Bugun...

Sinan YURTKULU
OKUMA DÜŞÜNME UYGULAMA TAKİP VE NETİCELENDİRMEYE ADANMIŞ 20 YIL
Tarih: 02-01-2020 14:26:00 Güncelleme: 02-01-2020 14:26:00


Bugün Yazılı/görsel basın dünyasına attığım ilk adımın 20 yılı.

Büyük Kurultay Gazetesi ile başlayan maceram önce basılı yayım olan Ekonomik Durum Gazetesi şimdilerde ekonomikdurum.com portalı ile devam ediyor. 

İlk makalemi 2000 yılında Kurultay Gazetesi'ne hazırladığımız İl İlavelerinin sorumlusu iken; kaleme aldım. Gezi notları ve anılarımı içeren ilk yazım ustalardan beğeni aldı. . Acemiliğime rağmen ilk makalemden dolayı; gazetenin Genel Müdürü Ahmet Yabuloğlu tam not verdi. Ancak idari görevlerde bulunduğum o günlerimde ekmeğimi kalemin ucuyla çıkaracağımı öngörmedim. 20 yıl boyunca yorumcu olacağımı göremezdim. Öyle bir koşuşturma içersinde idik ki, hazırladığımız ve uyguladığımız Kurultay Gazetesi'ni tanıtım/gezi programına yetişme telaşı, topladıklarımızı hatasız ve en iyi şekilde yayımlama kaygısı; devam eden idari görevlerim geleceğimizi planlama şansı tanımıyordu. Zira 3 hafta dışarıda, 9 gün içerde gazetede olma zorunluluğumuz vardı. 20 gün boyunca 3 şehirden topladığımız bilgi belge ve röportajları en doğru, kusursuz ve hatasız çıkarmak yayımlamak kısıtlı imkânlar, az sayıda yetişkin eleman ile başarmak çok zordu.. Geceleri şehirden şehre seyahat ederken, gündüzleri icrai faaliyette bulunmak sureti ile çalışmak her babayiğidin altından kalkacağı bir iş değildi. Özveri, sadakat, sevgi azim ve kararlılık isteyen bir çalışma şeklimiz vardı. Zamanla yarış halinde, bir iş tarzı, bizleri kariyer planları yapmaktan alıkoyuyordu.. 

Büyük Kurultay Gazetesi ile ilgili ralli türünde çalışmalarımız bitmeden çıkarılan günlük Yeniçağ Gazetesi'nin tanıtımı amaçlı bu kez daha yoğun ve Necdet Sevinç, Arslan Bulut’un katılımı ile verecekleri gündemle ilgili konferansları planlama ve idari görevleri uygulama da üzerine eklenince bırakın gelecek planlarını, baş/sırt ağrıları veya ufak tefek sağlık sorunlarını bile ayakta atlatmak zorunda kalıryorduk. Gazetem adına yüksek hız ile geçen ilk yıllarımdan sonra gazetedeki koltuğuma oturduğumda kendimi kısa süreli bir idari görevde buldum. Hemen ardından yine yayım hayatına yeni başlayan Dokuz Sütun Gazetesi'nde tanımaktan ve birlikte çalışmaktan onur duyduğum ustam efsane gazeteci Behiç Kılıç tarafından bana ayrılan -Sinan Abi Takipte- başlıklı köşe yazarlığına başladım. 20 yıllık gazetecilik serüvenime geçmeden önce özellikle vurgulamalıyım ki; -gazetecilik- adı verilen takım oyununda ve tüm hayatım boyunca hatta acemilik dönemlerim dahil, şahsımın, ailemin, gönüldaşlarımın ve tüm meslektaşlarımın onurunu zedeleyecek, gurunu kıracak, yüzünü kızartacak başını öne eğdirecek bir olay veya oluşumun içinde bulunmadım. Allah’ıma hamd olsun Gazeteci kılığına bürünüp bol sıfırlı , bol akçeli işler ve bazıları gibi ihale peşinde koşmadım. Kalemimi şahsi çıkarlarım için kullanmadım. Asla ve kat’a köşe esnafı olmadım. Bizi yönetenlerden Ankara’lı ağır ağabeylerden ve çevresinden şahsi ikbal, istikbal, yükselme, afiyet ve ferahım için kişisel istekte bulunmadım. Dünya menfaatleri için işverenim dahil hiç kimsenin kapı kulu, çanak yalayıcısı olmadım. Her kapıya; herkesi her kesimi memnun edecek projelerle gittim.. Amirim ve patronum dahil kimsenin tetikçisi de olmadım. Yancılık veya yalakalığını yapmadım. Şahsi çıkarlarım uğruna emrime girecek sivil/resmi bürokraside görev yapan bazı zavallıların tayin terfi işlerine bulaşmadım. Daima insan hak ve özgürlüklerine saygılı meslek ilkelerine riayet eden bir gazeteci/yazar olmaya çalıştım. Şükürler olsun ki gazetesini/kanalını sütunları ve köşesini menfaatleri uğruna kullanan aşağılık işveren ve yöneticilere muhtaç olmadım. Zalimin zulmüne ortak olmadım. Verdikleri ilanlara, rağbet etmedim. Talip olmadım. Rabbime şükürler olsun ki 20 yıllık basın hayatımda gönlüme göre amir ve patronlar verdi. İş hayatım boyunca, şahsi çıkarları yönünde aracılık etmemi talep etmediler. Gazetecilik denilen takım oyununda daima, doğruluk, çalışkanlık ve özgürlük yanlısı oldum. İlkelerimi karakter edindim.. Daima milli manevi değerlere sahip çıkan bir siyasi görüşe sahip oldum. Herkese her kişiye tarafsız ve adil davranmaya çabaladım. Belgesi olmayan bilgiye bulaşmadım. Karşıt görüşdekileri bile ötekileştirmedim. Karalama kampanyalarının öznesi veya ögesi olmadım. Bu vesile ile elime kalemi ilk elime tutuşturan ve devamında yıllar boyu ilkelerime saygı duyan asla gazetecilik ahlakına aykırı isteklerde bulunmayan başta Yeniçağ Gazetesi İmtiyaz Sahibi Ahmet Çelik beye ve Yeniçağ Gazetesi İcra Kurulu Başkanı Ahmet Yabuloğlu 'na sonsuz teşekkür ederim .

Ayrıca 2008 yılından bu yana gazeteciliğimin ikinci bölümünü oluşturan meslek ilkelerine aykırı isteklerde bulunmayan önceleri Ekonomik Durum Gazetesi sonra ekonomikdurum.com portalının imtiyaz sahibi Cahit Çataloğlu ve çilekeş editörümüz Harun Partener’i de atlamayalım. Tüm takım tüm ekiplere çok ama çok teşekkürler.. İyi ki varsınız, Başınız Varolsun. . 

Zira gezilerim, röportajlarım esnasında, diklenmeden dik duruşum sayesinde çok sayıda saygın, değerli ve mühim insanlar biriktirdim. Çok ama çok kaliteli muktedir ve iktidar sahibi dostlar edindim. Bunları bilmelerine rağmen hiçbir zaman özel işleri veya şirketleri için bir talepte bulunmadılar. Böylece anı, teşekkür, yol izlenimleriyle başlayan makale yazarlığımız böylelikle 20 yılı doldurduk. Takipçi, yorumcu yazarlığımı sadık, heyecanlı ve kararlı düzenli bir şekilde okurluğuma her zaman arkamda duran ve sahiplenen ailem ve çocukluktan edindiğim arkadaşlarıma borçluyum. Önceleri okuduklarımı çevreme aktarır ve yorumlardım sonra da bazı toplantılarda cümle alemle paylaşırdım. 

Öğrencilik dönemlerinden bugüne değin azimli ve kararlı okumalarım; düşünmemi; düşündüklerimi planlayıp, organize ederek uygulamamı ve ısrarla takip ve kontrol ederek netice almamı ve nihayetinde bu günlere gelmemi sağladı. 

Devrin Başbakanı günümüzün Partili Cumhurbaşkanı R.T.Erdoğan’ın bu sözlere denk gelen yazımızın başlığındaki “Oku, Düşün, Uygula, Neticelendir” tekerlemesini sarf etmesinden yani 2012 yılından çok önce okuyor, düşünüyor, uyguluyor ve sonuç alıyorduk. Bizim köşemizin başlığı yıllar öncesinden “Sinan Abi Takipte” idi. Günde aralıksız 8/10 saat okumalarımız korku, acı ve zevklerimi kontrol altına almamızı öğretti.. Zira herhangi bir meseleye veya birden çok olaya yorum yapabilmek için o konu hakkında bilgi sahibi hem de geniş malumata haiz olmanız gerekir. Bize sunulan bilgi ve belgeli öğretiler sayesinde içki, sigara ve benzeri kötü alışkanların varacağı noktayı gördük. Onlarca sene önce zararlı alışkanlıkları bıraktık. Kaliteli ve Salıklı bir hayat için düzenli spor yapmaya ve dengeli beslenmeye başladık. Yani herkesten önce kendimiz örnek insan bilgili bir aydın olmaya çalıştık. Elaleme –talkımı- verirken kendimiz salkımı yutmadık. Onlarca sene önce okuduklarımız bize tüketim toplumunun zavallı bir ferdi olmamamızı öğretti. Allahın verdiklerine şükür etmemizi sağladı. Öğretilerimiz ve mesleğimiz sayesinde marka kölesi, zevklerinin esiri popüler kültürün esiri olmadık. Önce/sonra elimize aldığımız eserler gözümüzün değdiği aklımıza giren kitaplar, kulağımızın duyduğu konferans sergi, tüm görseller bizi Atatürk’ün ilke ve inkilâplarına saygılı , demokratik, çağdaş laik bir yönetim sistemine yöneldik. Okuduklarımız düşünmemiz ve uygulamamız sayesinde acı, zevk ve beklentilerimizi kontrol altına almasını öğrendik. Kontrol altına aldığımız acı, korkular hayatımıza yön verdi. Tertemiz bir hayat ve gözü kara hedefinden sapmayan bir gazeteci olarak mesleğimizi icra ettik. Aldığımız payeler birilerinin lütufu, bağışı ile gelmedi. Alnımızın teri tırnaklarımızın gücü ile ödüller kazandık. Doğa, canlılar ile sulak alanlar ve meraların –yok- olacağından korktuk. Korkumuzdan aldığımız cesaretle açgözlü çetelere açtığımız -savaş- bize ödül sevinci yaşattı. Haber kaynağımızın kurşunlanmasına çok üzüldük. Ölüm tehditleri aldık. İşimi kaybetme korkuları yaşadık. Yine de doğrulardan vazgeçmedik. Yöneticilerimizde bizi yalnız bırakmadı, korkmadan çalışmalarımızı manşetlere taşıdı. Bir adım daha ileriye öteye geçmemizi temin etti. Hep birlikte Kemerburgaz’ın doğal hayatını arazi ve bina mafyalarından, ranta kurban edilmesinden kurtardık. .. Koskoca Kemerburgaz beldesinde ve bölgesinde yağma ve talana son verdik. Sulak alanlar ve meraların korunmasına katkı sağladık. Tabii ki duyarlı devlet kurumları ve resmi kuruluşları çığlığımızı sahipsiz bırakmadı. El birliği ile galip geldik.Yine spor bürokrasisi, ve sporcularının verdiği çetin savaşlara üzüldük. Yarışlarında yalnız kalmalarında, sporun büyük yara alacağını hissettik. Ki Halen hissediyorum.. Her sıkıntılarında yanlarında oldum. Mağduriyetlerine üzüldüm. Üzüntü ile dertlerini kaleme aldım. Ummana döktüm. En tepelere ulaşmaya çabaladım. Bizi yöneten makamı yüksek zatların ve yüksek katların duymasını dikkatini çekmeye uğraştım. 

Spor dünyasında gördüğüm sıkıntılar, yaşadığım acı ve sancılar yine aşk ile çalışmam bana bir- ödül- gururu daha yaşattı. Uluslar arası Ahmet Cömert Boks Turnuvası sporcuları, antrenörleri ve sporcuları ile boks hakkında yazdıklarımdan dolayı Yorumculukta üçüncülük ödülüne layık görüldüm. . Hele hele mağdur engelli vatandaşların dertlerine çözüm bulduğumda bırakın ödülü dünyalar benim oldu. Hiç unutmam bir Ramazan Bayramı öncesi idi. Adı bende saklı bir bedensel engelli ablamız üzerinden bana ayrılan köşede; tüm bedensel engelli vatandaşlarımızın –Akülü araba- ihtiyaçlarını gündeme getirmiştim. Akabinde çığlığım duyuldu. Küçükçekmece Belediye Başkanı Aziz Yeniay’ dan cevap geldi. Kendi bölgesinden olmadığı halde Bahçelievler’de yaşayan ve bana baş vuran ablamıza ve aynı sıkıntıyı yaşayan onlarca kardeşimize makamında ve törenle -Akülü araba- hediye ettiği günü- hiç- unutamam Sağolsun Varolsun. Aziz Başkanlar artsın inşallah. Aynı zamanda Yeniçağ Televizyonu ve ATV Avrupa Kanalında yayımlanan Üretim ve İstihdam dünyasında kazanılan-Başarı Hikayeleri- programlarımızda yaşadıklarım bambaşka duygular yaşattı. Ürünleri ticarileşmiş mucitlerimizden oluşan katılımcılarımızın başarılarını duyurduklarında, yüzleri ve gözlerindeki mutluluğu anlatamam. İcatlarından duydukları gururu, insanlığın hayatını kolaylaştıran metalar üretmenin faydalı olma sevincini anlatamam. O an kelimelere sığmaz sadece yaşanır. O insanların yaşadıkları mutluluk maddiyat ile ölçülemez. Her türlü makam mertebe ve kazanç, mağdur ve sahipsiz insanlara yaşattığım/yaşadığım mutluluğun karşılığı olamaz. Gazetecilikte haklı çıkmak ve iddialarımızın doğrulanması; milyarlık kazanımlara bedeldir. Hatta bazen savaşımızda haklı çıkmanın gururu ve utancını yaşadığımız günlerde oldu. . Seneler önce Avrupa Birliğine katılma ve Küreselleşmenin gereklerini yerine getirme adı altında yapılan çalışmalarını sakıncalarını dile getirdik. Tedbir alınmadan ithalat kapılarının açılmasının yerli imalatçı çiftçileri perişan edeceğini yazdık anlattık.İşsizliği yoksulluğu patlatacağını aktardık. Avrupa Birliğinin bir aldatmaca bir Hrıstiyan Kulübü olduğunu bizi onların pazarı haline getireceğini vurguladık. Küreselleşmenin Türkiye’ yi ve gelişmekte olan ülkeleri tüm dünyayı şehir devletlerine bölerek 5-6 bin aileye teslim edecek bir yapı olduğunu haykırdık. Birlik veya Küreselleşme uğruna Kıbrıs’ın feda edilemeyeceğini her fırsatta dile getirdik. Yavru vatanın ileri karakolumuz ve vaz geçilmez bir topraklarımızdan olduğunu belirttik. Yetmedi yüksek perdeden hatta bangır bangır yazdık/anlattık. Hemde AB-D (Avrupa Birliği ve yandaşı ABD) dolayısı ile Küreselleşme sevdalısı zavallıların yüzlerine haykırdık. Duyacakları şekilde bıkmadan usanmadan yazdık/anlattık. Tabii ki hemen o gün ve bugünde devam eden uzantıları tarafından muhalif gazeteci ilan edildik. Hatta gün geldi, insan ve canlı hakları, işçi, memur, çiftçi zanaatkâr, sanatçı, sağlık ve askeri personeli ticaret erbabı sanayici işveren dertlerini dile getirmekten kendi dertlerimizi unuttuk. Yönetim sistemlerini, refah düzeyini yükselten, eğitimi, sağlığı afiyeti ileri düzeye çıkaracak bir ekonomik sistem ile taçlandırılmaz ise tüm sistemlerin hayalden –dilekten- öteye geçmeyeceğini söyleye geldik. Yeri geldi, hiddetle, yeri geldiğinde – aşk- ile savunduk. Hem de hiç bir zaman kanunların çizdiği sınırı aşmadık. Keşke haklı çıkmasa idik. Haklı olmak ülke ve insan kayıplarımızı geri getirmiyor. Elimizden çıkan yol, köprü, baraj, milli ve yerli fabrika ve stratejik sanayi tesislerini yerine koymuyor. Yerlerde sürünen TL ve alım gücümüzü artırmıyor. Keşke bugün alınan bazı tedbirler o gün derhal alınsa idi. Eleştirilere tıkanan kulaklar açık olsa idi. Yerli üretici gerçekten teşvik görse idi. Milli değerlerimiz üçotuz paraya satılmasa idi. Bugün geldiğimiz nokta belli, dünya nüfusunun yarıdan fazlası, sadece yüzde 1 i teşkil eden 15-20 aile veya kuruma çalışıyor. Ülkemiz ve dünyanın büyük bir bölümünde fakir ile zengin arasındaki makas iyice açılmış durumda. İnsanca yaşam, eğitim, sağlık, hak, hukuk adalete güven sarsılmış vaziyette, Ne acıdır ki; dün bize muhalif ve hor gözle bakan ve bizi yöneten bazı idarecilerimiz; şimdilerde bizden daha ateşli bir şekilde Avrupa Birliğine, Küreselci emperyalistlere sayıp sövüyorlar. Dünyanın 5 den büyük olduğunu haykırıyorlar.. AB-D, Çin, Rusya ve benzeri sömürgenlere saydırıyorlar. Dışlanmanın verdiği hiddetle gözlerinden ateş, ağızlarından salya saçıyorlar. Bir zamanlar Milliyetçiliği ayaklar altına alan bazı zat-ı muhteremler bizden daha ateşli daha inançlı yerli ve millici oldular. Türk Dünyası Devletleri ile ittifak kurma çabalar içersine girdiler. Sömürgecilere bizden daha çok düşman oldular. Heyhaat giden geri gelmiyor. 20 yıl önce Türkiye’nin dış borcu 100 milyar dolar civarında idi. Bugün 500 milyar dolara dayandı. Ülkemizde göçmen yok denecek azdı. Bugün sayıları 5 milyonu geçiyor. Şimdi bizi yönetenlerin görev aldıkları gün, başımıza geldikleri ay; işsizlik yüzde 10 gibiydi. 2019 yılı itibari ile işgücüne sahip her evde 1 veya 2 işsiz var. Ardına kadar açılanan ithalat kapıları Hans, Corc, veya Çung Çengi zengin etti. İşçi Hasan, Kalfa Hüseyin, Mehmet Ustaları işsiz bıraktı Para etmeyince mahsulünü çöpe atan çiftçi perişan. Bizim çalışanlarımızı, bazı küçük orta boy işletme, mal, mülk sahiplerimizin çoğu yabancıya el açar, kredi dilenir hale getirdi. Zamanında biz ve bizim gibi düşünen aydınlara dikkat edilse idi;- Arap Baharı- safsatalarına komşularımızı bölüp parçalayan planlara eşbaşkan olunmasa idi,; Bugün Libya’ya asker göndermeyi tartışmazdık. Irak, İran, Suriye sınırımızda –beka- çığlıkları atmazdık. Yunan askerleri Ege adalarını silah ve mühimmat ile teçhiz etmezdi. 1960 da Devrim, 1963 de Koç Holding Otosan firması, Anadol markası ile başlayan yerli otomobil, yerli ve milli savunma sanayi sevdamız dünyada saygın bir yere gelirdi. Gelişmiş ülkelere koşan, beyin göçü tersine işlerdi. Son 20-25 yılda yer altı/yerüstü zenginliklerimiz satılmamış olsa idi. Kendi madenlerimizi kendimiz işletir. Değerinden çok yüksek bir kıymete satardık. 

Yanlış anlaşılmasın haklı çıktığımızı söylemem ile kendi gazeteciliğimi anlatmam, ödüllerimi saymak ile kendimi, nefisimi cilalamıyorum. Sadece ve sadece adandığın zaman zor şartlar, tanınmamış düşük tirajlı yayımların engel teşkil etmeyeceğinin tarihe kayıt olmasını arzuluyorum. “Selin önünde kimse duramaz” Aşk ile çalışırsan ödülünde de başarının da kendiliğinden geldiğini yeni nesillere aktarmaya çabalıyorum.

Yeter k i azim ile her yayımı okuyalım, okuduklarımızı düşünelim uygulayalım ve sıkı bir fikri takip ile neticeye ulaştıralım.

 



Bu yazı 128 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI