Bugun...

Yalman Özgüner
ATATÜRK 15 YIL DAHA YAŞASAYDI...
Tarih: 01-01-1970 03:00:00 Güncelleme: 02-12-2019 16:35:00


İNSANLIK tarihinde çağlar boyunca çok sayıda değerli bilim insanları, düşünürler, devlet adamları, komutanlar, hümanistler, büyük vatanseverler yetişmiştir.

Bütün bu niteliklere beyninde yüreğinde sentezleyerek sahip olan tek bir kişi var: 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk...

***
BATI uygarlığı bugünlere dinde reformu, Rönesans’ı, özgürlük düşüncelerini yayan Fransız devimini, sanayi devrimini yüzyıllara yayılan bir süreçte gerçekleştirerek ulaştı.

Yine insanlık tarihinde bütün bunları 15 yıla sığdırarak gerçekleştiren tek bir önder var: 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk...
***

ATATÜRK işte bunun için mucize adamdır...

İşte bunun için eşsizdir...

Atatürk Tanrının Türk ulusuna değeri ölçülemez bir armağanıdır.

O eşsiz önderin sonsuzluğa göçünden sonra ardından gelen devlet adamları içinde kuşkusuz değerli siyaset insanlarımız oldu.

Ne var ki akıllara Atatürk ilkelerine tam bir sadakatle bağlı olan, yaptığı devrimleri hiç ödün vermeden koruyan, ulusa kazandırdıklarını koruyup üstüne yenilerini ekleyen kaç isim gelebilir?

En yakın silah arkadaşı İsmet Paşa bir yana...

Dünyada kanlı bir savaşın yaşandığı felaket yıllarında kimsenin burnunun kanamasına izin vermeyen devlet adamlığı ile...

Yaşamını Atatürk en büyük hedeflerinden biri olan Batı tarzı çok partili parlamenter sistemin kurulmasına adayan ve neden Atatürk’ün en yakın mücadele arkadaşı olduğunu gösteren İsmet Paşa...

Ya gerisi...

Atatürk’ü kendine örnek alan bu konuda üstüne salınan bütün engellere, tuzaklara rağmen dik duruşundan hiç ödün vermeyen sadece tek bir isim:

Unutulan, unutturulmaya çalışılan Kemalizm’in ilkelerini yeniden hafızalara sokan...

“Üçüncü Adam” Bülent Ecevit... 

Bu güne kadar olabilenlerin hepsi bu... 

Onların da bilemedik değerlerini...

Eğer Atatürk’ten sonra ülkeyi yönetenler onun eserlerini sahiplenselerdi bugün bambaşka bir Türkiye’de yaşıyor olacaktık...

İnsanlık bilgi çağında yaşarken kara cehaletin gaflet, dalalet ve ihanetin ateş çemberine düşmezdik.

ABD’li gazeteci Gladis Baker'in 20 Haziran 1935’de Atatürk’le yaptığı söyleşide devrimler ve yeni hedefleri üzerine sorduğu soru üzerine eşsiz önderimiz “15 yıla daha ihtiyacım var” yanıtını vermişti...

Eğer Tanrı Türk ulusuna o şansı tanısaydı...

Neler olurdu bir düşünsek...

Ne Köy Enstitüleri, ne Halkevleri kapatılmaz, “Dindar ve kindar nesiller yetiştireceğiz” diyerek eğitim sistemi yozlaştırılmaz, toplum cehalet girdabına sürüklenmezdi...

İrtica yuvası tarikatların, cemaatlerin, Allah ile aldatanların kökleri kazınırdı. 

Bugün talan kurbanı olan akıllı fabrikalarıyla ülke bir sanayi devi, Türk ekonomisi bir dünya yıldızı olur, üretip dışsatım yapmaya bile başlamışken kapatılan tayyare fabrikalarıyla ülkemiz havacılık endüstrisinin dünyadaki en önemli merkezlerinden biri olurdu...

Bir iğde ağacının kesildiğini gördüğünde gözyaşlarını gizleyemeyen Atatürk’ün ülkesinde orman, yeşil alan talanları akla gelmez, bugün saman için komşuya muhtaç olan ülkemiz bir tarım ambarı olabilirdi...

Kemalist ahlâk devlet hazinesinin soyulmasına, yolsuzluklara, asla göz yummaz...

Batı dünyası diktatörler dönemini yaşarken demokrasinin temellerini atan Atatürk Türkiyesi hukuk, demokrasi ve özgürlük ülkesi olabilirdi.

Bugün dünyanın dört bir köşesinde “Yurtta sulh, cihanda sulh” havarisi Atatürkün heykellerinin dikilmesinin, adının caddelere, meydanlara verilmesinin de gösterdiği gibi Türkiye Cumhuriyeti dünyanın en prestijli ülkelerinden biri olur, ülkemizin içinde bulunduğu coğrafya bir barış adası olabilirdi. 

Birçok ülkeden önce kadınlara seçme seçilme hakkının tanındığı Türkiye kadın cinayetlerinin yaşandığı değil, anaların bacıların omuzlarda taşındığı bir vatan olurdu...

Hiç biri olmadı, olamadı.

***
OLAMAYANLARI bırakıp, olanlara bakalım...

Hayatı cehalet ve ihanetler yüzünden yalanlarla, yanlışlarla dolu dolu yaşıyoruz...

Kendimizi dünyaya tanıtamadığımız gibi kendimizi bile tanıyamamanın aczi içindeyiz. 

Emperyalist Batı her yıl “Ermeni soykırımı yalanı mevsimi!” geldiğinde Türk düşmanlığı kusuyor. 

Bu yalana içimizde bile inananlar var, bundan prim bekleyenler var.

Ünlü bir yazarımız Nobel Ödülü verileceğinin hemen arifesinde “Şu kadar Ermeni bu kadar Rum öldürdük...” açıklaması(!) yapmış, ödülünü de almıştı.

Osmanlı’nın Ermenilere “Tebayı Sadıka” diye itibar edip, bürokrasi yönetiminde nazırlık, Paşalık, milletvekilliği, büyükelçilik gibi makamlar verdiği gerçeğini, yanısıra Rusların tuttuğu kayıtları, hatta kimi Ermeni aydınlarının bile soykırım iddiasını yadsıyan saptamalarını unutmayalım. 

Doğrudur, çatışmalar vuruşmalar yaşandı, ancak çatışmaları başlatanlar Müslüman ahali değil, başta Fransa olmak üzere Çarlık Rusya’sının kışkırttığı Ermeni çeteleriydi. 

Sözgelişi Kilikya diye anılan Alanya’dan Suriye sınırına kadar uzanan bölgede Fransız askeri üniformalı Ermeni çetelerinin Türk köylerine saldırılarına tarih tanıktır. 

Çatışma bölgelerinde toplu mezarlar bulundu ama bu mezarlar sadece Ermenilere değil, nefsi müdafaa yapan sünnetli olduklarından anlaşıldığı üzere Müslümanlara da ait olan mezarlardır. 

Ermeni tehcirinde tehcir edilenler Rusların safında casusluk yapan, Türk askerini arkadan vuran ve hayatlarının korunması için savaş ortamından uzak tutulmaları amaçlanan bir kısım Ermenilerdi. 

***

TOPLUMUMUZU geren ve ayrıştıran sorunlardan birisi de başörtüsü kavgası... 

Elbette herkes etik değerleri çiğnememek koşuluyla istediği gibi giyinme özgürlüğüne sahip olmalı...

Ancak, dini inanç gereği “Saçların görünmesi günah” diye baş örtülüyorsa konu hem akıl, mantık yönünden, hem din gerçeği açısından tartışılmaya bile değmez. 

Kur’an’da başörtüsü emrinin geçtiği öne sürülen Nur Suresinin 31. Ayeti şöyle der: 

“İnanan kadınlara söyle, gözlerinden kıssınlar (başkalarının ayıp yerlerine bakmasınlar), Kendi ferclerini (cinsel organlarını) saklasınlar. Ziynetlerini (takılarını) apaçık göstermesinler. Ancak kendiliğinden gözüken bunun dışındadır. Örtülerini yakalarının (gerdanlık ziynetinin) üzerine kapatsınlar.”

Ayette Ferc (cinsel organ) sözcüğü geçiyor ama ne re's (baş) ne 'hımarü-re's' (başörtüsü) sözcükleri kullanılmıyor.

Kimi sözde din adamları Peygamber ve dört Halife döneminden sonra uydurulmuş hadislere dayanarak Kur’an’da her şeyin açık açık söylenmediğini öne süren yorumlar yapıyorlar. 

Nahl Suresi 89. Ayet bu gibilere keskin bir yanıttır;

Bu kitabı sana her konuda açıklama getiren bir rehber, bir hidayet ve rahmet kaynağı, Allah’a gönülden bağlananlar için bir müjde olarak indirdik.
***

TÜRK toplumunu yüzlerce yıldır strese sokan, doğru diye bilinen yanlışlardan biri de Kürtlerin etnik kökenine ilişkin spekülasyonlar...

Oysa Kürtlerin Turani bir kavim yani Türk olduğunu doğrulayacak çok sayıda Etnolojik, Sosyolojik ve kültürel kanıt var. 

Hepsini sıralamaya gerek yok.

Bugünkü Macaristan’da yani eski Hun Türklerinin ülkesinde dokuz vilayette “Kürt” adıyla anılan yerleşim bölgeleri var. 

Macaristan’dan koparılıp eski Çekoslovakya’ya bağlanan bölgede “Kürt” isimli on köy, Romanya’nın Transilvanya bölgesinde Sekel adındaki Hun asıllı bir Kürt boyu var. 

Macar Bilgin Nemeth Macar adı alan dokuz oymaktan Kürt adını taşıyanı yedisinin Türk asıllı olduğunu söyler. 

Bizans İmparatoru Konstantinos Porphyrogennetos VII (913-959) “Devlet İdaresi” adlı kitabında Macar Birliğindeki yedi boydan en kuvvetli olanlar arasında bir Kürt boyunun adını verir. 

Kürtler Macaristan’a akınlar düzenlemediklerine göre Hunlara karışmış Türk boylarıdır. 

Türkiye’ye Antropoloji bilimini tanıtan Başöğretmenimiz Atatürk son zamanlarında Türk ırkının etnik kökeni üzerine araştırmalar yapıyordu. 

Ömrü yetseydi muhtemelen Kürtlerin etnik kökeni üzerindeki yüzlerce yıldır süren spekülasyonları çözecek, ne Kürtçülük kavgası ne PKK terörü yaşanmıyor olacaktı.

Eğer Atatürk 15 yıl daha yaşasaydı...

Neler, neler olmazdı ki...



Bu yazı 42 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI