Bugun...

Cahit ÇATALOĞLU
TÜRKİYE BATTI MI?..
Tarih: 03-09-2019 17:54:00 Güncelleme: 03-09-2019 17:54:00


Her kafadan ses çıkıyor.. 

Herkes meşrebine, işine geldiğine göre konuşuyor..
Kimilerine göre Türk ekonomisi dengeli şekilde büyümesini sürdürüyor, kimilerine göre ekonominin çarkları durdu.
Kimileri "..battık, mahvolduk.." derken kimileri "..endişe edilecek durum yok" savunmasında.
Baktığınız yere göre değişiyor.
Peki gerçek ne?
*******
Gerçek; 2008 yılının milat olması ve hastalığın başlamasıdır.
AKP'nin işbaşına geldiği 2002 yılından itibaren uygulanan ve önceki koalisyon hükümetinden Kemal Derviş'in teslim ettiği mali programa, bütçe disiplinine, sıkı para politikasına, ciddiyete, tasarruf önlemlerine 2008 yılından itibaren boş verildi.
Amiyane tabirle yoldan çıkıldı.
Otoyolda belli bir hızla seyreden araç, daha kestirmeden gitmek uyanıklığıyla engebeli yan yola saptı.
Bu, kaptanın tercihidir.
İşine karışmamak gerekir.. Ancak yolcuların huzurunu durduk yerde bozarsa homurdanmalar, itirazlar başlar.
Güvenli seyahat isteyen yolcuların mutluluğu yok olur.
AKP'ye göbeğinden bağlı olmayan, dünya ve Türkiye ekonomisini kıyısından, köşesinden izleyen herkes yanlışları dile getirmeye ve AKP hükümetini eleştirmeye başladı.
Ki.. Küresel piyasalarda kaynak daralmasının beklendiği finansmana erişimin zor ve pahalı olmaya başlayacağı yoğun olarak o günlerde gündemi meşgul ediyordu.
AKP hükümetini yönlendirenler eleştirileri ve küresel gelişmeleri dikkate almak yerine kendi yollarında yürümeye başladılar.
Dış politikada peşpeşe atılan yanlış adımlar, Suriye konusuyla tavan yaptı ve ilk kez 2011'de sığınmacılar Türkiye'nin başına bela olacağının sinyallerini vermeye başladı.
Ardından 2013 yılındaki gezi olayları makro ekonomi adına bardağı taşırdı.
Güven kaçtı.
Yabancı yatırımcı, yerli girişimci frene bastı. 
Yatırım, üretim ve ihracat aşkı yara aldı.
Tüm sektörlerden daralmaya sinyalleri gelmeye başladı.
******
Bugün ekonominin aynası olan 3 aylık rakamlar açıklandı.
2019 yılının ikinci çeyreğinde beklendiği gibi ekonomi yüzde 1.5 küçüldü.
2019'un ilk çeyreğinde de yüzde 2.4 küçülme olmuştu.
2018 yılının son çeyreğini de küçülmeyle kapatmıştık.
Bunlar kuru göstergeler değildir.
İşsizliğin, borçların, maddi sıkıntıların, huzursuzluğun, fakirliğin, çaresizliğin ve umutsuzluğun rakamlara bürünmüş halidir.
Bir diğer ifade şekliyle Türkiye'nin battığının resmidir.
Türkiye'nin özel koşulları nedeniyle her yıl ortalama yüzde 7 büyümesi halinde gerçek ekonomik büyümeyi yakaladığını biliyoruz. 
Yüzde 5'ler oranında kaldığı takdirde mevcudu koruyor ama yüzde 5'in altındaki büyüme rakamlarıyla geriye gidiyor, kendini kandırıyor.
Bu durumda küçülme rakamlarını ne yapacağız, nereye oturtacağız?
***********
Türkiye ekonomisi tarihindeki en berbat dönemi yaşıyor.
İkinci Dünya Savaşı'nın yokluk dönemi, Kıbrıs harekatının ambargolu dönemi, 1980 öncesinin çatışmalı, grevli, karaborsalı ve karanlık günleri dahil böylesine peşpeşe daralma rakamları görülmedi.
İşin daha da hazin yönü borçlarımız, ödenmesi çok zor limitlere ulaştı. 
Türkiye'nin üretim gücü kayboldu, kendi kendini besleyebilen olmaktan çıkıp her türlü gıda ürününü dışardan alan ülke konumuna geldi.
Gelirleri, cari giderlerini karşılayamaz hale düştü.
Peşpeşe yapılan ve halkın gücünü zorlayan aşırı zamların, artan vergi ve fonların bozulan mali disiplini kontrol altına alamayacağını akıl sağlığı yerinde herkes görüyor.
Türkiye 2013 yılından bu yana artan oranda ekonomik çöküş yaşıyor.
Her boy işletmelerin iflas, konkordato, kepenk kapatma işlemleri veya firmayı ölü fiyatına satmaları tablonun sadece bir yönü.
Satınalma gücü yüksek, varlıklı ve nitelikli 2 milyondan fazla TC vatandaşı dünyanın çeşitli ülkelerine yerleşti.
Bu panorama karşısında ekonominin sağlam şekilde yürüdüğünü ve Türkiye'nin güçlenmekte olduğunu iddia edenlerin varlığı ne yazık ki gerçeği değiştirmiyor.
Saraylar yapmakla, uçaklar almakla, israfa devam etmekle güçlü ekonomi yaratılmıyor.
*********
Türkiye içine düştüğü bu bataklıktan kurtulur mu?
Elbette kurtulur.
Dünyada pek çok yaşanmış örneği var.
Yeni bir ekonomik kalkınma programını devreye sokarsın ve mezardan baban gelse bozmazsın.
Her türlü israfa son verirsin, vatandaşı tasarrufa inandırırsın ve toplumsal uzlaşı sağlarsın.
Devlet ciddiyetini, disiplin ve kuralları ayrıcalık göstermeden herkese uygularsın.
Yurt içinde ve dışında camiler inşa etmeye, milyar dolarlar harcamaya son verirsin.
Sığınmacı Suriyelilere 40 milyar dolara varan harcama yapmazsın.
Yurt dışındaki bazı islami teşkilatlara ve ülkelere çuval dolusu paralar göndermezsin.
Dünyanın en büyük havalimanı Pekin'de 12 milyar dolara tamamlanırken İstanbul'da 35 milyar dolara havalimanı yapmakla övünmezsin.
Ülkenin fabrikalarını, tesislerini, kurumlarını yok pahasına satmazsın.
Liste uzar gider..
Türkiye aydınlığa yeniden kavuşur, ekonomi sağlıklı işler.
Ama "Ben bilirim" kafasıyla değil.
Ortak akılla.
Molla kafasıyla değil, modern insan kafasıyla.

02 Eylül 2019



Bu yazı 1496 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI