Bugun...

Yalman Özgüner
CEHALET
Tarih: 22-07-2017 11:33:00 Güncelleme: 22-07-2017 11:33:00


“CEHALET, AYRICALIKLI SINIFIN
USTACA KULLANDIĞI BİR SİLAHTIR. “. (Karl Marx)


DEĞERLİ dostlar

Ülke sorunlarına duyarlı olan hiç kimsenin şu gerçeği gözden kaçırması olası değil...

İnsanlarımızın kasten ve sistemli bir şekilde cahil bırakılması yüzünden sevgili vatanımız, eşi bulunamaz önderimiz Atatürk’ün emaneti cumhuriyetimiz son 15 yılda benzetmek gerekirse, çöplük haline getirilen ve üstünde ot bitmez çorak topraklara döndü...

Hukuksuzluk, her çeşit baskıyla özgürlükleri kısıtlayarak insanı köleleştirme, yetim hakkı yeme, ahlaksızlığın her türü, can, mal, ırz güvenliğinin kalmaması, irtica yuvalarının dört bir yanı sarması, devlet yönetimine yalanın, rüşvetçiliğin, sahtekârlığın egemen olması,  ülke sınırlarının delik deşik olması ve daha neler neler...

Hepsi cehaletin karabulut gibi toplumun üstüne çökmesinin sonucu…

Çağdaş bir demokrasi ülkesinde bunlar olabilir mi?

Elbette olamaz...

Türkiye’de güya çoğulcu bir demokrasi rejimi var...

Var da kâğıt üzerinde bir demokrasi...

Ulusun temsilcisi olan TBMM’ne bir bakın...

Son 15 yılda muhalefetin verdiği soru önergelerinden birinin işleme konduğunu hatırlayan var mı?
 
Verilen yasa önerilerinin kaç tanesi kaçak saraydan onay almadan yasalaştı bunu bilen var mı?

Uzaktan kumandalı otomatik parmak indirme-kaldırma makineleri ile her şey kontrol altında...

Bütün bunlara “Dur” diyebilecek kurumlar devletin, ulusun değil iktidarın emrinde skandal üstüne skandala imza atıyorlar...

En taze örneğini sadece tek adama hizmet eden YSK ve Anayasa Mahkemesi kararlarında görmedik mi?

Şu işe bakın:

Referandum oylamasında Yüksek Seçim Kurulu yasaları çiğneyerek sonucu iktidar lehine değiştiriyor...

Muhalefet bu sahtekârlığı görevi yasaların çiğnenmesini önlemek olan Anayasa Mahkemesine götürüyor.

Sonuç ne?

“Yetkim yok” denilerek başvuru reddediliyor...

Sadece bu mu?

TÜİK diye bir kurum var:

Enflasyon hesapları, ulusal gelir hesapları yapar...

Hesaba mesnet olamayacak veriler kullanarak toplum aptal yerine konularak enflasyonu düşük, ulusal geliri yüksek gösterme sahtekârlıkları ile devlet yönetimine yalancılığı sokar...

Üstelik Asgari ücretliler, emekliler, köylüler yoksulluk sınırı altında bile değil, açlık sınırlarının altı yaşamaya çalışırken...

Eğer bu ülkenin bilinçli bir vatandaşı iseniz…

Bütün bu sahneler gözünüzün önünde canlanırken, sahibinin kim olduğu bilinen şu sözleri unutmayın, unutturmayın… 

“Türkiye’yi din ve şeriat devleti haline getireceğime namusum ve şerefim üzerine yemin ederim…”

“Alıştıra alıştıra geliyoruz…”

“Ben değişmedim Türkiye değişti…”

“Anıtkabir ziyareti yapanlar komünistlerle kara cübbeli doçentlerdir…”

“Yolumuzun üstünde ölü bir inek var: Evvel Allah sizlerin yardımıyla, artık nasıl olursa, nasıl denk gelirse kaldıracağız…”

“Demokrasi tramvaya benzer gideceği yere kadar gider, yoluna devam edersin…”

“Şimdi Başbakansın, ister asar ister kesersin…”

“Bir gün zengin olursam bilin ki yolsuzluk yapmışımdır…”

“Türkiye’yi eyaletlere bölmek lazım…”

“Diyarbakır, Ortadoğu’nun yıldızı olacak…”

“Türk milleti demiyorum, tek millet diyorum…”

“Ulusalcılığı ayaklar altına attık…”

“Ülkemi pazarlamakla mükellefim…”

****
BU YAŞANANLAR, Atatürk’ün sonsuzluğa göçünden sonra iktidara gelen çoğu oportünist siyasetçilerin Atatürk ve eserlerine, Kemalizm’e ihanetler zincirinin neticesi ve son halkasıdır…

Atatürk’le yaşanan o 15 yıllık altın çağı düşünün bir de…

Bir kere daha o eşsiz insanın erişilmez değerini ve bugün kendisine, eserlerine yapılan ihanetin ahlaksızlık boyutlarına ulaştığını göreceksiniz…

Modern bir ülke yaratmak, nice dönemdir cehaletin tuzağına takılmış insanlarımızı bilimin, akılcılığın aydınlığına çıkarmak için büyük fedakârlıklarla kurulan ve bütün dünyanın hayranlığının hala dinmediği devrim kurumlarını düşünün…

Sonra da o eserlerin hangi hain planlarla birer birer yok edildiğini hatırlayın…

19 Şubat 1932’de Aydın Halkevinin açılışında konuşan Aydın CHP milletvekili Adnan Menderes bakın o gün ne diyordu:

“Milletimizin yükselmesi yolunda her ihtiyacı gören Büyük Gazi içtimai hayatımızda, kültür hayatımızda çok derin bir boşluğu ve çok şedit bir ihtiyacı görmüş, bu boşluğu dolduracak ve bu ihtiyaca cevap verecek bir tesis ve teşekkülün esasını ve temellerini kurmak şerefini de kazanmıştır…

…Halkevleri, cemiyeti ve milleti yükseltmek için cem’i mesainin toplandığı çatı olacaktır. Arkadaşlar, fırkanın siyasi bünye ve mevcudiyeti, kanuni icaplar ve sair sebeplerle de memleketteki bütün faydalı unsurları, varlığı içinde toplamağa müsait değildir. Onun için fırkanın siyasi mevcudiyetine bitişik olarak ve ana siyasi program ve kanaatlerine muhalif olmamak üzere halkevleri, içtimai sahalarda bütün faydalı unsurları birleştirici bir yuva olacaktır…”

Halkevlerinin taşıdığı önem ve değer belki daha güzel anlatılamazdı…

Bu defa tarih 2 Aralık 1950…

Başka bir tarihte “Odunu gösterse mebus seçtireceğini” söyleyen Başbakan Menderes o gün DP Meclis Grubu’nda konuşuyor:

 “…Halkevleri denilen müessese bugün toplumsal yapımızda bir diken gibi, bir yabancı cisim gibi önemsiz bir şeydir. Toplumsal, siyasal bir işlevi kalmamış, kapılarına zincir vurulmuştur. Buyurdular ki halkı demokrasi terbiyesi ile yoğuracak kurumlar haline getirmek lazımdır. Kendilerini ikaz ederim, hiç farkında olmadan totaliter bir zihniyetin ifadesinde bulunuyorlar…”

Yorum yapmaya gerek var mı?

Ekonomik kalkınmanın mucizevi aracı olan ve önemli bir bölümü kalkınmaya muhtaç yörelerde kurulan akıllı fabrikaları düşünün…

Sadece üreten değil, istihdam yaratan, teknoloji geliştiren, kültür ve eğitim merkezleri olarak kuruş üstüne kuruş ekleyerek kurulan, dışa bağlı maliyeti tarım ürünleri dışsatımıyla karşılanan, dolayısıyla köylüye de üretim değeri ve gelir kazandıran o güzelim tesisleri düşünün…

Gövdesinden motoruna kadar tamamen yerli emekle uçak üretip dışsatımını bile gerçekleştiren uçak fabrikaları dâhil, yok edilen ve elde kalabilenleri de emperyalizme, yerli işbirlikçilerine talan ettirilen kuruluşlar eğer bugün yaşıyor olsalardı Türkiye’nin dünyadaki yeri nerelerde olurdu düşünün…

Sonra TBMM’de “Üstüne bindiğim eşek akıllı olursa beni üstünden atar” diyen Eskişehir Milletvekili Emin Sazak ve benzerlerinin ihanetine uğrayan Köy Enstitülerini hatırlayın…

Kırsal kesimin kalkınması hizmetleri dışında,  eserlerini zevkle okuduğumuz Fakir Baykurt, Talip Apaydın, Mehmet Başaran gibi güçlü kalemleri yetiştiren Köy Enstitüleri kapatılmayıp, çağdaş değerlerle donatılıp yaşatılmaya devam edilseydi yalnız  köylerin değil kentlerin de insan profili bambaşka değerlerde olmaz mıydı?

Aklı hür, vicdanı hür gençler yetiştirmek üzere modernleştirilen üniversitelerin bugün dindar ve kindar genç yetiştirmek saplantısı ile bilimsel çalışmalara katkı yapamaz hale düşürüldüğünü görmemek mümkün mü?

Atatürk’ün ortadan kaldırdığı irtica yuvaları olan tarikatları yeniden hortlatanlar ve bugün bundan çıkar umanlar ülkeyi ne durumlara düşürdüler görüyorsunuz…
***
BUGÜN toplumun cahil bırakılması fırsata dönüştürülerek, her türlü ihanetin kol gezdiği, üstünde ot bitmez çorak topraklara dönen ülkemizi yeniden Atamızın emanet ettiği haline yaklaştırmak istiyorsak, onun bu günleri görürcesine yaptığı şu uyarıyı aklımızdan çıkarmamalıyız:

“…Hükümdarların, şunun, bunun, milleti esir gibi, köle gibi kullanmaları, bütün vatanı kendi özel mülkleri gibi düşünmeleri, hep milletin bu bilgisizliğinden istifade edilmek sayesinde idi...

 Gerçek kurtuluşu istiyorsak, her şeyden evvel, bütün kuvvetimiz, bütün süratimizle bu cehaleti ortadan kaldırmaya mecburuz.”

 



Bu yazı 2069 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI