Bugun...

Yalman Özgüner
BOP-STİL BAŞKAN...
Tarih: 03-05-2017 10:19:00 Güncelleme: 03-05-2017 10:19:00


TÜRKİYEYİ eyaletlere bölmek lazım...” “Büyük Ortadoğu Projesinin eş başkanlarından biriyim...”
“Diyarbakır Ortadoğu’nun yıldızı  olacak...”
Hangi inanca, hangi siyasi görüşe sahip olursa olsun, vatan, ulus sevgisi taşıyan herkese ihanettir bu sözler...
Aklı hür, vicdanı hür herkese, vatan savunmasında canlarını veren, kanlarını dökenlere ihanettir...
Türk ulusuna çağdaş uygarlığın kapılarını açan, özgürlüğü, ulusal    onurunu kazandıran Atatürk’e ve eserine ihanettir...
Devletin en yüce makamını işgal eden kişinin bu sözleri, ABD Dışişleri bakanı Condoleezza Rice’ın “Ortadoğu’da sınırlar değişecek” söylemiyle ve Suriye’de, Irak’ta yaşananlarla birlikte düşünüldüğünde senaryosu ABD     emperyalizmi tarafından yazılan bir ihanet tuzağının ifadesidir... 
***
PARANIN icadıyla başlayan emperyalizmin geçmişine gidelim...
Kapitalizmin, emperyalizmi, onun da sömürgeciliği yarattığı zaman dilimine...
Ortaçağ boyunca Katolik kilisesinin  baskısında yaşayan Avrupa, Protestanlığın doğuşuyla baskı düzenini kırarak keşifler üzerinden dünyaya açılıp kıtalararası ticaret ilişkileri ile Kapitokrasiye geçiş sürecini başlattı.
Kapitalizm Mezopotamya’dan dünyaya yayılan ve onbeşinci yüzyıldan yirminci yüzyıla kadar Dünya haritasında sürekli yer değiştiren Yahudilerin yönetiminde ekonomik sistem olarak gelişti.
Sömürgecilik döneminde Amerika’ya göç eden Yahudiler Amerikan emperyalizminin temellerini atarak kapitalizmin gelişmesinde önemli roller aldılar. Hıristiyanlık faizi yasaklamaz ama hoş görülü de değildir. Bu nedenle Yahudiler bütün dünyada para hareketlerinin yönetimini de ele geçirdiler.
Matruşka bebekleri gibi iç içe keşiflerle başlayıp sanayileşme ile süren kapitalist-liberal sistem ve sömürgecilik düzeni bugün küreselleşme aldatmacasıyla insanlığı baskı altında tutuyor.
Emperyalizm, Balkanlardan Kafkasya’ya uzanan coğrafyada ele geçirmek istediği ülkelerde Büyük Ortadoğu Projesi adıyla askerî ve politik müdahalelerle hükümet darbeleri, şantajlar, beslediği terör çeteleri aracılığıyla tehditler, kaoslar yaratıyor.
Osmanlı İmparatorluğu’nun çökmesinden sonra, Batılı emperyalistler İslam coğrafyasında, dini cemaatler ile kurdukları ilişkiler üzerinden kapitalist yönlenmeyi gerçekleştirmeye başladılar.
Küreselleşme adı ile yayılan emperyalizm, bölge halklarının ulus yapılanmasını ümmet toplumlarına dönüştürüp, sermayenin çıkarları doğrultusunda şer oyunları oynuyor. Siyasal İslam’ı bölgede güçlendirmeye yönelik bu dönüşüm teolojik olmayıp siyasi amaçlıdır.
Sözcü Gazetesi yazarı Yılmaz Özdil’in 06.04. 2017 tarihli “Ahretinizi tehlikeye atmayın!” Başlıklı köşesinde buna ilişkin yorumu şöyle:  
“Atatürk bu şeytani siyaseti, taa 1920’de dünyaya tanıtıyor. İngilizlerin siyasetinin ‘İslam’ı İslam’la yok etme siyaseti’ olduğunu ilan ediyor. Türkiye’de bugün dayatılan tez, Allah ile aldatma veya ‘siyasal İslam’ tezidir.”
***
BÜYÜK Ortadoğu Projesi’nin iki amacı var:
Ortadoğu’da İsrail’den daha büyük devlet bırakmamak ve Ortadoğu petrollerini yutmak... 
Amerikan emperyalizminin gözünde Türkiye Ortadoğu patronluğuna hem önemli bir engel hem de bereketi bol bir av...
Engeli aşmak için Türk ordusu etkinsizleştirmeye, laiklik karşıtlığı pompalanarak ılımlı İslam siyaseti egemen kılınmaya çalışılıyor. El altından beslenen terör örgütleri Türkiye’yi zor durumda bırakan kanlı saldırılar düzenliyor. Çeşitli tuzaklarla, tarım ve sanayi üzerinden ekonomi yıpratılıyor.
12 Eylül darbesinin yapıldığı gün ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Danışmanı Paul Henze’nin Başkanı Jimy Carter’a söylediği ”Bizim çocuklar başardı” sözleri darbenin arkasındaki gücü görmeye yeter bir kanıt... 
Bölge için konuşulan projelerden biri de Irak, Suriye ve Türkiye’den kopartılacak arazi parçaları ile kukla bir Kürdistan devleti kurmak...
Condoleezza Rice’ın söylediği de işte bu zaten...
Erdoğan’ın “Diyarbakır Ortadoğu’nun yıldızı olacak” şeklindeki sözlerinden anlaşılıyor ki “Çözüm Süreci” Türkiye’den de koparılacak toprakları da kapsayan bir Kürdistan Devleti kurulmasına ilişkin BOP planıydı...
Emperyalizm ülke yönetimleriyle çatışmaya girmek istemez.  Bu nedenle sivil ya da silahlı darbeler yapıp, yönetime kendilerine bağladıkları ve kolaylıkla kullanabilecekleri kişileri yerleştirir.
Kargaşalar yaratarak Suriye ve Irak’ta olduğu gibi siyasi yapıyı bölmek emperyalist siyasetin vaka-i adiyesi haline geldi...
***
ABD uzunca süredir, Türkiye’de amaçlarına uygun bir siyasetçi aramaktaydı...
Siyaset sahnesinde Ecevit, Demirel,  Erbakan gibi zihniyetleri emperyalizmin doğası ile uyuşmayan etkin isimler vardı. 
Prof. Ahmet Taner Kışlalı’nın  “Kemalizm’i 21.Y.Y’a taşıyan önder diye  tanımladığı Bülent Ecevit’in emperyalizm’e direnişi, ulusalcılığı tümüyle ABD     çıkarları karşıtlığıydı.
Liberal kesimin önde gelen ismi Süleyman Demirel ise Milliyetçi Cephe deyiminin sahibiydi ve dolayısıyla tuzağa düşürülemezdi...
ABD’yi “Büyük şeytan” diye anan, “Ortadoğu’da emperyalizm ve Siyonizm’in planlarını bozmamız lazım” diyen Milli Görüşçü Necmettin Erbakan İslami cephede olsa da ABD’nin işine yaramazdı.
Siyasal İslamı egemen kılmak için başka birisini bulmak veya yaratmak gerekiyordu...
Sonunda bulundu...
Kimsenin pek tanımadığı Refah Partisi Beyoğlu İlçe Başkanı Recep Tayyip   Erdoğan...
“Türkiye’yi din ve şeriat devleti     haline getireceğime namusum ve şerefim üzerine ant içerim” yemini eden Erdoğan emperyalizmin aradığı isimdi...
Sonraları, “Elhamdülillah şeriatçıyım... Müslüman ümmetindenim” diyerek Atatürk’e, ulusalcılığa laik demokrasiye savaş açan ve “Demokrasi tramvaya benzer, gideceği yere kadar gider, sonra yoluna devam edersin” diyecek olan Erdoğan aranan kan olduğunu kanıtlayacaktı...
Erdoğan’ı ilk keşfeden ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi, CIA’nın Türkiye ve Ortadoğu stratejisti, Yahudi kökenli Morton Abramowitz olmuş ve iki isim ilk kez Kasımpaşa’da bir vakıfta tanışmışlardı.
ABD artık Erdoğan için sık sık gittiği ve Musevi örgütleriyle bir araya geldiği komşu kapısı haline gelmişti. Üstelik Amerikan Musevi komitesi AJC Erdoğan’a Yahudi kökenli olmayanlara verilmeyen “Üstün Cesaret Ödülü” verdi.
 Ilımlı İslam projesini Türkiye’de hayata geçirmek için görevlendirilen ikinci bir isim daha vardı. Yıllarca Erdoğan’ın yollarda birlikte yürüdüğü Fethullah Gülen... CIA Türkiye ve Ortadoğu masası şeflerinden Yahudi kökenli Graham Fuller ve Morton Abramowitz proje gerçekleştiğinde Türkiye’nin dini lideri olmasını düşündükleri Gülen’e ABD’de oturma izini alabilmesi için referans veren kişilerdi. Gülen cemaatinin CIA’nın koruması altında olduğu gerçeği siyasal İslam dayatmasının emperyalizmin ülkemize kurduğu bir tuzak olduğunu göstermez mi? 
***
BELEDİYE başkanlığı ve cezaevine konduğu dönemde Erdoğan’ın arkasında hep çoğu Yahudi kökenli Batılı koruyucuları oldu. 
 Bunlardan birisi 1990 yılında Cumhuriyet gazetesine verdiği demeçte “Türkiye artık günlük yaşamındaki yerini, ulusal kimliğini, yörüngesini, dünyadaki rolünü hatta İslam’ın yeniden liderliğin düşünmelidir” diyen Graham Fuller idi.  Kürtlere özerklik tanınmasını isteyen Fuller şöyle düşünüyordu
 “Kemalizm öldü. Kemalizm’in sonuna gelmesinin iyi olduğunu düşünüyorum. Halkın büyük bir parçası İslam için daha hürmet görmeyi, Osmanlı tarihi ile kucaklaşmayı istiyor.”
Türkiye’nin islamın lideri olması gerektiğini demokrasinin mutlaka laikliğe dayanması gerekmediğini söyleyen Ilımlı İslam- uygarlıklar çatışması kuramcısı Samuel Huntington da ikinci baskısı Erdoğan’ın ağzından çıkacak olan şu ifadeyi kullanıyordu:
 “Türkiye’nin yarınlarında artık Kemalizm’e ve Kemalizm benzeri rejimlere yer yoktur. Kemalizm’in yeniden kendini üretmesi söz konusu değildir...”
***
HER ekonomik krizde ölüp ölüp dirilen Emperyalizmin CIA’daki hizmetkârları varsın istedikleri kadar Kemalizm öldü diye fetva versinler...
Kemalist düşünce sistemi, kapitalizminin sömürgeleştirdiği toplumlarda kurtuluş reçetesi olmuş, evrensel sistem alternatifidir. Günümüzdeki hümanizması kıt, yağmalama yönetimine dayalı küreselleşme modelinin anti tezidir. Dolayısıyla İnsana insanlık değerini veren Kemalizm ölmez.
Bakın Winston Churchill Kemalizmin yaratıcısı için ne diyor:
“Atatürk sağ olsaydı, dünyanın görüntüsü başka olurdu. Atatürk sağ olsaydı ya da biz o büyük insanın yolundan gidebilseydik, dünyadaki Türkiye başka olurdu.”
Gelin son sözü ölümsüz önderimize bırakalım da Kemalizmin ne olduğunu bilmeyenler öğrensinler...
“İnsanlar daima yüksek, temiz ve mukaddes hedeflere yürümelidirler. Bu hareket şeklidir ki insan olanın vicdanını, dimağını ve bütün insanî kavramını tatmin eder. Bu şekilde yürüyenler, ne kadar büyük fedakârlık yaparlarsa, yükselirler ve bu hareket şekli mutlaka açık olur.” 



Bu yazı 4738 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI