Bugun...

Cahit ÇATALOĞLU
TÜKETİMİN SONU HÜSRAN!
Tarih: 31-08-2016 10:31:00 Güncelleme: 31-08-2016 10:31:00


Borç yiğidin kamçısıdır deyişini   rahmetli Süleyman Demirel ortak hafızımıza kazımıştı. 
Her ne kadar borç ile yiğitlik arasında doğrudan bir ilişki, bir tamlama olmasa da, onlarca yıl önce söylenen bu laf, siyaset edebiyatımızda unutulmayanlar galerisinde yerini aldı. 
Borç, yiğidin neden kamçısı olsun? Veya, borçlanmanın neresi yiğitliktir? Borçlanan insan yiğit olabilir mi?.. 
Kendisi bir hesap adamı, mühendis olan Demirel, Türkiye’yi Başbakan olarak yönettiği yıllarda Dünya Bankası’ndan sürekli borç alırdı. Alınan bu borçlar sayesinde ortaya barajlar, santraller,  yollar, köprüler, limanlar ama en  önemlisi üretken sanayi tesisleri çıktı.  İstanbul İzmit arası yanyana dizilen  fabrikalarla doldu. 
Türk ekonomisi 1960’lı yılların ikinci yarısından sonra ciddi kalkınma hızına kavuştu. Alınan borçlar kendisini kısa sürede geri ödettirdi. 
Zira, herbiri ekonomiye ciddi katma değer sağlayan önemli yatırımlardı. Kimisi Türkiye’nin önüne yepyeni bir ihracat sayfası açtı, kimisi ise ülkemizin ithalat bağımlılığını en aza indirdi. Yani her koşulda Türkiye’ye döviz kazandırdı, ekonomik büyüme sağladı, istihdam yaratarak fakirliği önledi, sosyal adalete olumlu katkı sağladı.
Eee bu durumda borçlanmamak geri zekalılık sayılırdı. 
Alınan borçlar üretken verimli alanlarda kullanıldı, kendini amorti ettirdi.
Pekiyi şimdi ne durumdayız? 
Dış borçlanmada hız kestiğimiz yok. Borçlar her yıl artıyor ama nerelerde değerlendiriyoruz, neyin finansmanını sağlıyoruz orası tartışılmaya değer. 
Borçlar artarken ekonomiye ilave ek değer kazandıracak yatırımlar yapıyor muyuz acaba?
Yollar, köprüler, inşaat faaliyetleri elbette önemlidir ama doğrudan üretim sağlamadığı için bir anlamda ölü yatırımlardır. Aslolan üretim gücünü, sanayiyi şahlandırmaktır. Her alanda katma değeri yüksek, en son teknolojiyle üretim sağlayabilmek, bunları dünyaya pazarlayabilmektir.
Bunu beceremiyorsan gelişmiş ülkeler liginde yerin yok demektir.
Ülkeler, toplumlar için geçerli olan kurallar bireyler için de geçerlidir.
Bankadan kredi çekip bununla üretim ve gelir sağlayabiliyorsanız, istediğiniz kadar kredi kullanın, borçlanın. 
Krediyle gayrimenkul alın, satın, kazanın borcunuzu kapatın.
Hayır, öyle değil de bankadan kredi çekip, ailece 5 yıldızlı tatil köyünde şu fani dünyada gönlünüzce dinlenip eğlenecekseniz durum biraz vahimdir. 
Ki, güzel yurdumuzda, çok akıllı ve zeki insanımızın eğilimi bu yöndedir.
Ye, iç, borçlan, gerisi kafaya takma.
Tabloya bakınız: 26 milyon 400 bin vatandaşımızın bankalara olan borcu 428 milyar liraya ulaşmış durumda.
Kelle başı ortalama borç miktarı ise 16 bin liraya dayanmış.
Pekiyi ödeme gücü veya şansı var mı? Hemen hemen yok. Bir umut, şans oyunlarından, piyangodan ikramiye çıkarsa ne ala.. Banka borcu tek hamlede sıfırlanabilir.
Ülkemizde küçümsenmeyecek kadar çok sayıda insan aylık 1.500 lira civarında bir gelirle yaşama tutunuyor. Birden fazla bankanın kredi kartıyla, kartlar arasında nakit dayanışmasıyla adeta cambazlık yaparak hayatını sürdürüyor.
Geliriyle geçinen, islamiyetin “İsraf haramdır” emrini takan yok.
Herkes gelirinden çok daha fazlasını harcamaktan, tüketmekten çekinmiyor.
Üretmeden tüketmek fertleri de, şirketleri de, ülkeleri de felakete sürükler.
Borçlanmaya ilişkin tabloya baktığımızda toplum olarak felaket senaryosu olmasa bile, dengeli duruşumuz olduğu asle söylenemez.
Birileri çıkıp üretimin önemini ve aşırı tüketimin sonunun hüsran olduğunu anlatabilse...



Bu yazı 10495 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI