Bugun...

Nilgün Güresin
Tescillenen (Turizm) Kimliğimiz
Tarih: 02-05-2016 14:06:00 Güncelleme: 02-05-2016 14:06:00


Bildim bileli Türkiye turizmi konuşur. Ekonomik kalkınma denince akla yatırım, üretim falan gelmez; varsa yoksa inşaat ya da turizm gelir. Bir de sıcak para tabii ama konumuz o değil. Turizm dış tanıtımda da Türkiye’nin belki de en önemli kozu ve yatırım alanı olarak görülür. Bakanlar, müsteşarlar değişir ancak bu zihniyet hiç değişmez. Aslında tuhaf olan amaçları birbirine ters iki bakanlığın, Turizm ve Kültür Bakanlığının hala aynı çatı altında bulunmasıdır. Kültür Bakanlığı kar amacı gütmeden en azından “akademik düşünceyle” kültür varlıklarını korumak ve tanıtmak ile yükümlü iken, Turizm (ve hatta Çevre) Bakanlığı kültürü ve doğayı pek de fazla umursamadan,  teşvikler dağıtarak en nadide sahillerimize, koylarımıza, zeytinliklerimize, ormanlarımıza “turizm adına” otellerin, restoranların inşasına izin verir. Örnekler dolu. Turizmde başarı da bu otellerin doluluk oranı ile ölçülür. Bir zamanlar Turgut Reis misler kokan portakal ve mandalina bahçeleri ile ünlü iken, bugün, kendini turizmci zannedenler tarafından işletilen, irili, ufaklı otel bozması çirkin binalarla doldu.  
Sonra bir gün gelir; bir süredir sanal balayı yaşadığınız bir ülke ile aranız bozulur;     rezervasyonların çoğu iptal edilmekle kalmaz, yenileri de gelmez ve turizmci yine “kara, kara”  düşünmeye başlar. Turizmciler acilen (!) “ekonomik önlemler içeren acil eylem planları” yapar ve bunu hükümetlere sunarlar. Senaryo hep aynıdır. Türkiye’de turizmin o günkü siyasete, konjoktürel iklime ve imaja tamamen bağımlı olduğu gerçeği her nedense görmemezlikten gelinir. Üstüne üstlük turizmi genellikle “mevsimsel” olarak algıladığı ve nasıl olsa yabancı turist bize gelir kafasıyla pazarlama yaptığı için birçok tesis fahiş fiyatlar isteyerek yerli turisti küstürmüştür. Kocaman, kocaman beton yığını otelleri ağaçları keserek, kuşları, böcekleri kovarak yani doğayı kökten bozarak güzelim sahillere dikince, bütün yıl deniz ve güneşe hasret batılı ülkelerin  sakinleri oralara koşarak gelecek sanılmıştır. Doğrudur gelirler de; fiyatlar düşük olduğu müddetçe.  
Sonra birdenbire “terör ve güvenlik” diye küresel bir boyut daha çıkar ortaya. Dünya sarsılmaya başlar ve yakın tarihe kadar     İslami terörle özdeşleştirilmeyen bir İslam ülkesi olan Türkiye’ye karşı güvenlik kaygısı artar. İstanbul’un göbeğinde özellikle batılı turistler hedef alınıp bombalar patlayınca, batılı musluk kapanıverir. İşte bu kadar   hassastır batılının turizme bakışı. Bu arada böyle bir terör saldırısını kınamak yerine “keşke daha çok ölselerdi” diyen birileri de çıkınca haklı olarak turizmcinin iyice morali bozulur. Başka dine veya ırka mensup diye öldürmenin onaylandığı bir ülkeye kim tatile gitmek ister ki?  1990’larda Irak’ın Kuveyt’i işgal ettiği yıllar. Ben o zamanlar Holllanda’da yaşıyorum ve ailemi ziyaret için İstanbul’a gideceğimi söylediğimde Avrupalı ve Amerikalı arkadaşlarım, “Nasıl gidersin, oralarda savaş var” demişlerdi.  “İstanbul Irak sınırından takriben 1700 km. uzaklıktadır” dediğimde ise çok şaşırmışlardı. Batı Türkiye’yi hiçbir zaman tam olarak tanımadı; belki tanımak da istemedi. Biz de bir türlü (doğru) tanıtamadık. Sürekli kimlik kargaşası yaşadık. Ne batılı olduk, ne doğulu. Sayısı artan müzelerimiz, konser salonları, AVM’lerimiz ve şık restoranlarımız ile biraz batılı gibi görünsek de zihniyet ve davranış biçimi olarak doğululuktan vazgeçemedik.  Siyasiler sayesinde ülke imajı yüzyıllardır akıllara yerleşmiş olan o eski, nostaljik    “levant” imgeleri ile daha da pekişti. Evrensel bir değer olan piyanist Fazıl Say’ı onu-bunu eleştirdi diye mahkemeye verdik; “ifade özgürlüğüne saygısız Müslüman ülke” kimliğimiz tescillendi. Son bir örnek de şu: Geçenlerde Almanya Şansölyesi Gaziantep’e geldi. O’nu –rahibe kıyafetlerinden ilham almış gibi hazırlanmış –bembeyaz, uzun etekli ve baştan aşağı kapalı giysilerin içine hapsedilmiş genç kızlarımız karşıladı. Nerede Gaziantep’in rengarenk, ışıl, ışıl, neşe saçan yöresel kıyafetleri? Ta 1934’te, Fransa ve Almanya’dan bile daha önce kadınlara altın tepside “oy verme” hakkını sunmuş olan Atatürk ve arkadaşları bizi affedin. 
Turizmci istediği kadar acil eylem planı   yapsın. Belli ki Türkiye sadece yüzünü değil, sırtını da batıya çevirdi. Belli ki uzun vadede hedef Orta Doğululuk.  Batılı da aptal değil ya; her şeyin farkında.  



Bu yazı 15686 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI