Bugun...

Nilgün Güresin
AMAZİNG AMAZON
Tarih: 01-02-2016 16:19:00 Güncelleme: 01-02-2016 16:19:00


Değerli  “Ekonomik Durum” okuyucuları; sizlerden bir süre ayrı kaldıktan sonra Şubat ayı itibariyle sevgili gazeteme dönüyorum. Duygu ve düşüncelerimi yeniden yazıya dökebileceğim için heyecanlıyım.
Geçtiğimiz yılı sevgiyle anamıyorum. Terör, şiddet, kavga, gürültü, hakaret, kutuplaşmanın gırla gittiği bir ülkede yaşıyor olduk. Mutluluk lafta kaldı; kime sorsam canı sıkkın, gelecek için endişeli. Bitmeyen şehit haberleri hepimizi derinden yaraladı. Türkiye nasıl oldu da bu duruma düştü? Gurur duyduğumuz Cumhuriyet’i, Atatürk devrimlerini ve ülkenin temel taşı laikliği kişisel menfaat uğruna sorgulayan, laikliği dinsizlikle eş tutmaya çalışan sözde aydınlar türedi. Şu ikiyüzlülüğe bakın ki kadına şiddeti reva gören canavarların çoğu da Cuma        namazını kaçırmıyorlarmış! Araştırmalar söylüyor. Bu ne biçim dindarlık? 
Biz bu ortaçağ zihniyetinin yarattığı problemlerle boğuşa duralım millet bilim ve teknoloji ile uğraşıyor. Duydunuz mu bilmiyorum ama Amazon bilim kurguyu  gerçek hayata taşıyor. Bu yaratıcı şirketin adrenalin dolu, cevval başkanı Jeff Bezos “geleceğin deli projesi” diye de adlandırılan bir ilke daha imza atmaya hazırlanıyor. 21 yıldır internet üzerinden kitap, süreli yayın, film, video, CD  pazarlayan ünlü Amerikan şirketi Amazon “Prime Air” projesi ile bu sabah ısmarladığınız kitabı İHA (“Octocopter” Drone-İnsansız Hava Aracı)           vasıtasıyla siz öğle yemeğine oturmadan kapınıza getirtmeyi planlıyor. 
Birçok gelişmiş ülkenin milli istihbarat merkezlerinin kullandığı ve Homeland, American Odyssey gibi gerilim ve teknoloji ağırlıklı dizilerde görmeye alıştığımız İHA’lar Amazon’un “bayi teşkilatı” gibi çalışacak. Siparişini verdiğiniz ürünü 30 dakika içersinde size ulaştıracaklarmış, adresinize teslim. Şu işe bakın. Yaptıkları yayınlar hoşumuza gitmiyor diye biz youtube’u, facebook ve twitter’ı sansürlemeye çalışırken, millet teknolojiyi vatandaşının ayağına getiriyor. Biz “hukuk mu, guguk mu?”, “demokrasi, insan hakları; düşünce özgürlüğü, o da neymiş?” tartışmaları arasında kaybolmuşken, millet bilim yarışında. İyi ki Prof. Aziz Sancar Nobel Ödülü kazandı da, Türkiye’nin adı rastlantı eseri olumlu bir konuda medyaya yansıdı. Ama unutulmasın ki Mardinli Aziz Hoca da batı kültürünün “koşulsuz” düşünce özgürlüğünden, akılcı eğitime ve bilime verilen önem ve fonlarından esinlendi ve beslendi. Bir Türk vatandaşı olarak elbette çok gurur duydum ve hemen şunu da hatırlatayım, Prof. Aziz Sancar’ın yakasındaki “Atatürk rozeti” de çok anlamlıydı. “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” diye boşuna söylememiş Atatürk. Zira O’da aklın yolunu tercih etmiş bir vizyonerdi.   Birçok değerli Türk bilim insanımız var kuşkusuz ancak dikkat ediniz çoğu bilimsel olarak ya Harvard’dan, Yale’den, ya da benzer okullardan besleniyorlar. Politik eğilimleri ne olursa olsun, bilim insanı olarak hak ettikleri saygınlığı ve desteği ancak batı ülkelerinde görebiliyorlar demek ki. Bizde varsa, yoksa siyaset. Fen ve ilim yuvası olması gereken bazı üniversitelerin hocaları zamanlarını kız-erkek ilişkilerine, etek boylarına, din adına polemik yapmaya harcamıyorlar mı? Bazı ilahiyatçılar alenen “müzik, sanat haramdır” demiyorlar mı? Heykeller yıkılmıyor mu? Her köşe başında bir üniversite açsanız nafile. Bir sürü işe yaramaz diploma. Mesele bakış açısında, kafaların örümcek olup, olmamasında. Kendimizle yüzleşelim; kendimize ve ülkemize karşı samimi olalım. Türkiye doğu-batı sentezi demek, Türkiye’de büyük bir potansiyel var, hepsi doğru ama bu işin kolay yoldan klişe reklamı. Bana tüm insanların eşit muamele gördüğü, evrensel hukuka saygılı, gerçek demokrat bir İslam ülkesi gösterin. Sınırlarımızı açtığımız binlerce Suriyeli göçmen ölümü göze alarak akın, akın “Batı ülkelerine” kaçıyorlar; Türkiye’de asla kalmak istemeyenler bile var aralarında.      
Ülkelerin itibarı ve onuru, bilim, sanat, müzik, felsefe, hukuk, insan ve hayvan hakları, ekoloji gibi konulardaki duyarlılığı ve sınırları aşarak, insanlığa yaptıkları katkılar ile ölçülüyor. Yatırımcı da böyle ülkeleri tercih ediyor. Küreselleşme de işte bu. 
Olay sadece tüketim değil. Hamburger ülkenize girince ekonominiz büyümüyor; en büyük stadı yapınca saygınlığınız artmıyor; sanatçı, bilim adamı üretmeniz ve onları “koşulsuz” desteklemeniz lazım. Araştıran, sorgulayan, merak eden ve bu merakını açıkça ve özgürce, korkmadan dile getirebilen, biat etmeyen kuşaklar yetiştirmeniz lazım. Ama siz 21. yüzyılda oturup öncü bir bilim kurumundaki mescit sayısını gündeme taşır ve toplumu kutuplaşmaya iterseniz vay halinize. Beyin göçüne çok zor “dur” dersiniz.                 

 



Bu yazı 4527 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI