Bugun...

Nilgün Güresin
KARTOPU
Tarih: 24-02-2015 12:24:00 Güncelleme: 24-02-2015 12:24:00


Ben şiddeti kartopuna benzetiyorum. Kartopu mu oynamak istiyorsunuz? Önce avucunuza bir miktar kar alarak başlarsınız yuvarlamaya, sonra avucunuz küçük gelmeye başlar, bir de bakarsınız ki iki elinizin arasında kardan kocaman bir top yaratmışsınız. Bol karlı bir havanın en hoş tarafı arkadaşlarınızla kartopu oynamaktır.  Ufak dokunuşlarla birbirinize atarsınız kartoplarını, gülerek, önyargısız. Bir kartopunun sizin canınızı alacağı hiç aklınıza gelmez. “Mini etek giydi”, “Tahrik etti”, “Yolumu değiştirmemi söyledi”, “Laiklerin ahlaksızlığı nedeniyle”,”Ama kartopu vitrinime çarptı” gibi akıl almaz bahaneler karşısında tacizi, saldırmayı, öldürmeyi haklı gören ve gösteren sapık kafalar şiddetin, şiddeti doğurduğunu nasıl oluyor da bir türlü anlamıyorlar? İrileşen kartopu misali. Daha ne kadar sürecek bu şiddet merakı. Bir nevi cinsel tatmin aracı mı acaba şiddet bu sapıklar için? Bu sapık zihniyetler –erkeği ve kadınıyla - bu canavarlar ancak kendilerine veya kendi çevrelerine taciz, tecavüz, bıçaklama, ölüm dokununca mı dünyanın kaç bucak olduğunu anlayacaklar? Bunu mu temenni etmemiz lazım?
Aslında niçin şaşırıyoruz ki? Herkesin birbiriyle kavgalı, kutuplaşmanın alarm verdiği bir toplum resmi çizmiyor muyuz? Tokmaklarla kafalar yarılıyor, sandalyeler kaburga kırıyor, hakaret, küfür deseniz sıradan artık. Karşındakinin ne söylediğini beğenmedin mi? Çek silahı vur. Örnekler ortada. Örnek olması gerekenler de ortada. Sıkılıp, utanıp da özür bile dilemiyorlar. Hani şu “ İstanbul Dükalığı”nı eleştirenler var ya; kulak versinler bizim gibi eski İstanbullulara.
Çok değil, 15-20 yıl öncesine kadar İstanbullu dediğin insan trafikte yayalara, otobüste yaşlılara saygılı, kızlarına saygılı, kurallara uyan,  gösterişten uzak, hayatın parayla ölçülmediği değerlere sahip, rant uğruna ağaçları kesip, “Bu kent bu rezidansa layıktır” gibi basit reklam ayaklarına yatmayan, kentli olmayı özümsemiş insanların şehriydi. Kentli olmanın ilk koşulunun ise sizden farklı olanı sevmek ve saymak, farklı olanla birlikte yaşamayı öğrenmek ve doğaya sahip çıkmak olduğu öğretilmişti bize. İşte birçoğu bunları hala öğrenemediği (veya red ettiği) içindir ki Almanya, Hollanda, İsveç gibi ülkelerde Türk vatandaşlarımız çok zorluk çekiyorlar. “Türk usulü şu, Türk usulü bu” derken medeniyetler çatışmasının ortasında kalıyorlar. Balkonlarda kurban kesmeden tutunda, yasak alanlarda ateş yakıp, piknik yapmak gibi.  Avrupa’da yaşadığım yıllarda Türk vatandaşlarının sorunlarına yönelik çok çalışma ve araştırma yaptım. Gördüğüm tablo şudur:  En yüksek töre cinayeti, tecavüz, taciz Türkler arasında. İspanyolu, İtalyanı, Yunanı da işçi olarak Avrupa’nın zengin ülkelerine gitmiş de nasıl oluyorsa cezaevlerini bizim vatandaşlar dolduruyor. 
Uygarlığın tek bir tanımı olur ve o da evrensel tanımdır. Öldürmeyeceksin. Taciz etmeyeceksin. Kırmızı ışıkta geçmeyeceksin. Başkasının malını çalmayacaksın. Yalan söylemeyeceksin. Yoksa istediğin kadar “hayırlı Cuma”ya git, cehennemde yanan sen olursun. 



Bu yazı 4971 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI