Bugun...

İSMAİL YANMAZ
TARİKAT EKONOMİSİ!
Tarih: 02-05-2016 14:14:00 Güncelleme: 02-05-2016 14:14:00


Son yıllarda “TARİKAT ve CEMAAT” sözcüklerini çok fazla duyduk. Benzer anlam taşıyan bu sözcükler, artık sadece dini sohbetlerde geçen sözcükler değil, hayatın her alanında olduklarından, her türlü çevrede adlarından söz ediliyor.  
Din alimlerine göre, İslam’da tarikatlara yer olmadığı söylenir aslında. Ne var ki, sayıları o kadar çok ki. Dini her hangi bir konuda farklı yorum getirebilen ve örgütlenme ortamı bulan ve çevre edinebilen herkes bir tarikat kurmuş neredeyse. 
Bazılarının kuruluşu yüzyıllar öncesine dayanıyor. “Tekke zaviye ve Türbelerin kapatılması”  yasası 1925 yılında kabul edildikten sonra, Cumhuriyet tarihi boyunca hepsi yeraltında varlıklarını sürdürmüşler. Görüş ayrılığı veya dini yorum farklılığı nedeniyle parçalananlar olmuş. Ama her nasılsa varlıklarını sürdürmüşler. Hükümet, 2005’te ve 2013’te kanun çıkararak, tarikatları ve onların faaliyetlerini serbest bıraktı. Yapılan aslında    malumun ilanıydı. Zira tarikatlar zaten bir kılıfını bulup, her alanda faaliyet sürdürüyorlardı. Böylece faaliyetleri yasal bir zemine oturmuş oldu.  
Yapılan bir araştırmaya göre, Türkiye’de değişik illerde faaliyet gösteren 19 ana cemaat var. Bunlardan en etkili olan Nur Cemaati,  kendi arasında 7 kola ayrılıyor. Daha yerel durumdaki küçük tarikatların sayısı da az değil. 
Bu cemaatler, ticaretten finansa, eğitimden, medyaya ve yardım kurumlarına kadar pek çok alanda ekonomik faaliyet gösteriyorlar. Hemen hemen hepsi faaliyetlerini değişik isimlerde kurdukları vakıfların arkasından yürütüyorlar. 
Son yıllarda ekonomiden siyasete o kadar büyük güç elde ettiler ki, bu gücün büyüsüne kapılan bazı çevreler de eğitim işine girerek, vakıflar kurup, kendi kitlesini yetiştirmek amacıyla cemaat yapılanmasına girişti.   
Cemaatlerin kendi içinde bağlılıklarının olması siyasi açıdan da cazip geliyor. Cemaat liderinin bir işaretiyle binlerce, belki yüzbinlerce oy bir partiye yönelebiliyor. Bu özellikleri,  cemaat-siyaset ilişkisini hep sıcak    tutuyor. 
Ekonomik güçlerine gelince; cemaatler başta okul, dersane, yurt gibi alanlar olmak üzere, sanayinin her alanında doğrudan faaliyet gösterdikleri gibi, farklı alanlarda faaliyet gösteren kuruluşların, hatta holdinglerin sahipleri bir cemaate bağlı   olabiliyor.
Bu tür şirketler kendi aralarında ticarete öncelik verdiklerinden, küçük şirketlerin sahiplerinin belki de bir yere ait olmak, birlik gücü ve avantajından yararlanmak gibi düşüncelerle cemaatlere yakın olabilirler. 
Özellikle son yıllarda siyaset-cemaat iç içe bir durum alması nedeniyle çok daha büyük iş potansiyelleri ortaya çıktığından çok büyük gruplar bile   cemaatlerle flörte başladı. Ne yazık ki, hükümetin bu konuya fazlasıyla pirim vermesi, şirketleri ‘cemaatleşmeye’ yönlendiriyor. 
Her ne gerekçeyle olursa olsun, ekonomik faaliyetlerin dünya ile entegre biçimde kendi doğruları vardır ve o mecrada ilerler. Din eksenli bir rota çizip, cemaat menfaatlerine yönelik faaliyet gösteren şirketler ekonomik gerçeklerin dışına çıkar. 
Ülkedeki ekonomik faaliyetler cemaatlere göre şekillenmeye başlarsa, ulusal gereksinimlere göre değil, cemaatin çıkarına göre oluşur ki, başta eğitim sektörü olmak üzere bazı alanlarda bunun tehlikeli gidişini görmek mümkündür. 
Başta hükümet, devlet işlerini gerçek bir rekabet ortamı yerine, ulufe gibi dağıtmaktan vaz geçmeli ve ekonomik cemaatleşme  mutlak şekilde önlenmelidir. 

 



Bu yazı 2683 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI