Bugun...

Yalman Özgüner
EĞER DİKTATÖRLER TARİHTEN DERS ALMAYI ÖĞRENSELERDİ…
Tarih: 08-01-2018 13:46:00 Güncelleme: 08-01-2018 13:46:00


HER yeni yıl, daha iyi yaşam umudu ve dileği ile bayram coşkusuyla karşılanan sembolik değer taşır…

Ancak öyle yıllar da vardır ki, geçmişte yaşanan acıları mumla aratan yüklerle gelir…

Ulusça 2018’i yarı karamsarlık, yarı umutlu beklentilerle karşıladık…

İnsani duyarlılık taşıyan herkes son 15 yılda yaşananların yüreklerinde bıraktığı karamsarlığa geçici rezerv koyup içten duygularla karşılıklı mutluluklar dilediler…

Ben bunu yapamadım…

Oysa çok isterdim aynı umutları aynı içtenlikle dile getirmeyi…

İktidarın 2018’e nasıl hazırlandığını…

Anayasa çiğnenerek çıkarılan KHK’lerle gizliden gizliye partizan milis kuvveti oluşturulduğunu...

Zam ve vergi sağanağı altında asgari ücretle çalışanların açlık sınırı altında yaşamaya devam edeceğini…

Farklı görüşte olan masum insanların yarınlarından da zindanların eksik olmayacağını…

Kamu mallarının yağmalanmasının süreceğini düşünerek, olmayacak duaya amin demek gelmedi içimden… 

Son onbeş yılı düşünün…

Tarım ürünlerinde kendine yeten yedi ülkeden biri iken, bırakın gıda maddelerini, saman için bile dışa muhtaç olduğumuzu, sözgelişi son dönemlerde zeytinlik alanlarının nasıl elden çıkarıldığını görün…

Bir devlet adamı(!) düşünün...

Kendi ülkesinin  eşsiz doğal güzelliklerinin rant uğruna yağmalanışını görmezden gelip Sudan'daki adayı turizm cenneti haline getirmek üzere restorasyonunu üstlensin, dahası kendi ülkesinin o adaya turist gönderme sözü versin...

Hatırlayacaksınız, malum zat “Alıştıra, alıştıra geliyoruz” diyordu.

15 yılda nelere alıştırıldığımızı düşünün…

Asgari ücretliler, emekliler bir kalem pirzolanın, bir dilim pastırmanın tadını çoktandır unutmaya, geliri nispeten yüksek olanlar sinemanın, tiyatronun yolunu unutmaya alıştırıldılar…

Acaba başka nelere alışacağız?

“Asgari ücretlileri enflasyona ezdirmedik” diyerek insanları enayi yerine koyan...

Alay edercesine “Asgari ücretli 42 yıl bu ücreti biriktirirse sıfır araba alabilir” diye abuk sabuk konuşanları devlet adamı diye  baş tacı yaptıkça neler olacağını öngörmek için kâhin olmaya gerek yok… 

Her şey yıl, yıl üst üste eklenerek domino etkisiyle eklektik şekilde devam ediyor…
****
EĞER bir ülke 1,5 yıldır olağanüstü hal ile yönetiliyorsa, orada kaos yaşanıyor demektir…

Eğer rejim olarak demokrasiyi seçmiş bir ülke “Tek adam”ın ağzından çıkan kararnamelerle yönetiliyorsa, orada ulusun iradesini temsil eden parlamenter sistem hükümsüz kılınmış demektir…

Eğer bir ülkede anayasal kurumlar “Tek adam”a tabi olarak işlevselliklerini yitirmişlerse, o ülkeye monarşizme meyilli bir despotizmin hükmediyor demektir…

Eğer bir ülkeyi yönetenler debdebeli yaşam amacıyla saraylar için, dünyada gezip görmedik yer bırakmamak amacıyla uçak filoları kurmak için ulusun parasını vicdanları sızlamadan harcıyorsa o ülkenin onlarca “yeni yıl”  idrak etse de çöküntüye sürüklenmesi önlenemez…

Eğer bir ülkede sahtekârlar, devleti soyanlar, tarikatçılar itibarlı vatandaş haline getirilip, yurtsever aydınlar çeşitli baskılarla eziliyorsa o ulus umutsuzluk ve mutsuzluğun pençesine düşmüş demektir…

Eğer bir ülkede, tarikat kültürü ile yetişmiş imamlar devlet adamı kisvesiyle bir çeşit ruhban sınıfı yaratıp, adeta teoloji düzeni kurmuşlarsa, bu ruhban sınıfına yer vermeyen İslami felsefeye saygısızlıktır…
***
TÜRKİYE Cumhuriyeti bu hallere nasıl düşürüldü acaba?

Günlerden 11 Kasım 1938…

Atatürk’ün sonsuzluğa göçünü fırsat bilen irtica yuvalarının karanlık inlerinde kıpır kıpır kıpırdanmaya başladıkları sürecin ilk günü…

ABD emperyalizmine kapıların aralanması, Köy Enstitülerinin, Halkevlerinin kapatılması dönemimin miladı…

Akılcılık, demokrasi ve çağdaşlaşmadan uzaklaşma, büyük kitlelerin giderek yoksullaşması… 

O günlerin koşullarına göre sıra dışı bir  siyaset ve kültür adamı, devrimlere, Kemalist felsefeye sahip çıkan, ezilenlerin hakları için, özgürlükler için mücadele eden bilge insan Bülent Ecevit’in ne zaman iktidara gelse, emperyalizmin ve yerli maşalarının oyunları ile iktidardan uzaklaştırılması…

İşte öylesi bir ortamda yeşeren, kapatıldıkça yenileri açılan kökten dinci siyasi partiler…

12 Eylül darbe ortamından beslenen AKP zihniyeti…
*****
ATATÜRK’ÜN isteğiyle 1934 yılında İstanbul Cağaloğlu’nda Eminönü Halkevi binası inşa edilmişti.

Bugün önünde 28 Nisan 1960 günü İstanbul Üniversitesi Rektörü Ord. Prof. Sıddık Sami Onar’ın polis tarafından saldırıya uğradığı, DP iktidarını protesto gösterilerinde, polis kurşunuyla hayatını kaybeden Orman Fakültesi öğrencisi Turan Emeksiz’in büstü bulunan ve günümüzde AKP liderinin kurucusu olduğu Birlik Vakfı’na devredilen o binaya Halkevlerinin kapatılmasından sonra Milli Türk Talebe Birliği yerleşmişti.

Bina bir süre sonra dinci gençlerin, tarikatçıların, üslendiği merkeze dönüşmüş, MTTB' ne  mensup  devrimci gençler ise dincilerin ağır basması üzerine Türkiye Milli Talebe Federasyonu adıyla ayrı bir çatı altında toplanmışlardı.

MTTB'nde  silah eğitimi de alan militan gençler sağ-sol çatışmalarına ve siyasi parti çalışmalarına katılıyor, Necip Fazıl’ın konferanslarına da büyük ilgi duyuyorlardı...

Necip Fazıl’ın hayranı gençlerden biri de Recep Tayyip Erdoğan’dı, yani Türkiye Cumhuriyetinin günümüzdeki diploması tartışmalı Cumhurbaşkanı…
****
Tarih 3 KASIM 2002…

Atatürk’ün küllerinden yarattığı, bütün dünyada hayranlık uyandıran eseri Türkiye Cumhuriyetini hedef alan “Gaflet dalalet ve İhanet” döneminin, Türkiye Cumhuriyetinin fetret yıllarının başladığı gün…

O günden bu güne neler yaşandığını hep konuşuyoruz, yinelemeye gerek yok…

"Tek Adam"ın şu sözleri her şeyi anlatmaya yetiyor zaten…

“Türkiye Cumhuriyeti Mustafa Kemal Paşa zamanında çıkarılan dinsiz kanunlarla dinsiz bir devlet olmuştur. Türkiye’yi din ve şeriat devleti haline getireceğime namusum ve şerefim üzerine yemin ederim…”

“Demokrasi tramvaya benzer gittiği yere kadar gider yoluna devam edersin...”

“Şimdi Başbakansın, ister asar ister kesersin…”

Niyet de belli, icraat da...

***
BÜTÜN bunları nasıl aşacağız?

Büyük kitleler akıl tutulması illetinden kendilerini kurtarıp, din istismarıyla içine düşürüldükleri manipülasyon tuzaklarını bozduklarında…

İktidar yanaşmaları, insan olmanın onur sahibi olmayı gerektirdiğini öğrendiklerinde… 

Bu erim uzun ve zorluklarla dolu bir yol…

AKP’ye kesinlikle oy vermeyecek olan bazı kişiler arasında bile “Adamlar çalıyor ama çalışıyorlar” diyenler var… 

Oysa 15 yıldır dikensiz bahçesindeler, her güç onlarda…

Halktan yana bir iktidarın aynı süre ve konumda daha başarılı işler yapamayacağı iddia edilebilir mi? 

Eskişehir örneği var ortada…

Gelin Cumhuriyetin mali kaynaklarının, eğitilmiş emek gücünün, teknoloji birikiminin yok denecek düzeyde olduğu ilk 15 yılı ile son 15 yılın envanterlerini çıkarıp karşılaştıralım…

Atatürk’ün kurdurduğu, maliyeti tarım ürünlerinden gelen dışsatım gelirleriyle karşılanan, sanayileşmenin temelini oluşturan, istihdam yaratan, teknoloji geliştiren akıllı fabrikaları düşünün…

Hem de bir yandan Osmanlı’nın borçları ödenirken ve üstelik bütçe dengesi bozulmadan yapılan yatırımları…

O günün dar olanaklarıyla kuruş üstüne kuruş konarak adeta kazma kürekle açılan tünelleri yolları, köprüleri demiryollarını düşünün…

Osmanlı’nın son döneminde Ege Bölgesinde demiryolları kuran Batılılar, kazançlarını yükseltmek için döne döne kurdukları inşaat çevresindeki doğal zenginliklere de anlaşma uyarınca el koyuyorlardı…

Bugün aynı sömürü düzeni yerli sömürgenler tarafından sürdürülmüyor mu?

Tamam, köprüler, yollar, tüneller yapılıyor…

Ne var ki üç kuruşluk bir yatırımın hazineye maliyetinin beş kuruluş ölçeğinde olduğunu görmüyor, duymuyor muyuz?

Üstelik o yollar, tüneller yapılırken çevredeki yeşil alanların, ormanların, tahrip edilerek kaçak saray yanaşmaları için rant tarlasına dönüştüğünü bilmeyen var mı? 

Ya erken Cumhuriyetin tesislerinin yağmalana, yağmalana tüketilmesine ne demeli?

Gelin son sözü sonsuza kadar önderimize bırakalım:

“Başımıza neler örülmek istendiği ve nasıl direndiğimiz görülmeli gelecek kuşaklar için ders çıkarılmalı ve uyanıklık sağlanmalıdır. Zaten her şey unutulur.

Fakat biz her şeyi gençliğe bırakacağız. O gençlik ki hiçbir şeyi unutmayacaktır…”

İyi ki bu ülkenin Atatürk'ü var…

 



Bu yazı 2618 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI