Bugun...

Yalman Özgüner
BU NASIL ŞANS, BU NASIL KADER?
Tarih: 02-08-2018 16:42:00 Güncelleme: 02-08-2018 16:42:00


BİLMİYORUM, ben hiç duymadım…

 

Dünyanın dört köşesinde Atatürk kadar heykelleri, büstleri dikilen, adı caddelere, meydanlara verilen, insanlığa yol gösteren sözleri herkesin görebileceği yerlere nakşedilen, Çin gibi bir ülkenin okullarında hayatı ve eserleri zorunlu ders olarak okutulan, kişiliği her coğrafyada hayranlık ve saygı uyandıran ikinci bir insan var mıdır?

 

İtalyan radyolarındaki “Sezar, Napolyon ayağa kalkın büyüğünüz geliyor” ifadesine benzer sözlerle ölüm haberi dünyaya duyrulmuş bir başka lider var mı?

 

Bu kadar büyük onur, bu kadar büyük gurur acaba Türk ulusu dışında başka kaç ulusa nasip olmuştur?

 

Ne büyük bir nimet, ne büyük bir şanstır bu…

 

Ünlü ABD’li General Mc Arthur şöyle diyor:

 

Siz Türkler, Atatürk’ünüz olduğu için çok şanslısınız. Dünyaya böyle bir insan bir daha gelmez. Bakınız lider demiyorum, şahsiyet demiyorum, insan diyorum, insan…

 

... Çünkü Atatürk sadece dahi bir asker, eşi ender görülen bir devlet adamı, büyük bir devrimci değil, taşıdığı yüksek insanlık sevgisiyle her zaman insanlığı yüksek, asil ve kutsal hedeflere yürümeye, kardeşçe birlikte yaşamaya çağıran hümanist bir düşünürdür de...

 

İnsanlar daima, yüksek, asil ve kutsal hedeflere yürümelidirler. Bu hareket şeklidir ki, insan olanın vicdanını, beynini ve bütün insanlık anlayışını tatmin eder. Bu şekilde yürüyenler, ne kadar büyük fedakârlık yaparlarsa, o kadar yükselirler ve bu hareket şekli mutlaka açık olur.” 

 

Emperyalizmin uluslararası güç odaklarının öcü gibi korkup, dünyada ve yerli işbirlkçileri eli ile yurtta unuttrmaya çalıştığı ilkeleri Atatürk’e bütün dünyada duyulan saygı ve hayranlığın nedenlerinden yalnız biridir.

 

Dünyada pek çok siyasetçi ve düşünce adamı, tıpkı Prof. Ali Mazuri’nin “O bizimdir. Büyük değerler salt ait oldukları toplumun değil, tüm dünyanın malıdırlar. Aynı şekilde Atatürk de bir dünya değeridir. Bunun için Türkiye'nin O'nu tekeline almasına izin veremeyiz” şeklindeki sözleriyle ifade ettiği gibi Atatürk’ü insanlığın ortak onuru olarak görür.

 

Kahirede yayınlanan El Mısri Gazetesinin Atamızın vefatından sonra benzer anlamda yapılan yorumlardan sadece biri olan sözler de şöyleydi:

 

Atatürk, tarihte görülmüş olan büyük adamların hiç birine benzemez. Çünkü O’nun yaptıkları Âdemoğullarının yapabilecekleri şeylerden değildir. O büsbütün başka bir insandı.”

 

Macar gazetesi Pesti Hırlap yüce önderin o başka yönünü şöyle yorumlamıştı:

 

Yeryüzü ile gökyüzü arasındaki başka dünyaların da sığabileceği yolundaki tezlerin doğruluğuna hak kazandıran son misal Mustafa Kemal Atatürk adlı faninin zamanımızda yaşamış olmasıdır. Kuşkusuz o bir insandı. Fakat sahip olduğu ayrıcalıkları ile başlı başına bir dünya idi…

 

Atatürk sadece dahi bir komutan değil, savaş meydanlarında düşmanlarına bile saygı ve nezaketle davraran “Savaş eğer vatan savunması için yapılmıyorsa cinayettir” yorumuyla felsefi bir ahlakçılık ve akılcılık disipliniyle savaşın ne olması ne olmamaması gerektiğini gösreren bir bilge adamdır.

 

Yurdu düşman istilasından kurtarıp ulusa bağımsızlığını kazandırdıktan sonra batan imparatorluğun geride bıraktığı yerle bir olmuş kültür enkazını “Çağdaş uygarlık düzeyinin de üstüne çıkaracak” yeni bir savaşa başladı.

 

Batı uygarlığı da yüzyıllarca süren bir mücadelenin sonunda ortaçağın karanlığından, dinde reform, Rönesans, Fransız devrimi ve sanayi devrimi gibi atılımları sayesinde uygarlığın üst düzeyinin ölçütü olmuştu.

 

Batı akılcılığının tarihsel gelişimini çok iyi özümleyen Atamız onların yöntemleriyle fakat taklit etmeden, Türk ulusunu uygar dünyanın bölünmez parçası olması hedefiyle Türk insanının ırkından gelen karekteri ve kültürüne ters gelmeyecek devrimleri gerçekleştirdi.

 

Ünlü tarihçi ve düşünür Arnold Toynbee, Atatürkün Batıda yüzlerce yılda gerçekleştirilmiş olan Rönesans ve Reformu hareketlerinin, Fransız devriminin, Sanayi dervriminin insanlığa kazandırdığı gelişimi tek bir kalemde 10 yıla sığdıran devrimlerini şöyle özetler:

 

Öyle bir insan düşünün ki Batı dünyamızda Rönesans, reform 12. yüzyıl sonunun bilimsel ve kültürel ihtilalı ve endüstriyel ihtilallarının hepsi, bir insan hayatının içine alınmış ve bunlar kanun ile zorunlu kılınmış olsun. İşte Atatürk 1920 ile 1930 arasında, bu kadar kısa bir süre içinde ve hiçbir ülkede uygulanmamış ihtilalci bir programı gerçekleştirdi.”

 

***

DÜNYA coğrafyasının her köşesinde kendisine duyulan hayranlık ve saygı giderek yükselirken, yoktan var ettiği ülkesinde adı unutturulmaya, insanlığa örnek eserleri yokedilmeye çalışılan, heykellerine saldırılan, küstahça hakaretlere uğrayan başka bir kahraman var mıdır acaba acaba?

 

Ben gerektiği zaman en büyük hediyem olmak üzere Türk milletine canımı vereceğim” diyerek canını verecek kadar sevdiği ve “Benim hayatta yegâne fahrim, servetim Türklükten başka bir şey değildir” diyerek gurur duyduğu ulusunun içinden böylesi tiyneti bozukların çıkması nasıl utanç, nasıl gaflet, nasıl bir kader ve ne acınılacak bir durumdur?

 

Atatürkün sonsuza göçünden sonra gelen bir ikisi dışında sözde politikacılar adım adım onun yolundan ayrılmaya, toplumu cehaletin tuzağına sürüklemeye başladılar.

 

Ortalığı köhnemiş İmparatorluktan arta kalan tortunun mide bulandırıcı kokusu sardı.

 

Aklın önüne saçma sapan inançları koyanlar, uluslararası emperyalizm odakları ve onların hain yerli maşaları elbirliğiyle, şehit kanları ile binbir emekle kurulmuş Atatürk Türkiyesine bugün darbe üstüne darbe vuruyor, hayâsızca Atamıza, aziz hatırasına, eserlerine, heykellerine ve kurduğu Cumhuriyete saldırıyorlar, hem de cumhuriyetin her nimetinden yararlanmalarına rağmen...

 

Yıllar öncesinde bir yabamcı kalem Yunanistanda yayınlanan Kathimerini Gazetesinde bugünleri görmüş gibi bakın neler yazmış:

 

Her ülke, ulusunu zafer, refah ve mutluluk yolunda ilerleten büyük adamlarına heykeller dikecektir. Fakat Türkiye'nin, Kemal Atatürk'ün heykelinin yapılmasında kullanılacak taşı bulabilmek için dağlarını deşmesi, karıştırması gerekecektir. Çünkü Türkiye, herkesin haset ettiği bir adama, dost ve düşmanlarının hayran olduğu bir deha adamına, kaybı yalnız Türkiye için değil, bütün uygarlık ve dünya için kayıp sayılacak bir dâhiye malik olmak bahtiyarlığına erişmiştir.”

 

Yıllarca üç maymunu oynadık, ne olup bittiğini hala anlamış değiliz.

 

Gözlerimizi açıp sorunu görelim artık...

 

Ülkemiz bir yandan emperyalizm ve yerli işbirlikçileri tarafından, bir yandan kara yobaz çeteleri tarafından kuruluş ayarlarından koparılarak çöküşe doğru sürükleniyor.
 

Üç maymun” oyunundan sonra bir de başını kuma gömüp saklandığını sanan(!) deve kuşu oyununa kaptırmayalım kendimizi...

 

Başka bir planette yeni vatan arayacak halimiz yok…



Bu yazı 832 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI