Bugun...

Yalman Özgüner
AYAKLAR BAŞ OLURSA...
Tarih: 08-11-2017 07:03:00 Güncelleme: 08-11-2017 07:03:00


HANİ  bir söz vardır...

“Deveye sormuşlar “Boynun neden eğri? Deve de  “Nerem doğru ki” demiş.

AKP iktidarının 15 yıllık icraatı bundan güzel tanımlanamaz belki de...

Hukuk,  eğitim, bilim, kültür, sanat, ekonomi alanlarında hep geriye gidildi. Ülke saygınlığımız eridi...

TSK çökertildi, polisiye vakalar arttıkça hapishaneler yetmez oldu. İrtica tavan yaptı. Toplumda “dindar ve kindarlar”  ve  “Ötekiler”  diye düşman gruplar yaratıldı. Din istismar aracı oldu. Hesabı sorgulanamayan savurganlıklar, ulusun parası ile şatafatlı yaşam, yolsuzluklar soygunlar, halkın sınır tanımaz yoksullaşması...
***
BUNLARI hep konuşuyoruz da neye yarıyor?
 
Sıfıra sıfır, elde var sıfır...

Oysa konuşulacak çok şey var...

 Atatürk’ün onurlu ülkesi nasıl oldu da bu hallere düştü?

Bunun yanıtı açık...

Ayaklar baş olursa başka türlüsü zaten olmazdı...

Atatürk’ü, eserlerini unutturmak için yapılanların, hatırasına ahlaksızca saldırıların üzerinde fazla durup duygularımızı daha fazla zedelemeyelim...

Laik, çağdaş Cumhuriyeti yıkıp ülkeyi çağ dışılığa sürükleyenlere bakın...

Yıllardır ülkeyi baskı ile yöneten, özgürlük savaşçılarını öldürten, zindanlarda çürüten, döneminde ülke topraklarının yarısının elden çıkarıldığı II. Abdülhamit’in adının GATA’ya verilmesine, hakkında sempozyumlar düzenlenmesine bakın...

Üstümüze çöken irtica belasının referans kaynağı Atatürk ve laiklik düşmanı Saidi Nursi adına düzenlenen sempozyuma, yaydığı zırvaların devlet hazinesinden kitap olarak yayınlanmasına bakın...

Cumhuriyete, Atatürk’e düşman olan Kuvvayı Milliye’ye karşı Teali İslam Cemiyetini kuran...

“Mustafa Kemal ve Kuvvayı Milliye maskaraları Yunan askerlerinin önünden kaçıyor. Zavallı saf ve gafil halktan topladıkları askerlere 'siz burada onlarla savaşın, biz de arkalarını çevirelim' diyerek sıvışıyorlar.

Yazık ki halkımız Talât, Enver, Cemal, Mustafa Kemal gibi beş on eşkıyanın vücudunu ortadan kaldırmak için gereken fedakârlığı yapmıyor. İngilizleri kızdırdınız, üzerimize Yunanlıları musallat ettiler. Şimdi usulca oturup yenilginin sonuçlarına katlanmak yerine Yunanlılarla harbe tutuşuyorlar.

Bu eşkıyaları ve asileri en kısa zamanda bertaraf etmek hepimize farzdır. Harp yıllarında sizleri cephe cephe sürükleyen ve din kardeşlerinizin suçsuz yere ölmelerine sebep olanlar arasında Mustafa Kemal, Ali Fuat, Bekir Sami gibi zalimler de vardı. Siz bu zalimlerin cinayetlerine daha ne kadar göz yumacaksınız?

Elinize aldığınız bu fetva Allah'ın emridir, Padişah fermanıdır. Sizler bu katil canavarları daha fazla yaşatmamakla mükellef ve görevlisiniz. Bunların vücutlarını külliyen ortadan kaldırmak Müslümanlık için farz olmuştur...”

İşte bunları söyleyen;

Yüzde 99’u bu gibilerinin yayınladığı fetvalar yüzünden asker kaçağı olanları, Yunanlılarla birlikte hareket edenleri yargılamak amacıyla kurulan İstiklal Mahkemelerinde idama mahkûm edilen Hoca Namlı İskilipli Atıf hainin adı bir Hastaneye veriliyor..

“Bir Türk öldürmek 70 gâvur öldürmekten daha üstündür” diyen Şeyh Sait adı Diyarbakır’da bir meydana veriliyor...

Ya şuna dersiniz?

“Anadolu’daki savaşı keşke Yunanlılar kazansaydı, o zaman hilafet de medreseler de kalkmazdı...  10 Kasım’da saat 09.05’te kenefe gidin...”  diyen dolandırıcılığı tescilli, kafası fesli sapığın ve tarihçi bozuntularının kaçak sarayda ağırlanışına... 

Bir de şunları düşünün...

 “Kaçak” sözcüğünü unuttuk sadece “Saray” ya da Osmanlıcılık aşkıyla Külliye diyoruz artık...

İşte o saraydaki Sultan’ın 8. Ekim 2013 günü okullarda okunan andımızın yasaklandığını müjdeleyen(!) şu sözlerini hatırlıyorsunuzdur...

“İlk ve ortaokullarda ant uygulaması 1933 yılında başladı. Andımız olarak bilinen metnin yazarı son derece tartışmalı isim olan Reşit Galip’ti. Reşit Galip Türkçe ezan zulmünün mimarlarındandır. Aynı Reşit Galip insanları kafataslarına göre sınıflandıran sözüm ona bir bilim insanıydı.”

Kimdir  bu son derece tartışmalı isim olan” tam adıyla Dr.  Mustafa Reşit Galip?

Tanıyalım...

Bu Reşit Galip Tıp Fakültesi ikinci sınıf öğrencisi iken gönüllü olarak Balkan Savaşına katılır yaralanır, yarasının kapanmasını beklemeden Kafkas cephesine koşar.

Yunan işgali başlayınca Tavşanlı’da Müdafaayı Hukuk Cemiyetini kurup Yunanlılara karşı bir cepheyi örgütler.

Hardal şişelerinde kendi vücudunu kobay olarak kullanarak ordunun ihtiyacı olan serumu üretir o son derece tartışmalı isim olan o sözümona bilim adamı...

Ulusun kurtuluşunun köylerdeki aydınlanmayla, gerçekleşeceği inancıyla Dr. Hasan Ferit, Avukat Hayati Nesip, Dr. Mustafa, Ragıp Nurettin Ege ve Dr. Fazıl Doğan adlı arkadaşları ile “Köycüler Cemiyeti’ni kurar. Köy Enstitülerinin esinini verecek olan Köycülük çalışmaları yapar.

Savaş sonrası Mersin’de serbest doktorluk, Türk Ocağı Başkanlığı, Mersin Lisesinde Sağlık Dersleri Öğretmenliği, Mersin Gazetesinde başyazarlık Hilaliahmer’de Başhekimlik yaparken sıtma mikroplarının boyanması için yeni yöntem oluşturur. Hıfzısıhha’da Müdür muavini, İstatistik Müdürü, Antep Sağlık Müdürü görevlerinde bulunur.
 
1925’de Aydın Milletvekili olarak seçilince İstiklal Mahkemesi üyeliği,  Türk Ocakları Umumi Heyeti Başkan Vekilliği yapar. CHP’de gençlik, eğitim, Halkevleri gibi alanlarda görev alır. 

1932 yılında Milli Eğitim Bakanlığına atanır. TBMM’deki tutucu kesimle kadro polemiği nedeniyle 11 Ay süren Bakanlığı sırasında okuma yazma seferberliği düzenler.  Antalya ve Artvin’de Yatılı Bölge okulları kurar. 

Türk Tarih Kurumunun kurucularından iken Türk Dili Tetkik Cemiyetinin, Türk Dil Kurumuna dönüştürülmesi çalışmalarını yapar, Türk Tarihi Tetkik Heyeti Genel Sekreterliğini yürütür. 

Halkevlerinin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması için koşuştururken,  Anadolu Medeniyetler müzesinin, hayalindeki bir milyon kitaplı Kütüphanenin, İlimler ve Sanatlar Akademisinin kurulmasına katkılar verir. Müslümanlık doğru anlaşılsın diye ezanı Türkçeleştirir.

Gelin bir de  Dr. Reşit Galip’in en büyük eserine göz atalım.

1931 yılında Atatürk, Üniversite nitelikleri taşımayan, Kurtuluş Savaşına ilgisiz  kalmış İstanbul Darülfünunun çağdaş bir üniversiteye dönüştürülmesi kararı alır.

Dr. Reşit Galip’in Milli Eğitim bakanlığı döneminde İstanbul Üniversitesi'nin kurulması kanunu 31 Mayıs 1933'te kabul edilir.

150'ye yakın müderris görevden alınıp yerlerine, Dr. Reşit Galip’in anlaştığı Nazi Rejiminden kaçan Alman bilim adamları atanarak İstanbul Üniversitesi kurulur.

Atatürk 1932 yılında  Ebu Hanife’nin ibadetlerin anadilde yapılmasının caiz olduğuna ilişkin fetvasına dayanarak Dr. Reşit Galip ile birlikte, din dilinin Türkçeleştirilmesi çalışmasını başlatır.

Dr. Reşit Galip ibadetin Türkçeleştirilmesinin gerekçesini şöyle açıklamaktadır:

“Din, dil vasıtasıyla insanın milliyetine girmektedir. Burada din milli bir unsur oluyor. Binaenaleyh din milliyetin birbirinden ayrılmaz bir parçasıdır. Müslümanlığın milli bir unsur olarak özümlenmesi Türk milliyetçiliği için de bir zarurettir.”

****
GELELİM Dr. Reşit Galip’in kafatasıcılığına(!)

Afet inan, Atatürk’e Fransızca bir coğrafya kitabında “Türklerin sarı ırka mensup, uygarlığa katkısı olmayan ikincil bir millet” ifadesinden duyduğu rahatsızlığı ileterek ülke genelinde antropometrik bir anket yapılması düşüncesini anlatır. Atatürk’ün  uygun görmesi üzerine Dr. Reşit Galip Batılıların Türklerin mongoloid ırktan olup ikinci sınıf bir topluluk oluğu iddialarını çürütmek üzere yürütülen  çalışmaları yönetir..

3 Temmuz 1932’de düzenlenen 1.Türk Tarih kongresinde konuşan 
Dr. Reşit Galip araştırmaların Türk ırkının mongoloid insan tipiyle alakası olmadığını, uygarlığa katkısı olmadığı iddialarının  ise yanlış olduğunu  gösterdiğini belirttiği konuşmasında özetle şu bilgileri verir: 

“Saf Türklerin kafatası ölçüleri bellidir, Türkler kesinlikle brakisefal yani yuvarlak kafalıdır halk umumiyetle ‘Homo Alpinus’ denilen Avrupa’nın büyük beyaz ırkına mensuptur... Etrüskler Anadolu üzerinden göç ederek İtalya’ya gelen Türk soylu bir halktır  Etrüsk kelimesi Turskus şeklinde de yazılır... Atı ilk ehlileştiren de gittikleri her yere kendi uygarlıklarını taşıyan Türklerdir...”

Bu mu kafatasçılık?
 
****

YA andımız

“Atatürk’ün Fikir Fedaisi” yazarı Dr. Yener Oruç Dr. Reşit Galip’in  yazdığı Andımız ile neyin kastedildiğini şöyle anlatıyor:

“Dr. Reşit Galip Türk sözcüğünü sömürgeciliğe karşı var olmanın sihirli sesi, aydınlanmanın güneşi olarak kullanıyordu. Reşit Galip için Türk, Türkçülük kavramları karanlıklar içinde bir yok oluşa karşı bir ulusu var edecek, onu özgür bir geleceğe çağıran kavramlardır.”  

***
Dr. REŞİT Galip 1934 yılında  bir deniz kazasında kızlarını kurtarmaya çalışırken akciğerlerini üşütüp hastalandı. Keçiören’deki bağ evinin kütüphanesinde en değerli eşyaları olan kitapları arasında vefat ettiğinde henüz 42 yaşındaydı ve cebinde sadece beş lirası vardı...

Ülkesine  kısacık yaşamında upuzun bir ömre sığdırılamayacak kadar çok  şey kazandıran Dr. Reşit Galip’e borcumuz hesaplanamaz... 

Kişiliği böylesine yüce bir insanı aşağılamaya kalkmak bağışlanamaz bir suçtur. Suskun kaldığımız için hepimiz adına insanlık ayıbıdır.

İşte budur ayaklardan baş yaratma gafletimizin doğal sonucu...

Bu utancımızdan kurtulmak için bütün yurtseverlerin önceliği  Dr. Reşit Galip’i halkımıza yeniden öğretmek için gereken her şeyi  yapmak olmalı, başımızdaki safradan kurtulduktan sonra Ata’mızın ulusa emanet ettiği çiftlik arazisi üzerindeki kaçak saray Uluslararası standartlarda Üniversite yerleşkesi haline getirilip adı Dr. Mustafa Reşit Galip Üniversitesi yapılmalıdır. 

Böylece hem Atamıza olan utancımızı hem de kurduğu Yüksek öğretim sistemine dahil hiçbir kuruma adı verilmeyen Dr. Reşit Galip’e olan borcumuzu bir nebze olsun ödemiş olmaz mıyız?

Baştaki soruya yeniden dönelim  kimdir bu Dr. Reşit Galip?

Buna verilecek yanıta son noktayı Yüce Önder Atatürk bakın nasıl koyuyor?

 “Hem doktordur, hem hukuk doktorudur, hem siyaset doktorudur,  hem edebiyat doktorudur ve güzel arkadaştır



Bu yazı 62 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI