Bugun...

Cahit ÇATALOĞLU
LAF SALATASIYLA POLİTİKA YÜRÜMEZ
Tarih: 04-02-2021 10:18:00 Güncelleme: 04-02-2021 10:19:00


"Türkiye yokluk ve karaborsa cennetiydi!.."
"Her şey için kuyruğa girerdik!.."
Laflarını geveleyen, 1980 öncesini, Ecevit dönemini karalamaya çalışan odun kafalılar sözüm sizlere.
Kuran'da da "Namaza durma" der ama cümlenin başı ve sonu vardır, ayeti tam okursan ne demek istendiğini anlarsın.
Yarısını okursan ya salak olursun ya yalak!..
Şimdi dönelim o yıllara uhuletle ve de suhuletle.
Neyin ne olduğunu anlamaya, analiz etmeye, yorumlamaya çalışalım.
Ucuz siyasi çamur atmalardan, palavralardan, sahtekarlıktan uzaklaşıp geniş fotoğrafı görmeye çalışalım.
*********************
Türkiye garantörlük hakkını kullanarak ve diğer garantörler İngiltere ile Yunanistan'ı bilgilendirerek Türklerin mal ve can güvenliğini sağlamak için 1974'de Kıbrıs'a çıkarma gerçekleştirir.
Haklı davamızda neredeyse bütün dünya yanımızdadır.
Aradan biraz zaman geçer ABD beklenmeyen bir "U dönüşü" yapar. Türkleri işgalci gibi göstermeye başlar.
Bu defa birkaç ülke dışında yanımızda kimse kalmaz.
Arkasından beklenmeyen bir başka bomba patlar.
ABD Türkiye'ye silah ambargosu uygulayacağını açıklar.
Bunun anlamı; Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kepenk indirip tüm personelin tatile çıkmasıdır.
Zira Türk ordusu NATO, dolayısıyla ABD silah, teçhizat ve mühimmatıyla donatılmıştır.
Türkiye'ye silah ambargosu uygulamak demek, kuşun iki kanadını birden kırıp havaya fırlatmaktır.
Uçamaz, yere düşer, kedilere mama olur!..
Hemen ardından hiç beklenmeyen bir başka bomba daha patlar.
ABD bu kez Türkiye'ye bir de ekonomik ambargo uygulayacağını açıklar.
Bu da yetmez, Avrupa'yı kışkırtarak Türkiye'ye karşı vaziyet almalarını sağlar.
Avrupa Türklere vize uygulamaya başlar ve ekonomik ilişkiler yavaşlar.
Hani neredeyse bütün hür dünya Türkiye'ye zalimce program yapıp özel işkence uygulamaktadır!..
ABD'nin Başkan kadar yetkili ve etkili, efsane Dışişleri Bakanı Henry Kissinger Ecevit'le telefonda uzun uzun konuşmakta, Türk dostu olduğu algısı yaratmakta ama perde gerisinde Türkiye'nin altını oymaktadır.
Öte yanda ABD Ulusal Güvenlik Konseyi'nin başında çok geniş yetkileri olan Brezinski adında, Türkleri barbar gibi gören bir sivri zekalı vardır.
Her şey aleyhimize gelişmektedir.
Adate kara listede bonus üzerine bonus puanlar kazanmakta, ringde yumruk manyağı olmuş boksöre benzemeye başlarız.
*****************
Bitti mi?
Hayır bitmedi.
1974 yılında hiç beklenmeyen, tahmin bile edilmeyen, tarihte eşi yaşanmamış bir bomba daha patlar.
Suudi Arabistan Petrol Bakanı Zeki Yamani, petrol üreticisi ülkeler olan OPEC'i toplayarak, o güne kadar sudan bile ucuza satılan petrole astronomik zam yaparlar.
Bununla da yetinmezler üretimi kısma kararı alırlar.
Dünya, o güne kadar yaşamadığı bir petrol şokuna girer.
Bu korkunç gelişme tüm dünyayı bacağından vurur ama Türkiye gibi enerjisi ve yaşamı petrole tam bağımlı ülkeleri adeta beyninden vurur.
Türkiye'nin o yıllarda yıllık ihracatı 2 milyar Dolar'ın biraz üzerindedir yeni zamlardan sonra gelirimizin tamamını petrole ayırsak  yeterli olamaz.
Türkiye iflas noktasına gelmiştir.
Merkez Bankası rezervleri tükenmiş, Hazine boşalmıştır.
Bir yanda Amerika'nın silah ambargosu, diğer yanda ekonomik ambargolar, bunların üzerine bir de şamtatlının üzerine kaymak gibi petrol şoku Türkiye'de hayatı durma noktasına getirir.
**************************
Peki bitti mi?
Ne gezer. Felaket filmi daha yeni başlıyor sayın seyirciler.
Bombalar, silahlı taramalar, suikastler, faili meçhul cinayetler, sokak çatışmaları, korsan mitingler, adam kaçırıp fidye istemeler, banka soygunları derken terör günlük hayatımızın rutin olayları arasına girer.
Akşamları hava kararınca sokaklarda insan kalmaz. Kalabalık kentlerimizin merkez caddeleri bile kovboy kasabasına dönüşür.
Türk polisi Pol-Der ve Pol-Bir adıyla, birbirine kurşun sıkan iki düşman gruba ayrılır.
Siyasi şube emniyet müdürü kim vurduya gider.
Eski Başbakan, Bakanlar, rektörler, dekanlar, polisler, komutanlar, gizli güvenlik mensupları, gazeteciler, yazarlar, işçi liderleri, tanınmış kişiler çapraz ateşle gündüz vakti katledilir veya adreslerine bomba gönderilir.
Bazı Bakanlar ve devlet yöneticileri araçlarından resmi plakaları söküp sivil plaka takarlar.
Polis araçlarından tepe lambaları sökülür.
Üst rütbeli komutanlar gerekmedikçe garnizon dışına çıkmazlar.
Polis ve asker kıyafetiyle soygunlar yapılır, ambülanslar kaçırılıp soygunlarda kullanılır.
Üniversiteler, İşçi Sendikaları ve sivil toplum kuruluşları hareketlenir. İş barışı bozulur, sanayide grevler yaygınlaşır.
Hammadde ithal edilemez, petrol olmadığı için üretim aksamaya başlar.
Düzenli elektrik kısıntısına gidilir. Her gün 4-5 saat elektrikler kesilir.
Tüpgaz sıkıntısı başlar. Mutfaklarda tencere kaynamaz.
Benzin, mazot ve diğer yakıt türleri karneye bağlanır.
Kamyonlar mazot bulamadığı için Anadolu'dan ürün taşıyamaz, Hal depoları sıfırlanır.
Şehir hatlarındaki tarifeli vapur seferleri bile azaltılır.
Devlet dairelerinde kaloriferler yanmadığı için bütün memurlar paltolarıyla mesai yapar.
Kahveciler çay bardağının yanına tek şeker bırakarak tasarrufa yönelir.
Traktörler çalışamadığı için mahsülü tarladan kaldıramaz.
Ardından sıvı yağ, şeker, margarin yağı, sigara, rakı, ampul, kahve, demir, çimento, kimi inşaat ve temizlik malzemeleri, ithal gıda ve tüketim ürünlerinin tamamı, bazı ilaçlar piyasadan yok olur.
Bakkala girdiğinizde raflar boştur.
Konserve ve kuru gıdaya hücum olunca bunlar da el altından satılmaya başlanır.
Özetle, Türkiye hiç beklemediği bir kıtlık, karaborsa ve bunalım dönemine girmiş, enflasyon patlamıştır.
İş dünyasındaki bazı Ecevit karşıtları da bu durumdan vazife çıkararak hükümeti yıpratmak için ellerinden geleni yapmaya, durumu daha da içinden çıkılmaz hale getirmeye başlarlar.
Kimi tüccarlar depolarında mal stoklayarak fahiş fiyattan piyasaya sürmeye başlarlar.
Son olarak 1979 Mayıs ayında TÜSİAD gazetelere tam sayfa ilanlar vererek Ecevit hükümetinin adeta ölüm fermanını duyurur.
Ecevit hükümeti Ekim 1979'da onuruyla istifa eder.
*******************
Ecevit'e hayransınız veya düşmansınız.
Bunu bir tarafa koyun. Ama..
Vicdan, akıl ve sağduyu taşıyan herkesin, Türkiye'nin bu kriz dönemini doğru değerlendirmesi gerekir.
Çirkin ve salakça suçlamalar, yalan ve palavraya dayalı ilkel kasaba politikacılığı, olaylara at gözlüğünden bakmak onurlu insanlara yakışmaz, yarar getirmez.
İkide bir "Eskiden kuyruklar vardı. Karaborsa ve yoklukla savaşılırdı. Bu CeHaPe uğursuzdur, bereketsizdir.." türünde anırır gibi maval okuyan palavracılara inanan odun kafalara söylüyorum.
O yıllarda Türkiye'nin iradesi dışında gelişen bu olayların tamamı değil, sadece yarısı bugün tekrar yaşansa yeryüzünde Türkiye adında bir ülke kalmaz.
Haritadan silinir gider.
O felaket ortamı ve ağır koşulların bir bölümü tekrar sahneye çıksa Türkiye'de iç savaş patlar ve milyonlarca insan can verir.
Ucuz demagojiler, suçlamalar, masallar uydurarak gerçekleri örtbas etmenin kimseye faydası olmaz.
İkide bir "Karanlığa ıslık çalmayı" bir tarafa bırakalım ve geçmişte yaşanan sıkıntılı devirlerden gerekli dersleri çıkaralım.
Tekrar yaşanmamasını dileyelim.
Günümüzün iletişim ve bilgi çağında palavra sıkmak değil, gerçekleri dile getirmek esas olmalıdır.
Laf salatasıyla politika yürütülmez.
Sebep-sonuç ilişkisini ve olayların perde gerisini göremezsek sonuçta tek bir yazıyı okuruz:
The End..
Beğenmeyenlere şarkçasını da sunalım.
Mafiş hacı..

 



Bu yazı 2223 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI