Bugun...

Yalman Özgüner
DEĞİŞMEYEN TEK ŞEY “DEĞİŞİM
Tarih: 02-08-2017 05:19:00 Güncelleme: 02-08-2017 05:19:00


CEHALET insanlığın altında ezildiği, en büyük felaket, en büyük sosyal yıkımdır...

Cahiller en çok ezilen kitledir.

Cahiller en yoksul halk kitlesini oluşturur.

Cahili, yoksulu bol toplumlarda asla gerçek demokrasi uygulanamaz…

Önlenemez salgın hastalıklar cahil toplumlarda yaygındır

Din istismarının ana besin kaynağı cehalettir.

Albert Camus “Dünyada her kötülük, daima cehaletten gelir” derken, Hz. Ali de  “Cehaletten büyük dert olmaz” şeklindeki sözleriyle en özlü şekilde bu gerçekleri vurgularlar.

Despot yönetimler güçlerini cehaletten yararlanarak kitlelerin özgürlüklerini ellerinden alırlar.

Karl Marx bu yüzden haklı olarak “Cehalet, ayrıcalıklı sınıfın ustaca kullandığı bir silahtır” der.

Peki,  “Cahil” diye nitelenen toplum kesimlerinin gerçeği böyle de günümüz Türkiyesinde “Aydın” diye anılanların durumu ne?

Cehaletin önlenmesi için elini taşın altına koyması gerekenler, cehaletin analiz ve çözümünü yapmak yerine, sadece eleştirip, kusurları ortaya çıkarmayı yeterli sayıyorlar.

Bu da, aydın tembelliği ya da aydın ukalalığından başka bir şey değil…

Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu yoğun cehalet ortamı geçmişteki çirkin politikacıların topluma bıraktığı kirli bir mirastır aslında... 

Eşsiz önderimiz Atatürk’ten sonra gelen çoğu oportünist politikacılar toplumu baskı altına alıp, kolay yönetmek için Köy Enstitülerini, Halkevlerini kapattılar. Eğitim sistemini, çağdaş eğitim sistemini adım adım geçmişe yönlendirdiler.

Bir de neo-liberalizmin taşıdığı utilitarist ahlak anlayışı eklenince yozlaşma daha da hızlandı.

Eğer o tarihlerde aydın diye tanımlananlar bu tahribata karşı yüreklerini ortaya koyarak, saldırılar karşısında kırılsalar da eğilip bükülmeden direnselerdi…   

Aydın geçinen kimileri de kendilerini, onurlarını satmasalardı bugün bambaşka bir Türk toplumu olabilirdi.

..ve şunu hiç  unutmayalım:

Çeşitli istismar araçlarıyla manipüle edilen kitleler “Sen düşünme ben senin yerine düşünürüm” narkozu yüzünden cehaleti kendi özgür iradeleriyle seçmediler.

Bunun içindir ki ebedi önderimiz Atatürk, öğretmenlere AKLI HÜR, VİCDANI HÜR nesil yetiştirmelerini öğütlememiş miydi?

Daha yakın tarihlere gelelim…

Tıpkı “Köylü milletin Efendisidir” diyen Atatürk gibi kalkınmanın köyden başlayacağı gerçeğini gören bilge insan Bülent Ecevit’in heba edilen Köykent Projesini destekleyen,  çağdaş öğrenim kurumlarını medrese düzenine çevirmek için köşe bucak her yerin İmam Hatip Okullarıyla doldurulmasına direnen kaç aydın hatırlıyorsunuz?

17-18 yüzyıllarda yaşayan düşünce adamı Buckingham Dük’ü John Sheffield  “İstediğin kadar oku, bilgine yakışır şekilde hareket etmezsen cahilsin” der.
                                    ***
GELİŞMİŞ toplumlarda özellikle Rönesans sonrasının aydınları sosyo/kültürel alanda sorumluluklar üstlenerek çağdaş değerlerin yaratılmasında ve kültür değişmelerinde önemli görevler aldılar.

Sözgelişi din adına kutsallaştırılmış hurafelere, akıl dışı sosyal geleneklere karşı aklı referans alıp direnerek ve aynı amaçla kendilerini de geliştirmeyi ihmal etmeyerek çağdaş uygarlığın mimarı oldular.

Bu gösterir ki, gerçek aydın özgürlük, adalet, çağdaşlaşma,  erdemlilik adına sosyal, siyasal sistemin hatalarını düzeltmek, eksiklerini tamamlamak için çaba harcayan işlev adamıdır.

Gerçek aydın düşünceleri, eylemleri, vizyonerliği, hümanizması, yüksek etik anlayışı, varlığa olan saygısıyla evriminin en üst halkasına odaklanmış bilge insandır.

Toplumda baskılar, haksızlıklar yaşanırken, aydınlar çeşitli bahanelere sığınarak buna sırtlarını dönerlerse, sadece toplumsal sorumluluklarından kaçmış olmakla kalmaz, sorunların kronikleşmesine de vesile olurlar.

Aklın denetiminden geçmemiş “de facto” baskılara körü körüne bir teslimiyettir bu…

Yanısıra egemenlere, despotizme boyun eğmek, bir tür biat etmek, despotizmin patronaj ve uhdesinde cehalete aktivite kazandırmak demektir.

Goethe  “Eylem halindeki cehaletten, daha korkunç bir şey olamaz” der…

Bilge olan bu tür tuzaklara düşmez.

Aydın’a düşen temel ödev cehaleti ve cahilleri eleştirmekten önce cahillerin cahillikten kurtarılmasına katkı vermektir.

Bu da onlarla tartışarak, onları küçümseyerek değil, kendi kişiliklerine ve bilgiye saygı duymalarını sağlayarak, Tanrının insana verdiği en büyük armağanın akıl olduğunu bilinçlerine sokarak başarılabilir.

O zaman kendine karşı saygı ve güven duymaya başlayan kişinin beyninde sezgicilik, kuşkuculuk eğilimleriyle birlikte sorular oluşmaya başlar

Bu da  cahillikle mücadelenin kapısı açılmış demektir.

İngiliz devlet adamı Benjamin Disraeli Sokrates üslubu ile  “İnsanın cahil olduğunu bilmesi, bilgiye atılmış ilk adımdır.  Cehalet, asla soru sormaz” diyerek malumu hatırlatır.

Soru sorma gereği duymayan cahille zaten tartışılmaz…

İmam-ı Azam ne güzel söylemiş

“Cahillerle yaptığım bütün tartışmaları kaybettim…”

Bugün pek çok aydınımız topluma Atatürk’ü, eşsiz kişiliğini, devrimlerini anlatmak, öğretmek için büyük çabalar harcıyorlar.

Yerine getirilmesi gereken kutsal bir görevdir bu…

Ne var ki cahili cahillikten kurtarmadan hele Atatürk gibi olağanüstü bir insan öğretilemez.

Kimi insanlarımıza iktidarın yolsuzluklarını akıl ve etik dışı siyasetini anlatıyorsunuz, anlamıyor, anlamak istemiyorlar…

Atatürk’ü anlatıyorsunuz, anlamıyorlar…

Gerçek İslamiyet’in bu olmadığını söylüyorsunuz, dinletemiyorsunuz…

Cehaleti yenmeden bunları anlatamazsınız…

***
ATATÜRK düşmanlarına bakın…

Büyük çoğunluğu aldatılarak düştükleri cehaletin kör kuyusundan Atatürkün gerçekleştirdiği aydınlığı göremeyen insanlarımız…

Kimileri de beyinlerini, onurlarını satmış, aldıkları eğitimi özümleyememiş, bilgisine yakışır şekilde hareket etmesini beceremeyen diplomalı cahiller…

Demek ki aydın olmak için illa diplomalı olmak yetmiyor…

Gerçek aydın bilge insandır…

Bilgelik, bir tanıma göre; Bilgi edinme, idrak, görgü, sağduyu ve sezgisel anlayış ile birlikte bu unsurları özümseyip uygulayabilme kapasitesidir.
 
Bilge adam değişmeyen tek gerçeğin, her şeyin daima değişeceği bilinciyle, vizyonerlik becerisi olan kişidir.

Bu niteliklere sahip olmadan ne cehaletle savaşılabilinir ne de fazilet mücadelesi verilebilir

Bilgelik, “En iyi kişi kendinden çok, ait olduğu toplumu düşünen, onun varlığının ve mutluluğunun korunmasına kendini adayan insandır” diyen Atatürk’ün bu sözlerinin içeriğindedir.
***
KİM nasıl düşünürse düşünsün, beğensin ya da beğenmesin…  

Türkiye’de değişim esintileri başladı…

Ülkemizi çağdaşlıkta, insan özgürlüklerinde, hukukta, iç ve dış barışta, laiklik anlayışında geriye götüren AKP iktidarına karşı direniş umutları yeşermeye başladı artık…

Özellikle de CHP Başkanı Kılıçdaroğlu’nun yüzbinleri peşine katan uzun Adalet Yürüyüşü ile…

Kimi yurtseverler, ulusalcılar Atatürkçüler bu eylemi CHP liderinin geçmişteki Atatürkçü, devrimci duyarlılıkları tedirgin eden siyasetine takılmalarından ötürü önemsizleştiriyorlar.

İşte bu noktada önyargılardan kaçınarak “değişmeyen tek şeyin değişim olduğunu” düşünmek gerekmez mi?

Bu eylemin değişimi başlatma olasılığı, başlatamayacağı olasılığından kuşkusuz çok daha yüksektir.

Şunu da sormak gerekmez mi?

Adalet yürüyüşüne karşı olmak, eylemi yapanları mı yoksa yıllardır adaleti, hukuku, insan haklarını çiğneyenleri mi mutlu eder acaba?  

Oysa aydınlarımızın kimden gelirse gelsin, Atatürk ilkelerine geri dönüş, çağdaşlaşma, özgürlük yönünde umut vadeden her eylemi tereddütsüz ve önyargısız desteklemeleri değişime katkı vermek demektir. 

Bilge olan önyargıları olmayan kişidir.

Bilgelik sorumluluk üstlenirken vizyon sahibi olarak çok yönlü düşünmek demektir de…

Toplumu cehalet girdabından sağ salim kurtarmak istiyorsak önyargılara takılmaksızın ve değişmeyen tek şeyin “DEĞİŞİM” olduğunu hiç unutmadan eşsiz önderimiz Atatürk’ün şu sözlerine kulak verelim

“Yolunda yürüyen bir yolcunun, yalnız ufku görmesi kâfi değildir. Muhakkak ufkun ötesini de görmesi ve bilmesi lazımdır.”
Bilge insanların, aydınların yapması gereken budur işte…

 



Bu yazı 2078 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI