Bugun...

Cahit ÇATALOĞLU
YAZMAKTAN USANMAMAK!
Tarih: 03-05-2017 10:27:00 Güncelleme: 03-05-2017 10:27:00


Basın dünyasına adım atmamdan bu yana 49 yıl, profesyonel olarak 43 yıl geçti. Mesleğe heyecanlı bir lise öğrencisiydim. Rahmetli Abdi İpekçi’nin yol göstermesi ve uyarısıyla yarıda kesmeyi düşündüğüm lise eğitimime devam ettim ve yüksek tahsilimi de Paris’te gazetecilik alanında tamamladım. 
Hürriyet’te 1974 yılında başlayan profesyonel mesleğimi ekonomi muhabiri, köşe yazarı, yönetici ve son 22 yıldır da Ekonomik Durum’un sahibi ve yazarı olarak sürdürüyorum.
Dile kolay.. Tam 43 yıl geride kaldı.
Bir ömür, yazılar, haberler, başlıklar, olaylar, heyecanlar içinde geçti.
Gazetecilik severek, emek verilerek, maddi karşılık beklenmeden sürdürülen bir meslektir.
Gazeteci tarihe ve olaylara tanıklık eder, toplumu bilgilendirir. Halk adına araştırır ve gerçekleri çekinmeden yazar. 
Gazeteci, haberalma uğrunda sınırları zorlar. Doğruları yazmak onun namusudur. Düşündüklerini kendi ustalığıyla kelimelere döker. Gazetecinin en büyük ödülü, okurlarından gelen ilgi ve teşekkürdür.
Bu genel kurallar elbette hukuk üstünlüğü olan toplumlarda geçerlidir.
Düşünce ve ifade özgürlüğüne sınırlar koymaya, basını susturmaya, gazetecileri sudan sebeplerle kodese tıkmaya çalışan toplumlarda bu meslek keyifle sürdürülemez. 
Yazı yazmak zevk değil, eziyet olmaya başlar. 
Yazılarınızdan hoşnut kalmayan ancak eleştiri yapmak becerisini bile gösteremeyen psikopat eğilimli karanlık tiplerin adi saldırılarına, tehditlerine açık hale gelirsiniz. Can ve mal güvenliğiniz alarm vermeye başlar.
Yasaları, kuralları olan demokratik, laik, hür bir ülkede yaşamakta olduğunuzu, bu nedenle mesleğinizi kimseden korkmadan, çekinmeden yapacağınızı   yüksek sesle dile getirebilirsiniz. Ancak yaşamın ve olayların akışı kimi zaman buna pek izin vermez. Kamu otoritesinin sizin malınızı, canınızı korumaktan aciz olduğunu üzülerek müşahade edersiniz.
Türkiye, dünya genelinde basın özgürlüğü sıralamasında 180 ülke arasında 155. sırada. 
Bir başka araştırmada ise 199 ülke arasında 163’ncü sırada.
Son 4 yılda Türkiye, dünyada basın özgürlüğü en fazla yok olan ülkeler arasında birinci geliyor.
Türkiye, basın özgürlüğü konusunda Avrupa sonuncusu.
2016 yılsonuna göre yeryüzünde gazetecisi en fazla tutuklu olan ülke Türkiye. 
Bütün bunları hak ediyor muyuz?
Neden böylesi yüz kızartıcı tabloda yer alıyoruz?
Türkiye’yi bu çukurun içine kim itti?
AKP iktidarı kendi besleme basınıyla, sanal dünyada yaşamayı tercih ediyor.
Gerçeklerin dile getirilmesi, eleştirilmek AKP yöneticilerinde adeta alerjiye yol açıyor.
Kendi haksızlıklarını, hukuksuzluklarını, sahtekarlıklarını, hırsızlıklarını yüzlerine vurunca “..vatan haini” suçlamasıyla karşılaşıyorsunuz.
İşin komik ve acı yönü; Salakça iddiayı soruşturmaya gerek görmeyen yandaş savcı, size azılı katil muamelesi yapıp mahkemeye sevkediyor. Hakim sıfatı taşıyan yandaş ise cezayı anında bastırıyor.
Bunlar demokratik bir ülkede olabilecek işler değil.
Bunun böyle süremeyeceği ortada.
AKP ve başındaki şahıs hem kendisini hem Türkiye’yi felakete sürüklüyor.
Referandumun sonucu bırakın şaibeli ve inandırıcı olmayı, milleti birleştireceğine karpuz gibi ikiye ayırdı.      Toplumsal psikolojiyi daha da kötü duruma getirdi.
Bu gidişin sonu iç savaştır.
Bırakın artık “Dış güçler” ve “Bizi bölmek istiyorlar” paranoyasını.
Biraz aynaya bakın. 
Suçu, kusuru kendinizde göremeyecek kadar salak mısınız?
Suriye’den, Libya’dan ve Irak’tan çok daha vahim duruma düşebiliriz.
Türkiye’de mezhep çatışması olmayabilir. Bölgesel gerginlik de yaşanmayabilir, dahası Türk-Kürt çatışması da olmayabilir. 
Ama çok daha beteri olabilir. 
Doğrudan laik-yobaz veya Atatürkçü-şeriatçı çatışması alevlenebilir. Böylesi bir yangının kazanan tarafı olamaz,    olmayacaktır.
Böylesi bir iç savaşı durdurmaya da ne ABD, ne NATO, ne AB, ne de Rusya çaba göstermez. Çünkü Türkiye zengin petrol yataklarına ve yeraltı kaynaklarına sahip değildir. Nüfusu az, devlet gelenekleri köksüz, altyapısı yetersiz kolay bir lokma da değildir. Üstelik Atatürk gibi bir dehanın önderliğinde imkansızı başarmış, kurtuluş savaşıyla dünyaya kafa tutmuş, dünya tarihinde bir benzeri yaşanmamış diriliş destanı yazmıştır.
Evet.. Türkler çılgındır.
Türklerin sağı, solu belli olmaz.
Türkiye’ye kötü amaçla elini uzatanın eli fena yanar. 
İşte bu nedenle evimizde çıkacak bir yangında kimse yardımımıza koşmaz, koşamaz. Oturup seyrederler ve yangını kendi çabamızla söndürünceye kadar müdahale etmezler.
Kaldı ki, karışırlarsa 3. Dünya Savaşı zaten fiilen başlamış demektir.
Tanrı bizleri böyle bir trajediden korusun.
İnsan düşününce ürperiyor ama herhalde Türkiye nüfusu yarı yarıya azalır.
Bu dehşetiengiz tablonun bilançosu rekorlar kitabına girer ve kıyamete kadar orada kalır.
Dış politikadan sanayiye, enflasyondan istihdama, turizmden döviz kurlarına kadar onlarca konu başlığında bugüne kadar kaleme aldığımız binlerce yazı ve yorumda yanılmadık. 8 yıl önce şamatayla ilan edilen 2023 Türkiye hedeflerinin hiç birinin tutmayacağını daha o gün yazılı basında kaleme alan ilk kişilerden biriyim. Bu savım           nedeniyle ekonomide egemen güçlerle ve kimi başkanlarla ters köşe olmuş, bunun sonucu ilanları ile abonelikleri kesilmiş bir yayın organının yöneticisiyim. 
İktidarın hata üstüne hata yaptığını   , attığı her adımın Türkiye’ye ağır faturalar çıkardığını yazdıklarımızı bizi izleyen herkes bilir.
Türkiye hızla karanlığa koşuyor. Keşke bunları öngörmesek, hissetmesek.
Bana ne mantığıyla keyfimize baksak.
Ama olmuyor işte..
Türkiye’nin bugünkü ortamında korkmadan, sıkılmadan, usanmadan yazmayı sürdürüyoruz. 

 



Bu yazı 7756 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI