan caminin musalla taşına ilk kez annesinin tabutu kondu.
İslam aleminde acaba bir eşi var mıdır? Hiç sanmıyorum. Yaklaşık 1.5 yıl süren cami inşaatı tamamlanacak, bütün hazırlıklar bitecek, ibadete açılış günü duyurulacak, ancak adını taşıyan caminin açılışında o kişinin cenazesi kaldırılacak..
Böyle bir ilahi zamanlamayı kelimelere dökmek bile çok zor. Aradan 35 yıl gibi zaman geçmiş olmasına rağmen benim için tazeliğini ve etkisini sürdüren çok özel bir olay.  
Şimdi İbrahim Bey’de annesinin yanında ebedi istirahatgahına geçti. 
Allah hepsinin mekanını cennet eylesin.
Seni hep rahmetle, özlemle, sevgiyle anacağım hacı “İbraam A”.



Bu yazı 5006 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI