Bugun...

Yalman Özgüner
BU YÜREK NELER İSTEMEZ Kİ...
Tarih: 09-05-2019 05:49:00 Güncelleme: 09-05-2019 05:49:00


ÖZGÜRLÜKLERİN kısıtlandığı, çağdaşlıktan koparılıp, akılcılığın, insani, vicdani ve etik değerlerin önemsizleştirildiği, düşünmenin değerinin bilinmediği, yadsındığı bir dönemi yaşamak varmış kaderde... 

Oysa “Aklı hür, vicdanı hür” nesillerin sonsuza kadar hiç eksik olmayacağı bir toplumun bireyi olmak isterdim... 

Anayasanın değiştirilip yeniden demokratik parlamenter rejime dönülen bir Türkiye’de yaşamak isterdim...

Hukuk sistemine dâhil Anayasa Mahkemesi, Yüksek Seçim Kurulu ve benzeri kamu kurumların yönetimindeki kişilerin, görevlerini iktidarın emirlerini uygulamak için değil, devlete, ulusa hizmet anlayışıyla yerine getirebilmeleri için Barolar ve sivil toplum örgütleri tarafından yapılacak seçimler sonucunda belirlenecekleri ve siyasi iktidarların müdahale yetkisinin olmadığı bir düzen isterdim...

Hukukun herkesin hukuku olduğu, kimsenin yarınından kaygı duymadığı, can ve mal güvenliğinin herkes için kutsal hak olduğu bir hukuk sisteminin egemen olduğu günlerde yaşamak isterdim...

Önderimiz Atatürk’ün “Türkiye cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat medeniyet tarikatıdır” uyarısına özenle uyulduğu günlerde yaşamak isterdim...

Vatanımın sonsuza kadar tıpkı Atatürk döneminde olduğu gibi dünyanın en saygın ülkelerinden birisi olmasını isterdim...

Bugüne kadar yapılmış yolsuzlukların, soygunların, rüşvet olaylarının sorgulanıp ulusun olanın ulusa iade edilişinin tanığı olmak isterdim...

Siyaseti kişisel çıkarları için, koltuk sevdası için yapan, bir gün söylediğinin üç-beş gün sonra tersini söyleyen, saf insanları yalanları ile Allah ile aldatan onursuz, ilkesiz entrika operatörlerinin değil, sadece vatana, ulusa, insanlığa hizmet için yapan idealist, ilkeli, onur sahibi gerçek devlet adamlarının ülkeyi yönetmelerini isterdim. 

Devletin kurumlarının egemenlerle eş-dost, akrabalık bağı olmaktan başka meziyeti olmayan liyakatsiz kişiler tarafından değil, liyakat sahibi uzman kişiler tarafından yönetilmesini isterdim...

İnsana ırk, din, cinsiyet, mezhep ayrımı yapılmayan, herkesin kardeşçe ve huzur içinde olduğu bir ülkede yaşamak isterdim. 

Türk’le Kürdün aynı ağacın dalları olduğunu öğrendiği, kan dökücü terörün devrinin kapandığı günlerde yaşamak isterdim...

Şehit haberlerinin gelmediği, ocakların sönmediği, yuvaların yıkılmadığı, anaların ağlamadığı, çocukların yetim kalmadığı bir ülkede yaşamak isterdim...

Cezaevleri yapımına ihtiyaç olmadığı, okul fabrika ihtiyacının giderilmesine canla başla çalışıldığı bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olmak isterdim...

Okulsuz hiçbir köyü olmayan bir vatan toprağında yaşamak isterdim...

“Yurtta barış dünyada barış” ilkesinin hiç akıllardan çıkmadığı, gerek yurt içinde gerekse insanlık âleminde barış ve dostluk içinde yaşadığı bir dünya isterdim...

Düşünce ve basın özgürlüğünün serbest olduğu günlerin huzurunu solumak isterdim... 

İsterdim ki basının kirlenmişliğini üzerinden atıp, meslek onurunun ayaklar altına alınmadığı günleri yeniden yaşayayım...

Devletin içine sinmiş irtica çetelerinden arındırıldığını, irticanın siyasi ayağının ortaya çıkarıldığını görmek isterdim...

Ulusal bayramların coşkuyla kutlandığı törenlerin sevincini yaşamak isterdim... 

Türk vatandaşı kimliği taşıyan herkesin başka hiçbir ulusu aşağılamadan Türklüğü ile gurur duyduğu bir ülkede yaşamak isterdim...

Yürürken yollarda tanıdık olsun, olmasın, aşina yüzler olsun olmasın birbirlerine nezaket reveransları yapan, yüzlerinden gülümseyişler taşan insanların ortamında yaşamak isterdim...

Köylünün milletin efendisi olduğu, emekçinin emeğinin karşılığını aldığı, hiç kimsenin gelecekle ilgili kaygısının olmadığı bir ülkede yaşamak isterdim...

Karın doyurmak için çöp konteynırlarından yemek artıkları toplayan insanlara rastlanmayan sokaklarda, caddelerde yürüyüp gezmek isterdim...

Sokakları mesken yapan garibanların, kimsesizlerin olmadığı kentlerde yaşamak isterdim...

***

KAFESLERE tıkılmış kuşlar gibi yaşamak varmış bu kentte... Bu ülkede...

Oysa Yahya Kemal’in tepesinden Orhan Veli’nin İstanbul’unu dinlemek isterdim gözlerimi kocaman kocaman açarak... 

Taş yığınlarının yok ettiği papatyalarla, gelincik çiçekleriyle süslenmiş zümrüt çayırlarda yuvarlanıp yürümek, çimenlere uzanmak isterdim...

İsterdim ki penceremden baktığımda gökyüzünün maviliklerinde uçuşan bulutların akınını seyredebileyim

Gönlümden geçtikçe konserlere, sinemalara, tiyatrolara, konferanslara gidebileyim isterdim...

Kentlerin hür havasını solumak isterdim...
****

ATATÜRK’ÜN maaşlarından artırdığı birikimlerle kurup ulusa armağan ettiği AOÇ arazisi üzerindeki kaçak sarayın üniversite kampüsüne döndürülüp, Üniversite reformunun mimarı, Atatürk’ün fikir fedaisi Dr. Reşit Galip’in adının verilmesini, çevresindeki hizmet binalarının Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu ve Türk Hava Kurumlarının kullanımına verildiğini görmek isterdim... 

Aynı arazi üzerinde başta ABD konsolosluğuna verilen olmak üzere yağmalanan alanların geri alınmasını, Halkevleri Genel Merkezinin de yine bu alana taşınmasını bilmek, duymak, böylece artık atamızın kemiklerinin sızlamasının durduğunu hissetmek isterdim.

“Türküm” diyen herkesin yüreklerinin Atatürk sevgisi ile dolu olduğunu bilerek, devrimlerinin boyun eğmez savunucuları olduklarını görerek yaşamak isterdim...



Bu yazı 29 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI