Bugun...

Yalman Özgüner
BAŞKA ALTERNATİFİ YOK BUNUN!
Tarih: 22-10-2018 16:29:00 Güncelleme: 22-10-2018 16:29:00


ÇEŞİTLİ yalanlarla üstü örtülmeye çalışılan ekonomik sorunları, açlığı, yoksulluğu, yolsuzlukları, soygunları bırakın bir yana...

Onlar günlük yaşamın rutin olguları...

Atatürk Cumhuriyeti eşine hiç yaşanmamış uzunlukta bir süreçtir, nesiller boyu onarılamayacak çürümüşlük ortamında bunalıp duruyor. 

Bir yanda kopkoyu bir istibdatla beslenen ortaçağ zihniyeti...

Öte yanda din gerçeği ile ilgisi olmayan dindarlık maskesi altında inanç sömürüsü...

Dindarlık, sermayesi sıfır, kazancı sınırsız “dincilik sektörü”ne dönüştü.

Ülke tanınmaz halde... 

Binlercesi içinden rastgele seçilecek tek bir örnek bile ülkemizin nasıl bir ilkellik ve akıldışılık tuzağının içine düşürüldüğünü anlamaya yeter de artar...

Hatırlayacaksınız... 

Bir süre önce iktidar borazanı, irticai faaliyetlerin koruyucusu basında iki bilim insanı, iki aydın Türk kadını, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı, artık aramızda olmayan Prof. Türkan Saylan ve Prof. Nur Serter için linç kampanyası açıldı 

Neymiş? 

Başı örtülü kızlara başörtüsü işkencesi yapıyorlarmış...

Onlar, iki saygın bilim insanı, Cumhuriyet kadınları... 

Taşıdıkları sorumluluk duygusuyla gaflet ve dalalet içinde yüzenlerin cahilane, din istismarcılarının, hainane baskıları ile istençlerini ve akılcılık yetilerini yitirmiş genç beyinleri düşürüldükleri idrak yoksunluğu tuzağından kurtarmanın mücadelesini veriyorlardı. 

Saç tellerinin gizlenmesini akli bir yanı olmadığı gibi ne Kur’an’ın buyruğu, ne Hz. Muhammet’in buna ilişkin bir kelamı olmadığını anlatmaktı amaçları...

Kutsal kitabın Yunus Suresinin 100. ayetinde “Akıllarını kullanmayanlar üzerine Allah bir uğursuzluk yükler” denildiğine göre yerden göğe haklıydılar.

Böylece hem aklın cehalete yenilgisini, hem de İslamiyetin akılla çelişkisi varmış sanısının önlenmesine hizmet ediyorlardı.  
***
ÖRTÜNME tabusunun tarihi ve Müslümanlığa bulaşması nasıl oldu? 

Musevilerin kutsal kitabı Tevrat’ta “Başörtüsüz kadınlar iffetsizdir, namussuzdur. İffet ve namusun korunmasının ölçüsü başörtüsüdür. Baş çirkindir, örtülmesi gerekir. Başörtüsüz hiçbir kadın dışarı çıkmamalıdır” denilmektedir.

Hıristiyan inancının ilkelerini belirleyen Aziz Pavlos da “Kadının örtüsüz Tanrı’ya dua etmesi doğru değildir. Kadın örtünmüyorsa saçı kesilmelidir” der.

Her iki ifade ifade edildikleri dönemin bilgi ve düşünce sisteminin sınırları içinde yapılmış yorumlardı...

İnsan aklının bilimin sınırlarını zorladığı çağımızın değil...

İslamiyetin geçmişine gelince...

İslamiyet öncesi Arap kadınlarının göğüsleri ve pek çok bölgeleri açıktı. Hatta çıplak tavaf etmenin erdem olduğunu düşündükleri için Kâbe’yi çıplak tavaf ederlerdi. 

Nur ve Ahzap Surelerinde başörtüsünü değil kadının da erkeğin de kılık kıyafetlerine çeki düzen verilmesi anlamında “Hımar” tabirinin geçtiği ayetler var. 

Zamanla İslamiyet’i etkileyen Yahudi geleneği, ulema diye geçinenlerce din emri diye kadınlara dayatılır oldu. 

Doğrudan kadının hedef alınmasının anlamı, kadını baskı altına almak, ötekileştirip alt sınıf gibi göstermek demekti.

Saçları gizleyen başörtüsü kişisel tercih değil, ulema diye geçinenlerce “dinin emri” diye dayatıldığı için demokratik hak değil, cehalet tuzağına düşmek demektir.
***
SON yirmi yıldır ve özellikle AKP iktidarında, “Türkiye’yi din ve şeriat devleti haline getireceğine” namusu ve şerefi üzerine ant içen patronunun yönetiminde şeriatçılık yönelişi, kadına “memeli hayvan” diyen Arap hayranlığı, İran’daki mollalar rejiminin verdiği esinle ülkemiz, kadını kafa olarak köleleştiren bir zihniyetin tuzağına dönüştürüldü.

Bu anlayış eğitimliler dâhil neredeyse bütün kesimlerde hızla yaygınlaştı. 

Kimdi beyinleri bu “Aptal tuzağı”na sürükleyenler? 

Oy avcısı politikacılarla, çocuk tecavüzlerine “İslamiyet’te bademleme denir” diyen, çocuk gelinlere fetva veren tarikatçılar, cemaatçiler...

Türk insanının gerçek İslamiyet’i öğrenmesi için ne gerekiyorsa yapan, irtica yuvası tarikatları, cemaatleri yasaklayan eşsiz önderimizin sonsuzluğa göçünden sonra yobaz çeteleri karanlık yuvalarından çıkıp dört bir koldan saldırıya geçtiler. 

Günümüzde hurafeciler, dini siyasetlerine alet eden politikacılar foyalarını ortaya döktüğü için Atatürk’ü dinsiz diye karalamaya çalışıyorlar. 

Oysa “Bizim dinimiz en makul ve tabiî bir dindir ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin tabiî olabilmesi için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur” diyen Atatürk İslamiyet’i ulema diye geçinenlerin hepsinden daha iyi biliyordu. Dine olan saygısı hepsinden fazlaydı.

Kadına insanlık haklarını kazandıran Atatürk sayesinde Türk kadını giyim kuşam konusunda da çağdaş akılcılık ve etik değerlerin kurallarına uygun bir yaşam tarzına kavuşmuştu..,

Günümüzde kendilerine yaşatılan ezilmişliği, idrak yoksunluğu tuzağını Atatürk’ün “Dünyada her şey kadının eseridir” diye andığı kadınlarımız “Ben Cumhuriyet kadınıyım” bilinciyle her türlü akıldışılığa bizzat başkaldırarak aşmak zorundalar 

Başka alternatifi yok bunun...



Bu yazı 105 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI