Bugun...

Nilgün Güresin
Prof. Dr. Aysel Ekşi’nin anısına…
Tarih: 02-06-2015 11:54:00 Güncelleme: 02-06-2015 11:54:00


Birkaç hafta önce benim rol modellerimden biri olan sevgili Aysel Ekşi’yi kaybettik. Aysel hanım değerli gazeteci ağabeyim, baba dostu Oktay Ekşi’nin de canı, eşiydi. 
Aysel Ekşi örnek bir Türk kadını olmanın altını kalın çizgilerle çizmiş bir insandı. Cumhuriyet’in savaşçısıydı; Atatürk ilkelerinin savunucusu. Psikiyatrist doktordu; dolayısıyla insanları tanımada ve analiz etmede ustaydı. Sadece Türkiye’de değil, uluslararası arenada da klinik çalışmaları yapmış, mesleğinde başarılı bir bilim kadınıydı. Ona göre modern bir kadın olmanın yolu iyi bir eğitimden ve ekonomik bağımsızlıktan geçiyordu. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği başta olmak üzere, Çekül, Bizim Ülke gibi birçok sivil toplum örgütünün kurucularından olan Ekşi, kendini kadınının güçlendirilmesine, eğitilmesine ve bağımsızlığına adamıştı. Çeşitli projelerde birlikte çalışma fırsatı bulduğum için bunları yakından biliyorum.
Prof. Ekşi’ye göre kadının sahibi erkek değildi; kadının kendisi, kendi aklı,  yani kendi gücü idi. Bu gücün elde edilebilmesinde en önemli unsurun ise batı normlarına dayalı bir laik eğitim ve hukuk sistemi olduğuna inanırdı. İslami kurallara ve geleneklere göre yönetilen ülkelerdeki kadınların durumunu çok yakından bilirdi, zira oralardan dertlerine çare aramak için gelen bir sürü hastası vardı. Birkaç yıl önce kendisiyle yapmış olduğum özel röportajda Aysel Ekşi bana İslami kurallarla yaşayan kadınların gözyaşları içinde yanlarına getirilen kumalarla ilgili söylediklerini anlatmıştı. Türkiye’den de bir sürü örnek vererek. Kadınlar ne kadar mutsuzsa,  kumalar da mutsuzdu. Bir erkek tarafından sahiplenilmiş, tüm hayatını bir erkeğin kontrolünde geçirmek zorunda olan yüzlerce kadın. Acı ama gerçek. 
Son birkaç yıldır ülkemizde artarak devam eden kadına yönelik tecavüz, şiddet vakaları konusunda da duyarlılığını daima göstermişti Aysel Ekşi, ağırlığını daima koymuştu. Medeni kanunda kadının aleyhine olan birçok maddenin değiştirilmesinde onun da büyük katkısı olmuştur.
Ancak görüyoruz ki, şiddet durmuyor,  hız da kesmiyor, hatta tırmanıyor. Toplumumuza yayılmış bir virüs adeta. Vicdanımız parçalansa da,  kadın vücutları bıçak darbeleriyle, silahlarla katledilip, sokak ortalarında bırakılsa da şiddet durmuyor. Aysel Ekşi ve onun gibi çağdaş, laik kadınların canlarını dişlerine takarak, gece gündüz çalışarak başlattıkları kadın hareketinin şiddeti tek başına engellemesi mümkün değil. Şiddet kadını, erkeğiyle tüm toplumu ilgilendiren bir konu; bir gün hepimizin bir yakınının başına bile gelebilir.  
Gözde Salur tarafından Change.org aracılığıyla başlatılan “Özgecan Yasası”na 1 milyon 100 binin üzerinde kişi destek verdi. Bu inanılmaz bir sayı. Ben de bu yasayı ilk imzalayanlardanım. Ama yasanın tüm politik parti liderleri tarafından da açıkça desteklenmesi lazım. Yasaya göre şiddet suçu işlemiş sözde “mağdur”ların hiçbir indirimden yararlanmaması gerekiyor. Yargıç karşısına çıkan bir kadın katilinin, duruşmada kravat taktı, çok üzgündü, tahrik edildi gibi bahanelerin arkasına sığınabilmesine engel olunması lazım.  Kadının bedeninin sadece kendisine ait olduğunun yasal olarak tanımlanması gerekmekte.
Hep bir ağızdan, koro halinde “Kadına yönelik şiddet partiler üstü bir konudur” demeliyiz. Üstelik 21.  Yüzyıla iddialı giren Türkiye’de bu konunun gelenekler, anlayışlar, fıtrat boyutu da artık sadece laftır.  Ama şunu da biliyoruz ki cezalar çok ama çok ağırlaştırılmadıkça bu anlayış kolay, kolay değişemeyecektir. Bu nedenle, seçim sonuçları ne olursa olsun Özgecan Yasası acilen meclis gündemine alınmalı ve toplumun huzuru adına bir gecede geçirilen yasalar örnek gösterilerek hızlıca yasalaştırılmalıdır. Türk kadını ancak o zaman rahat bir uyku uyuyabilecek ve Aysel Ekşi gibi örnek bilim kadınlarının çabaları da boşa gitmemiş olacaktır.              

 



Bu yazı 5055 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI