Bugun...

Cahit ÇATALOĞLU
SIRAT KÖPRÜSÜ MÜ, MOSTAR KÖPRÜSÜ MÜ?
Tarih: 07-01-2019 06:59:00 Güncelleme: 07-01-2019 06:59:00


Kimdir bu Suriyeliler? 

Mübadil değil, 
Göçmen değil, 
Mülteci değil, 
Kaçak sığınmacı değil,
Gurbetçi hiç değil..
Ne kuş, ne deve ama devekuşu da değil.
Tam bir garabet.
Dünyada benzerleri var ama tıpkısı hiç yok.
Dünya tarihinde ilk kez Türkiye'de yaşanmakta.
Latin Amerika'da, Uzakdoğu'da, Ortadoğu'da, Afrika'da, Asya'da, Balkanlar'da hatta Avrupa'da bile yaşanan örneklerle karıştırmamak gerek. 
İnsanlar iç savaştan, soykırımdan, kıtlıktan, öldürücü salgın hastalıklardan veya doğal afetlerden kaçarak komşu ülkelere sığınırlar.
Can ve mal emniyetini güvence altına almak, korkusuzca, özgürce ve çağdaş motifte yaşamak insana özgü normal bir davranış biçimidir.
Yadırganamaz, aşağılanamaz.
Ancak özel durum olduğu için özel çalışma, özel yasa, özel karar, özel önlemler gerektirir.
Kaldı ki Türkiye'de daha önce yaşanan bütün göç hareketlerinde bu özelliklere dikkat edildiği için, Türkiye'ye yeni yerleşenler sorun olmamış ve devlete asla sorun yaratmamıştır. 
Kafkaslardan, Balkanlar'dan koparak Türkiye'ye yerleşenler bugüne kadar Türkiye için sorun oldu mu?
Gürcüler, Boşnaklar, Arnavutlar tehdit oluşturdu mu?
Molla rejiminden kaçıp İstanbul'a yerleşen İranlılar huzur bozdu mu? 
Son olarak Özal döneminde Bulgaristan'dan gelen soydaşlarımız ortalığı karıştırdı mı?
Kocaman bir "Hayır".
Selanik'ten, Yanya'dan, Kırcali'den, Şumnu'dan, Drama'dan, Üsküp'ten, Saraybosna'dan, Varna'dan, Belgrat'tan gelenler Türk toplumuna, kültürüne, geleneğine, göreneğine hatta mutfağına kısa sürede uyum sağladı.
Zor koşullar içinde, tek göz odada yaşayıp, aynı tencereden çorba içtiler.
Damı akan, elektriği, suyu olmayan gecekondularda yaşadılar. 
Ancak onurlarından, gururlarından, namuslarından asla taviz vermediler.
Şerefli insanlar olarak, kimselere yalakalık yapmadan dimdik ayakta durdular.
Ailece gece gündüz usanmadan çalıştılar, ürettiler.
Mal mülk sahibi oldular.
İş ve meslek edindiler.
Fabrika sahibi olup istihdam yarattılar.
İhracat yapıp döviz kazandırdılar.
Vergi ödeyip Türk ekonomisine katma değer yarattılar.
Topluma çıban olmadılar.
Devlete asalak olmadılar.
Kaçak elektrik, su kullanmadılar.
Yakıp, yıkıp tahrip etmediler.
Sevgili oldular, eş oldular, ana-baba oldular, akraba oldular.
Kimi doktor, kimi sanatçı, kimi sanayici, kimi turizmci, kimi eğitimci, kimi muhasebeci, kimi muhallebici, kimi meyhaneci oldu ama sonuçta hep birlikte, elele kocaman bir "Biz" olduk. 
Ayrılmaz, ayrıştırılmaz, güçlü bir "Biz" olduk.
Yukarıda saymaya çalıştığım insanlardan tecavüzcü sapık, seri katil, şiddet yanlısı canavar, canlı bomba, eşkıya, ganster, terörist çıktığını duydunuz mu?
Duyamazsın be more.
Hepsi devlete, yasalara, etik kurallara, örflere, kültüre ve çevreye duyarlı, saygılı insanlar olarak yetiştiler ve çocuklarını da aynı güzel hasletlerle yetiştirdiler.
****************
Gelelim Suriyelilere.. 
Sayıları kaçtır, medeni durumları nedir, kaç çocukları vardır, sicil kayıtları var mıdır, meslekleri veya işleri nedir, ceplerinde kaç paraları vardır, eğitim düzeyleri nedir, Türkiye'ye daha önce gelmiş midir, Türkçe konuşabilir mi, Türkçe biliyorsa Türk edebiyatından kaç kişi sayabilir, Türkçe bir kitap okumuş mudur, Türk gelenek ve göreneklerini, yaşam akışını bilir mi?.. ve elbette en önemlisi Türkiye'de yaşamayı tercih edecekse geleceğe yönelik beklentileri, hedefleri var mıdır, varsa nelerdir?
Kamuoyunun gözünde, yaşanan polisiye olaylar sonucunda Suriyeli tiplemesi maalesef temiz değildir.
Neredeyse tamamı kapkara suratlı, gavat bakışlı, her türlü pisliğe teşne olabilecek maganda tipler.
Eşcinsellikten, jigololuğa, hırsızlıktan kapkaççılığa, ev baskınından tecavüze, soygundan yaralamaya, uyuşturucu ticaretinden, çetecilikten paralı cinayete kadar uzanan oldukça geniş yelpazede kriminal olayların aktörleri arasında Suriyeliler görünmekte.
Bu kadar çarpıcı bir rastlantı olamaz.
Suriyeliler arasında işyeri açıp esnaf çarşısında saygın bir karaktere yerleşen veya teknik mesleklerde çok önemli pozisyonlara yerleşen Suriyeliler elbette olabilir.
Ailesiyle birlikte Türkiye'de yaşama tutunmaya çalışan, mazbut, mutlu bir yuva oluşturmayı amaçlayan, temiz yürekli, topluma saygılı, eğitimli, kaliteli, modern Suriyeliler'de elbette vardır.
Ama acaba kaç kişi?
Toplama vursan yüzde kaç acaba?
Unutmayalım.. 15 Temmuz gecesinde Boğaz Köprüsü'nde resmi kıyafetli askerimizi köprüden aşağı atan, bir diğerinin başını gövdesinden ayıran, onlarcasını dayaktan sakat bırakanlar işte bu Suriyeli canavarlardır.
Suriyeli düzenli maaş alır, 
Sınava girmeden devlet memuru hatta polis olur, 
Sınav heyecanı çekmeden üniversiteye girer, 
Hastanede sıra beklemeden muayene ve tedavi olur,
Metroda, otobüste bedava seyahat eder,
Sosyal yardımlar alır, çeşitl promosyonlar verilir,
Kredi isteyenlere hibe vaya düşük faizli avantalar sağlanır,
Vergi muafiyetleri ve mali destekler yapılır.
Yapılır da yapılır..
Bunlar sanki sadrazamın sağ çekeceği !..
Herşeyin bir bedeli vardır.
Bunların bugüne kadar Türkiye'ye olan maliyeti nedir?
35 milyar Dolar mı, yoksa 40-45 milyar mı yoksa çok daha fazla bir miktar mı? Bilmiyoruz.
Pekiyi amaç nedir?
Kendi ülkesine yararı olmayan bu tipleri Türkiye'de beslemek sevdası nereden kaynaklanıyor?
Bunca terör kurbanı gazilerimiz, şehitlerimizin yardıma muhtaç aileleri, çocukları ve yakınları, Suriyelilere yapılan yardımları rüyalarında bile göremez.
Bu kadar haksızlık, adaletsizlik toplumun vicdanını fena acıtır yeğenim. 
Senin emeklin aç, genç işsizin umutsuz şekilde gezerken, işçin asgari ücrete talim ederken, memurun açlık sınırında görev yaparken, esnafın tüccarın ayakta kalma mücadelesi verirken, tarım ve hayvancılık kesiminde insanlar umutlarını gömerken, şirketler konkordato ve iflaslarla iskambil kağıdı gibi devrilirken, iç ve dış borçlar hızla artarken ve sonuçta Türkiye, tarihinin en sıkıntılı, en tehlikeli ve en çaresiz ekonomik krizindeyken Suriyelilere ulufe dağıtmak, Ayasofya'da dilenip, Yenicami'de sadaka dağıtmaktır.
Türkiye bunu taşıyamaz. Çöker.
Suriyeli değil, Amerikalı zengin kovboylar gelse bile kapasite kaldırmaz.
Türkiye'yi azalan fertbaşı gelir ortalaması nedeniyle fakir ülkeler grubuna iter.
********************
Kimileri Suriyeli varlığını hümanist çerçeveye oturtmak isterken, kimileri ırkçılık, kimileri de faşizm gibi etiketler yapıştırmak istiyor.
Kimileri de "Sahibinin Sesi" logosundaki sevimli, evcil yaratık gibi sözüm ona laf ebeliği yapmaya çalışıyor.
Kimler nasıl debelenirse öyle yapmaya devam etsin.
Sonuçta toplumun yargısı değişmez.
Suriyeli varlığı yakın gelecek için Türkiye'nin başına bela olacaktır.
Kurdukları siyasi parti kanalıyla Türkiye'nin kaderinde söz sahibi olmaları mümkündür.
Hızlı doğurganlık nedeniyle kısa bir süre sonra nüfusları 10 milyona çıkacak, ardından hızla 15-25 milyon Suriye kökenli Türk vatandaşı olacaktır.
Bunları vatandaş yapıp "Oy deposu" olarak görmek, icabı halinde düğmesine basılacak silahlı milis kuvveti olarak değerlendirmek veya din-mezhep ekseninde çok farklı planlarda görmek isteyenler çıkabilir.
Bütün bunlar henüz PKK belasını atlatamamış Türkiye için büyük faturadır, çok ciddi risktir.
Bu arada kimileri de "Türkler olarak hepimiz biryerlerden geldik, burasını vatan kabul ettik, iyi kötü yaşıyoruz işte.." basit analizini yaparak, herkesin her yerde yaşamasının doğal hakkı olduğunu öne sürüyorlar.
Unutmayalım ki;
Önemli olan nereden geldiğin değil, yaşadığın yerdeki durumundur. 
Oraya uyumundur. 
Uyum sağlayamazsan hem kendini hem çevreni mutsuz edersin. Yaşamın ızdırap haline döner.
İşte bu yüzden; Amerika Amerikalılarındır. 
Fransa Fransızlarındır.
Türkiye Türklerindir.
Fenerbahçe Fenerbahçilerin, Galatasaray Galatasaraylıların, Siverekspor Sivereklilerindir.
Pendik Pendiklilerindir.
Eğin Kemaliyelilerin, Hakkari Çölemeriklilerindir. (Eski isimleriyle)
Olayın özü, püf noktası "Aidiyet" duygusudur.
Kendini nereye ait hissediyorsan, nerede karnın doyuyorsa, nerede mutlu oluyorsan, nerede kök salmak istiyorsan işte orası senindir hemşerim. 
Güle güle otur.
Yasalara, etik değerlere, çevreye, topluma, yaşadığın çağa asilik yapma, suç işleme, kısaca "İyi insan ol". 
Başarabilirsen "Dükkan senin" unutma.
Suriyeliler İstanbul veya Şanlıurfa'da farketmez.. Çevresine dikkat edip uyum sağlayabiliyor mu? Yoksa arıza bir tip olup etrafına maraza mı çıkartıyor?
- Canım ne var bunda zamanla alışırlar, uyum sağlarlar işte.. aldatmacasına sığınmak isteyenlere şu örneği vereyim:
Yüzü yanan bir insana deri nakli gerekiyorsa dermatolog, hassas ölçümler, analizler ve uyum testleri yapar. Bunun sonucuna göre hastanın vücudundaki en uygun noktadan parçacık alır ve özenle operasyon uygular.
"Canım sonuç olarak nasıl olsa aynı vücut, göbeğinden deri alacağıma daha kolay olan kalçasından alır ve uygularım.." derse ne olur?
Olacak olan şudur: Aynaya baktığın zaman suratını gö....ne benzetirsin.
Tıpkı şimdilerde Türkiye'de olanlar, yaşananlar ve gelecekte yaşanacaklar gibi.

 6 Ocak 2019



Bu yazı 73 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI