Bugun...

Nilgün Güresin
Bireysel Terör: Cinsel Taciz Tecavüz ve Cinayet
Tarih: 01-03-2016 14:20:00 Güncelleme: 01-03-2016 14:20:00


Şunu açıkça söylüyorum: Toplumumuzda acilen tedavi edilmesi gereken hastalıklardan biri olduğuna inandığım “şiddet” olgusu hakkında durmadan,          usanmadan yazacağım; suçluları bıkmadan afişe edeceğim, adalete çağrı yapıp,            ilgililerden hesap soracağım ve daima   mağdurlarının yanında olacağım. 
Uluslar arası terör bir ateş çemberi gibi ülkeyi sarmış, içeriden ve dışarıdan bizi tehdit eder, günahsız canları alırken toplum bir taraftan da sapık ellerin dokunduğu,   acıttığı, öldürdüğü günahsız kadınların yasını yaşıyor. Hemen her gün, ülkenin dört bir yanında. Bu da bireysel terör işte. Ateş düştüğü yeri yakar elbette. Yıllardır     süregelen siyasal kavgaların, eşitsizlik ve       adaletsizliklerin, vizyon yoksulluğunun   yarattığı terör yüzünden gencecik          evlatlarımızı kaybediyor, bombalara, intihar saldırılarına kurban edilen cenazeleri        demeçlerle kaldırıyoruz. Dağılan ailelerin sayısını takip etmek bile zorlaştı. Türkiye acılar, matemler ülkesi oldu. 1970’lerin      sonuna doğru üniversiteyi bitirip Kanada’dan Türkiye’ye kesin dönüş  yaparken oradaki Türk dostlarım, “Türkiye’de kan gövdeyi götürüyor; herkes buralara kaçma yollarını ararken sen niçin dönüyorsun?” diye bana baskı yaparlardı da, aldırmazdım. Vatanıma dönüp katkıda bulunacağım için sevinçten uçardım. O yıllarda-tam 1980 ihtilali    öncesi-bile ülkenin geleceğinden bu kadar umutsuz değildim. İleriyi görebiliyordum; bugün ise 2023 başta olmak üzere            korkularım var. Korkularımın başında toplumdaki tümörleşmiş duyarsızlık ve      kutuplaşma geliyor. 
2015 ve 2016’nın Ocak/Şubat aylarında öldürmeyle sonuçlanan cinsel saldırı   vakalarının bilançosu 400’e ulaştı. Üstelik bunun hayret edilecek bir tarafı da yok. Her yerde, “Ben” var; “Biz” yok. Bencillik, öfke, şiddet toplumda adeta kabul görüyor. Evrensel tanımları olan ahlak, etik, adalet ve ceza göreceli kavramlar oldu. Sana göre başka, bana göre başka. Paran varsa, arkan varsa iyisin; “bizlerdensen” daha da iyi. Sosyal sınıfını eğitim, görgü, ahlak değil, kaç para bahşiş dağıttığın belirliyor. Geçenlerde bir hastanenin valesine önümde 50 dolar bahşiş verilince güleyim mi, ağlayayım mı bilemedim. İşte böylesi çarpıklıklar sayesinde toplum kokuşur;  isteyen alkollü araç kullanır, isterse kırmızı ışıkta geçer. Öğretmen öğrencisine sarkıntılık yapar, okul yönetimi okulun itibarı (!)zedelenir diye olayı örtbas eder ve hatta tecavüz edilen mağduru revire kilitler. Kadın ayrılmak istediği için    kocası veya sevgilisi tarafından 22 kez sokak ortasında bıçaklanır; kadının daha önce “Ne olur beni koruyun” diye yalvardığı güvenlik güçleri parmağını kımıldatmaz. Böylece Türkiye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından 53.000 Euro tazminat ödemeye mahkum edilir. Yahu bu ülkenin polisi,      jandarması, bakanları, milletvekilleri, hakim ve savcıları nerede? Vicdan, iman, inanç, adalet duygusuna ne oldu?
Bu rezalete “yeter” diyerek kadınları koruyan yasaları çıkartacak, uygulamadaki abuk ve canımızı acıtan “iyi hal indirimini” kaldıracak cesur, çağdaş, uygar, kadını eşit gören bürokratlar ve bunu destekleyecek medya mensupları nerede? “Gecenin 3’ünde sokakta ne işi vardı” diyerek bir kadına tecavüz etme hakkını kendinde görenlere en ağır cezaları verebilecek yürekli adalet   mensupları nerelerdesiniz? Kokuşmuşluğun,   yozlaşmışlığın sonu yok ki! Kadına tecavüz eder; ondan sonra utanmadan gider          ramazan’da oruç tutar, tutmayanlara da yan gözle bakar. Toplumsal duyarsızlık işte böyle bir şey. Tümör gibi, yayılır, metastaz yapar. Aslında iyilik de, kötülük de her insanın içinde ve aklında var da bu aklı kişinin nasıl, nerede ve ne için kullandığıdır önemli olan. Kötülüğün  azalıp, iyiliğin çoğalmasını istemiyor muyuz?    
Yakında “8 Mart Kadınlar Günü” kutlanıyor olacak. “Kadın” kelimesini bile edepsizlik   sayarak kullanmaktan çekinenler var hala aramızda.  O gün yine oradan, buradan bir dizi kutlama mesajı duyacağız. İncir çekirdeğini doldurmayan mesajlar. İsterdim ki 8 Mart 2016 milat olsun; toplumdaki cinsel taciz ve tecavüz hastalığı inkar edilmesin; Özgecan Yasası’nın çıkacağı müjdesi      verilsin; “kocası ah pek üzüldü, çok pişman karısını öldürdü diye ama mahkemeye de çok saygılı davrandı” argümanının arkasına saklanılmasın ve sanığın “iyi hal (!)” ceza   indirimi ile asla mükafatlandırılmaması  sağlansın; medyada, “Ama o kızın da eteği çok kısaydı, ruj da sürmüştü” gibi gelişigüzel, acımasız ve yargılayan sözler yayınlanmasın. Bu ülkenin kızları ve erkekleri      hepimizin çocukları. Taciz veya tecavüz   edilerek onuru zedelenen, psikolojik durumu bozulan bu genç kadınların ileride anne ve tecavüzcü erkeklerin de baba olma ihtimalini unutmayalım. 
Haksızlığa duyarsız kalmayalım, tepki gösterelim.



Bu yazı 4836 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI