Bugun...

GÜL ÇATALOĞLU
"BEYAZ TANRILARIN ŞEHRİ" BAŞKENT LEFKOŞA
Tarih: 01-08-2016 03:59:00 Güncelleme: 01-08-2016 03:59:00


Bu ay sizlere KKTC başkenti Lefkoşa’yı tanıtacağım Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti başkenti Lefkoşa benim gözümde kozmopolit  aynı başkentimiz Ankara gibi denizi olmayan fakat gezip göreceğiniz geçmişten günümüze kalan tarihi yapıları ile  ilginizi çekecek çok yer bulacağınız ülkenin en büyük ve en kalabalık şehridir. Özellikle ülkemizden her yıl çok sayıda insan bu kente turist amacıyla gitmekte ve kentin ekonomisine ciddi katkılar sunmaktadırlar. Sizinde eğer bir gün yolunuz düşerse çok keyif alacağınız ve tekrar geri gelmek isteyeceğiniz şehirlerin başında gelmektedir.

--------------------------------------------

Lefkoşa, Yunanca'da "Lefkosia" (Λευκωσία), İngilizce'de ise "Nicosia" olarak bilinir.Şehrin bulunduğu bölgenin ilk adı "Ledra" idi.] Bu ad, "Ledrae"[6], "Lidir", "Ledras", "Ledron" ve "Letra" olarak da yazılmaktadır. Daha sonra bu şehir yıkıldı ve Leucus tarafından tekrar yapılınca şehre "Lefkotheon" (Λευκόθεον - beyaz tanrıların şehri) adı verildi. Bu ad zaman zaman "Ledron" olarak da anılıyordu. Daha sonra, şehir için "Kermia" ve "Leucus" (Λευκούς) sözcükleri kullanıldı. 7. yüzyılda, Bizanslı bir coğrafyacı olan Hierocles, Synekdemos (Vademecum) kitabında şehirden Lefkousia (Λευκουσία) olarak bahsetmektedir. 13. yüzyılda Konstantinopolis Patriği Lefkoşa'dan Kalli Nikesis (Καλλι Νίκησις - Güzel Zafer) olarak bahsetmektedir  Bir yazar ve keşiş olan St. Neophytos, 1176 yılı civarlarında verdiği bir vaazında Lefkoşa'dan "Leucopolis" (Lefkopolis - Beyaz Şehir) olarak bahsetmiştir 10. yüzyıldan itibaren "Lefkoşa" adı genel olarak kabul görür hal gelmiştir.18. yüzyılda Kıbrıslı Rum tarihçi Archimandrite Kyprianos, Lefkoşa'nın bir diğer isminin de "Photolampos" (Işıkla Parlayan) olduğunu belirtmiştir. 
Şehrin Avrupa dillerinde "Nicosia" ve benzeri şekillerde geçmesi üzerine çeşitli iddialar vardır. Bir iddiaya göre, Latinler sözcüğün ilk hecesi olan "Lef"i telaffuz edemedikleri için "Ni" ile değiştirmişlerdir. Bir diğer iddia ise adın "Kallinikesis" adından türediğidir. Sicilya'dan Sindaco isimli bir yazar, "Nicosia" ismini Sicilya'daki "Nicosia" isimli kasabaya bağlar ve bu kasabadan gelen kral Tancred'in Kıbrıs kuşatması sırada I. Richard'ın yanında olduğunu ve şehri kendi kasabasının ismiyle adlandırdığını iddia etmiştir. Bir diğer iddia ise "Nicosia" adının şehir halkının 1192'deki Tapınak Şövalyeleri'ne karşı isyanı sırasında ortaya çıktığıdır. Ludolf adlı Alman bir rahip 1341-1363 yıllarında şehrin adını "Nycosia" olarak belirtmiştir. H.A.S. Dearborn, 1819'da yayımlanan kitabında Lefkoşa'nın bir diğer adının da "Nicotia" olduğunu söylemektedir.  1856'da William Curry, Rumların şehri "Escosie", Batı Avrupalıların ise "Licosia" olarak adlandırdıklarını belirtmiştir. 
Şehrin adı Osmanlı belgelerinde "Lefkoşa" veya "medine-i Lefkoşa  olarak geçmektedir. Bunun yanı sıra 1570 yılında Lefkoşa'nın fethine ilişkin bir mektupta şehrin adı "Lefkoşı" olarak da geçmektedir Kâtip Çelebi ise, şehirden (günümüzde de bazen kullanılan) "Lefkoşe" adı ile bahsetmektedir. 
Tarihçe 
Osmanlı döneminde inşa edilen Büyük Han, adadaki en büyük handır. 
Lefkoşa'nın bulunduğu yerdeki ilk yerleşim Neolitik Çağ'da gerçekleşmiştir.  İlk yerleşimin tarihi yaklaşık olarak MÖ 3000-4000'dir.  MÖ 1050'de[20] veya MÖ 7. yüzyılda bölgede "Ledra" adlı bir kent kuruldu Bu şehir adadaki diğer şehir krallıklarının arasında önemli bir yere sahipti.[21] Arkeolojik kazılar sırasında MÖ 4. yüzyılda yazılmış ve Ledra'da Afrodit'e adanmış bir tapınağın varlığını gösteren Yunanca bir yazıt bulunmuştur.  MÖ 330 civarlarında küçük bir köy olacak kadar küçülmüştür.  Bu kent depremlerden dolayı yıkılınca  MÖ 200 yılında Ptolemaios I Soter'in oğlu Leucus, günümüzde Lefkoşa olan şehri kurdu 
Şehrin önemi Bizans döneminin sonlarında artmaya başladı.  7. yüzyılda, Arap akınları sırasında adanın başkenti oldu. 
1191 yılında I. Richard'ın eline geçti  Tapınak Şövalyeleri'nin adayı satın alıp hakimiyet kurdukları dönemde adanın başkentiydi. Şehirde 11 Nisan 1192 günü bir isyan çıktı. Şövalyeler bu ayaklanmayı bir katliamla bastırdı ve daha sonra adayı terk etti. 
Lüzinyanlar adayı satın aldı ve Lefkoşa başkentliğini sürdürdü.  Lüzinyanlar döneminde şehirde pek çok yeni yapı inşa etti.Venedikliler döneminde bunların çoğu yıkılarak sur yapımında kullanıldı.  Bu dönemde Lüzinyanlar şehrin etrafına surlar da inşa etti. Bu surlar düzensiz bir beşgen şeklindeydi.  Daha önce şehirde surlar bulunmamakaydı.  İlk surları kral I. Henry 1211'de iki kule ile birlikte inşa ettirdi, I. Peter üçüncü bir kule inşa ettirdi] ve II. Henry şehri tamamen surlar içine aldı.  Şehir bu dönemde oldukça zengin bir hale geldi.   Lefkoşa adadaki dört piskoposluktan biriydi.  1212 yılında başpiskoposluk merkezi de oldu. Bu dönemde Rumlar ve Latinler arasında olaylar yaşanıyordu ve 1313 ve 1360 yıllarında şehirde kanlı çatışmalar çıktı. 
Lefkoşa tarihi boyunca pek çok deprem tarafından hasara uğramıştır. 1222 Kıbrıs depremi şehirde şiddetli biçimde hissedildi ve büyük zarara yol açtı.  Kasım 1330'da şehirde bir sel felaketi meydana geldi ve üç bin kişi hayatını kaybetti. Bunların yanı sıra, şehir 1373'te Cenevizliler ve 1426'de Memlüklüler tarafından büyük hasara uğratıldı. 
26 Şubat 1489'da tüm adayla birlikte Lefkoşa da Venedik Cumhuriyeti hakimiyetine girdi.  Osmanlıların adayı fethinden hemen önce, Venedikliler surları denetledi ve fazla zayıf olduklarını buldu  Yapılan yeni planlara göre Lefkoşa surları sekiz milden üç mile indirildi.  Bu sırada, yeni surların dışında kalan tüm binalar yıkıldı. Kanlıdere'nin güzergahı bir iddiaya göre Venedikliler tarafından değiştirilmiştir.  Bir diğer iddiaya göre derenin güzergahını değiştiren Osmanlılar şehri sellerden kurtarmak için bunu yapmışlardır. 
Osmanlılar tarafından Kıbrıs'ın fethi sürecinde, Lefkoşa alınan üçüncü büyük yerleşimdi.  Piyale Paşa ve ordusu 22 Temmuz 1570 günü Lefkoşa'yı almak için harekete geçti 25 Temmuz günü Lefkoşa kuşatıldı.Venediklilerin Osmanlıların kaleyi teslim etme taleplerini kabul etmemesi nedeniyle 27 Temmuz günü çatışmlar başladı. Surların çok sağlam olması, Lefkoşa'nın düşmemesini sağlıyordu.  9 Eylül 1570 tarihinde şafak sökerken yeni bir hücum başlatıldı  ve 20 bin kişiden fazla olan birlikler Lefkoşa'yı fethetti. 
Osmanlı döneminde Türklerin Kıbrıs'a yerleştirilmesi kapsamında tüm adaya olduğu gibi Lefkoşa'ya da Türk nüfusun yerleştirilmesine 1572'de başlandı.  Şehrin içindeki meslek erbabı olmayan Rumlar şehrin dışındaki mahallelere yerleştirilip yerlerine Türkler konulmuştur. Bu dönemde yapılan bir sayıma göre şehrin 31 tane mahallesi vardı. Bunlardan ikisinde ("Ermiyan" ve "Karaman"), Ermeni nüfus çoğunluktaydı. 
Lefkoşa, Osmanlı döneminde ilk olarak "Dağ Kazası" adınaki bir kazanın merkezi olarak Kıbrıs Eyaleti'nin başkentliğini yaptı,  sonra bir sancak oldu.  Osmanlı döneminde St. Sophia Katedrali[48] gibi büyük kiliseler camiye çevrildi.  Lefkoşa - Larnaka yolu yapıldı.  Şehrin kapıları gündoğumunda açılıp günbatımında kapatılmaktaydı. Vali, Kadı, Mütercim Tercüman ve Rum Başpiskopsu Lefkoşa'da ikamet ediyordu. William Kimbrough Pendleton, 1864'te şehirdeki evlerin çoğunun kil tuğladan yapılmış olduğunu belirtmektedir. 1741'deki büyük bir deprem sonucu Selimiye Camiin bir minaresi yıkıldı ve tekrar yapılmak zorunda kaldı.  1764'te ve 1821'de şehirde isyanlar yaşandı. 
Lefkoşa'da Baf Kapısı 'nın yanındaki Değirmen Burcu'na ilk Birleşik Krallık bayrağının çekilişi
12 Temmuz 1878 tarihinde adanın geriye kalanı ile birlikte Lefkoşa'da Birleşik Krallık hakimiyetine girdi. Britanyalı birlikler şehre Girne Kapısı'ndan girmiş ve Baf Kapısı'nın yanındaki Değirmen Burcu'na ilk Britanya bayrağını çekmişlerdir. 1882 yılında Lefkoşa Belediyesi kuruldu. Birleşik Krallık hakimiyetinde Lefkoşa surların dışında bir büyüme kaydetti.  1930-1945 aralığında Ortaköy, Strovolos, Büyük Kaymaklı, Küçük Kaymaklı gibi köyler şehir ile birleşmeye başladı, Yenişehir gibi bölgelere ilk yerleşim yapıldı. 1 Ocak 1944 günü Ayii Omoloyitadhes belediye sınırlarına dahil oldu.  Şehrin dışına ulaşımı sağlayabilmek için 1879'da Baf Kapısı'nın, 1931'de Girne Kapısı'nın ve 1945'te Mağusa Kapısı'nın yan taraflarındaki surlar kesildi. 1905 yılında Büyük Kaymaklı'da bir tren istasyonu inşa edildi ve Lefkoşa'ya tren seferlerine başlandı, bu uygulama 1955 yılında sona erdi. 1912'de şehre ilk elektrik geldi. Yine aynı yıl gazyağıyla çalışan sokak lambaları elektrikle çalışanlarla değiştirildi.  Britanya hakimiyetinde kanalizasyon şebekesi temizlendi ve yollar onarıldı.  17 Ekim 1947 günü şehre enerji sağlayan elektrik santralinde meydana gelen bir patlama sonucu şehir 116 gün elektriksiz kaldı. 
1895 yılında Lefkoşa'nın Tahtakale bölgesinde Rumların Türklere saldırıları oldu. 1931'de Rumlar Britanya hakimiyetine karşı isyan etti ve hükümet binasını yaktı. 1955'te kurulan EOKA Birleşik Krallık egemenliğine karşı şehirdeki kamu binalarına ve radyo istasyonuna saldırdı. 
16 Ağustos 1960'ta Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. Temsilciler Meclisi'ne o geceyarısı Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağı çekildi ve adadaki Britanya hakimiyeti sona erdi. 1960 anayasasının 173. maddesi gereği adada bir Rum (Lefkoşa -Rum- Belediyesi) ve bir Türk (Lefkoşa Türk Belediyesi) belediye kuruldu.  20-21 Aralık 1963 gecesi, "Kanlı Noel" olarak bilinen olaylar başladı. Lefkoşa'nın Tahtakale semtinde otomobillere açılan ateş sonucunda Zeki Halil ve Cemaliye Emirali öldürüldü.  23-30 tarihleri arasında Küçük Kaymaklı kuşatma altına alındı.  23-24 Ocak gecesi Kumsal bölgesinde 11 kişi öldürüldü, Kumsal Baskını olarak anılan olayda Türk binbaşı Nihat İlhan'ın ailesi öldürüldü.  Kanlıdere bölgesinde Türklere karşı saldırı düzenlendi.  Olaylar sonucu 30 Aralık 1963 günü Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık hükümetleri toplandı.   Bu toplantı sonucu Yeşil Hat olarak da bilinen ve şehri Türk ve Rum kesimlerine bölen sınır çizildi.  sınırın "Yeşil Hat" olarak anılmasının sebebi, hattı harita üzerinde çizen Birleşmiş Milletler görevlisinin kaleminin yeşil renk olmasıdır.  1974 yılında gerçekleştirilen Kıbrıs Harekâtı ile şehirdeki sınırlar kesinleşti. 29 Mart 1968 günü Eylence, Büyük Kaymaklı, Küçük Kaymaklı, Pallouriotissa, Strovolos (kısmen) ve Kızılay banliyöleri de belediye sınırlarına dahil oldu.  Şehrin fiilen bölünmesinin ardından, Kıbrıs Cumhuriyeti yönetimindeki alan güney yönünde büyümesine devam etti.  Kuzey Lefkoşa da büyümesine devam etti ve Gönyeli (ayrı belediyesi vardır)  ile Hamitköy (Lefkoşa Türk Belediyesi'ne bağlıdır)  gibi şehir dışındaki köyler ile birleşti.
2003 yılnıda Kermiya Sınır Kapısı,  2008 yılında ise Lokmacı Kapısı açıldı.

---------------------------

Gezilecek yerler şehir merkezinde

Öncelikle söyleyelim Lefkoşa’da gezilecek yerler arasındaki mesafe o kadar uzak değil. Neredeyse hepsi şehir merkezinde…
İlk olarak Büyük Han’dan güne başlayabilirsiniz. 1572 yılında Osmanlı Valisi tarafından yaptırılan hanın alt katında yerel lokantalar ve cafeler, üst katında ise yerel el sanatlarının sergilendiği dükkanlar bulunmakta. Hatta buraya geldiğinizde Sedirhan’ın böreklerinin tadına bakmayı unutmayın. 
 St. Sophia Katedrali
Büyük Han’a uğradıysanız yanındaki Selimiye Cami’si olarak da bilinen St. Sophia Katedrali’ne de gitmelisiniz. Kıbrıs’ın önemli gotik mimari eserlerinden birisi olan bu katedral Osmanlılar tarafından cami olarak kullanılmaya başlanmıştır. 
St. Sophia Katedrali’nin hemen karşısında St. Nicholas Kilisesi, yeni adı ile Bedesten bulunmaktadır. AB fonu ile restore edilen bir zamanların Bizans kilisesi, daha sonra Ortodoks merkezi ve Osmanlılar için bedesten olarak hizmet vermiş. Doğrusu restorenin AB işi olduğu diğer tarihi eserler ile karşılaştırıldığında çok rahat belli oluyor. 
St. Nicholas Kilisesi’ne yürüme mesafesinde olan bir diğer tarihi eser ise Derviş Paşa Konağı ve Etnografya Müzesi’dir. Gerçi biz Cumartesi günü gittik ve maalesef kapalı idi. Kapısında yazan saatlere göre haftaiçi 08:00-15:30 arası, Perşembe günleri 08:00-13:00 ve 14:00-17:00 (yazın 18:00) saatlerinde açıkmış. Her daim Cumartesi-Pazar kapalı…
19. yy.’da yapılmış bu iki katlı konağın sahibi Kıbrıs’ta ilk Türkçe gazetelerden olan "Zaman" gazetesini yayınlayan Derviş Paşa’dır. Konak, Lefkoşa surlar içinde tarihi çevre dokusunu en yoğun biçimde koruyan Arap Ahmet Mahallesinde bulunmaktadır. İki giriş kapısı olan konağın esas giriş kapısı üzerinde hicri 1219 (miladi 1807) tarihi okunmaktadır. Konak iki katlı olup, alt katı taştan, üst katı ise kerpiçten inşa edilmiştir. Sonradan ilave edildiği belli olan baş odanın süslemeli tavanında miladi 1869 tarihi okunmaktadır. Konak "L" planlı olup, geniş bir iç avlusu vardır. Alt kat odaları iç bahçeyi çevreleyen revaklı galerilere açılmaktadır. Üst kata avludaki haznenin üzerine oturan ahşap bir merdivenle çıkılmakta ve odalar kapalı bir sofaya açılmaktadır. 1978 - 1988 yılları arasında yapılan restorasyon çalışmaları sonucunda, konağın kütüphane, kültür merkezi veya Eski Eserler ve Müzeler Dairesi olarak düzenlenmesi uygun görülmüştür. Bir bölümü baş oda, gelin odası, yatak odası, yemek odası ve tezgah odası olarak düzenlenen konağın bir bölümünde de günlük yaşantıda kullanılan eşyalar sergilenmektedir. Teşhir ve tanzimi "müze - ev" olarak tamamlanan konak 21 Mart 1988 tarihinde Etnografya Müzesi olarak ziyarete açılmıştır. 
***
Derviş Paşa Konağı’ndan yürüyerek geri dönerken Atatürk Meydanı’nda Venedikliler tarafından 1550 yılında yapılan Venedik Sütunu’nu görebilirsiniz. Osmanlılar’ın Sarayönü Camisi’nin avlusuna koydukları sütun daha sonraları 1915 yılında İngilizler tarafından eski yerine getirilmiş.
***
Çarşıya gittiğiniz zaman iki Kıbrıs’ı ayıran Birleşmiş Milletler kontrolündeki Yeşil Hat’ı da görebilirsiniz. Kıbrıs vatandaşlarının geçmesi serbest olsa da Türkiye’den gidiyorsanız Rum kesimine geçemiyorsunuz.
***
Lefkoşe gezimiz burada son buluyor gelecek ay sizlere Kıbrıs’ı tanıtmayı sürdüreceğim.



Bu yazı 7474 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI