Bugun...

Yalman Özgüner
ER YA DA GEÇ BU DÖNEM BİTECEK ELBETTE...
Tarih: 03-08-2019 15:15:00 Güncelleme: 03-08-2019 15:15:00


NİHAYET sonunda biri çıkıp yeni havalimanının yerinin yanlış seçildiğini itiraf etti.

Yanlış olan yalnız yer seçimi mi?

Ayrıca, Atatürk ve Sabiha Gökçen havalimanları varken son derece gereksiz bir savurganlık örneği...

AKP’nin patronu “Tek adam diyorlar. Biz kararlarını istişare ederek alan bir partiyiz” diyor da...

Bu havalimanının yapım kararını kimlerle istişare ederek aldı acaba? 

Eşsiz önderimizin maaşlarından yaptığı tasarruflarla kurup ulusa emanet ettiği Atatürk Orman Çiftliği arazisi üzerindeki yasalar delinerek kurulan kaçak sarayı...

Marmaris kıyı şeridinde ormanlar tahrip edilerek kurulan yazlık Başkanlık Sarayı, Malazgirt’te kurulmakta olan üçüncü Başkanlık Sarayı inşaatları için kimlerle istişare edilmiş olmalı? 

İstanbul Kanalı projesinin Trakya ve Marmara Bölgesinde büyük doğa tahribatına, deprem riskinin büyümesine yol açacağı uyarılarını yapan bilim insanları ve çevrecilere nasıl karşılık verdiğini hatırlayacaksınız;

“Çatlasanız da patlasanız da kanal açılacak...” 

Aynı kafa ile toplumun, çevrecilerin bütün direnmelerine rağmen termik santral, maden işletmesi diye çevre kirletilmeye, yeşil alanlar, ormanlar yağmalanmaya devam ediliyor. 

Bu da yeni bir çeşit istişare(!) yöntemi olmalı.

Bir de bu günlere eşsiz önderimiz Atatürk’ün en önemli devrimlerini önce yurt gezisine çıkıp halkı devrimin gerekliliğine inandırdıktan sonra uygulamaya koyduğu günlerden geldiğimizi düşünün...

Batılı ülkeler halklarının huzuru kaçmasın diye sığınmacılara kapıları kapatırken, sayıları üreye, üreye her gün biraz daha artan beş milyon Suriyeliyi kabul etmeyi ve bunlara 40 milyar dolar harcamayı hangi bilen adamlar öngördü acaba?

İhtiyaç olsun ya da olmasın akla esilen her yere kurulan devasa camiler...

“Selatin Cami” deyiminin Padişah ve saraydaki yakınları tarafından yaptırılan cami anlamına geldiğini bilip bilmediğini bilemeyiz ama “Anadolu yakasında da bir selatin Cami olsun” diyerek cemaati olmayan, yabancı turistlerin Boğaz manzarası eşliğinde yiyip içerek ülkeye döviz bıraktığı turistik Çamlıca tepesine o dev caminin yapımını kimlerle istişare ederek kararlaştırdı acaba? 

Oysa deniz yolu ile Avrupa yakasından Kadıköy ya da Üsküdar’a geçenler Çamlıca Tepesinin her tarafından minare fışkırdığını görürler.

Emevilerin mescitleri beyin yıkama arenası olarak kullandığını ve saltanat dinciliğinin de aynı yolu izlediğini söyleyen Prof. Yaşar Nuri Öztürk şöyle diyor:

“Böyle olduğu içindir ki ahlaksızlık ve hilebazlıkta dünya birincisi olan Türkiye’de camilerin sayısı yüz binleri aşmıştır. Resulü Ekrem o asırların ötesini gören gözleriyle bu gerçeği de görmüş ve şu uyarıyı yapmıştır:

“Bütün ümmetlerin bozgun sebebi camilerin çoğalması olmuştur. Benim ümmetimin bozgun sebebi de bu olacaktır…”

Aklınızdan “Bari özel yaşamında dinin kurallarına uygun olarak yaşıyorsa neyse” diye bir düşünce geçebilir. 

Hazreti Muhammet “Komşusu aç iken tok yatan, mümin değildir” buyurur.

Özel yaşamında İslamiyetin vecibelerine, yasaklarına ne kadar yer veriyor, bunun yanıtını Hazreti Ömer’in “Ya inandığın gibi yaşarsın ya da yaşadığın gibi inanırsın” şeklindeki sözlerinin içeriğinden çıkarmak mümkün...

Yoksul tabakalar giderek yaygınlaşırken İslam dünyasının önemli bilgesi Muhyiddîn-i Arabî’nin “Maddî hayata meyledenler için hayat, deniz suyu içmeye benzer; içtikçe susarlar, susadıkça içerler” sözlerinde ifadesini bulduğu üzere sürekli büyüyen, hesabı tutulamaz bir serveti var. 

Nisa Suresi de “Zulüm yaparak yetimlerin mallarını yiyenler, karınlarına ateş yemiş olurlar ve ateşe girecekler” der.

Bakıyorsunuz, yalanın da bini bir para...

Sarıkamış’ta 1915 ‘de şehit düşüp 1935’de soyadı kanunu çıkınca Mutlu soyadını alan dedesi, doğmadan önce “Baba” bir geceni de bize ayır...” diye mektup yazan kızı, sahte testis raporu alarak askerlikten kaçan bir oğlu ve 1982 yılında kurulan Üniversiteden 1981 yılında aldığı diploması var. 

Bir de 17 Nisan 1981 de açılan Metris cezaevinde 1980 yılında gördüğü işkence... 

Yasalar da sanki o çiğnesin diye yapılmış...

****

YEREL seçim sürecinde “Beka sorunu” diye tutturmuşlardı. 

Beka sorununun asıl kaynağı ülkeyi yöneten işte bu beyin yapısı, bu etiklik geriliğidir. 

Ülkemizin sağlıklı bir yapıya geri dönmesi için AKP zihniyetinden ve bu zihniyetin son zamanlarda bazı kötü örneklerinde görüldüğü gibi önümüzdeki dönemlerde iktidarın en büyük alternatifi olacak olan CHP’ye daha fazla bulaşmadan ortadan kaldırılması gerekir.

Sağlıklı bir analiz gösterecektir ki, AKP siyasi parti statüsünde görünse de kadro yapısı ve yönetim planlaması bakımından, sermayesi patronunun İstanbul Belediyesini yönetirken bulaştığı bir düzine yolsuzluktan sağlanan ve Rahmi Koç ile İTO Başkanı Mehmet Yıldırım’a göre bir milyar dolar olan bir tür patron şirketidir. 

Dincilik dışında belirli bir ideolojisi ve siyaset geleneği olmayan, kamuda ödenen yüksek maaşlardan, din ticareti desteğinde kitabına uydurulan yolsuzluk rantlarından beslenerek varlığını Sürdüren bir yapı... 

Böyle bir yapının uzun süre kalıcı olması mümkün değil. 

Er ya da geç bu dönem bitecek elbette...

Ancak daha önemlisi, bilinçleri cehalet ve adam sendecilik virüsü ile kirlenerek hasara uğramış ve AKP zihniyetine kapı açan insanlarımızı fikri hür aklı hür vatandaşlar olarak geri kazanmak için Atatürkçü yurtsever, çağdaş değerlere saygılı her aydınımızın kadını ile erkeği ile bıkmadan usanmadan çaba göstermesi gerekliliğidir. 

Bu konuda atılacak her adım Atatürk ilkelerine, Cumhuriyetin temel kuruluş ilkelerine geri dönüş zorunluluğuna ciddi anlamda kolaylıklar sağlayacaktır.

23 Haziranda gördük; 

Bu pek de zor değil. 

***

AKP zihniyetinden kurtulmak konusunda bir başka paradigma, siyasete mikro ve yerel düzeyde değil, AKP’nin kuruluşunun ve iktidar koltuğuna oturuşunun ABD’deki Musevi lobisi ve uluslararası Siyonist sermayenin bir projesi olduğunu akıldan çıkarmadan, makro açıdan ve var olan uluslararası siyaset boyutunda bakmak gereğidir. 

Aksi takdirde gözlerimiz ağaca takılıp kalır ve o ağacın arkasındaki ormanda neler olup bittiğinin farkında olamaz, sorunlarımızı değil çözmek, gerçekte ne olduğunu bile anlayamayız. . 

Bugün dünyayı yöneten Musevi kökenli uluslararası egemenlerin belki de en önemli hedefinin BOP projesi adı altında Ortadoğu coğrafyasında Türkiye dâhil ülke sınırları değiştirilerek, “Büyük İsrail” yaratmak olduğu tartışılamaz bir gerçek.

Bütün bunları görebilen her yurtsever aydınımız, cahil ve beyinleri şu ya da bu şekilde manipüle edilmiş her insanımızı, aşağılamadan, küçümsemeden, kucaklayarak Atatürk ilkelerine bağlılığa yönlendirmeyi, Kuvayı Milliye Ruhunu aşılamayı kendine vicdani ve insani bir görev bilmelidir. 

Bunun da pek de zor olmadığını Sayın Ekrem İmamoğlu herkese ispatlamadı mı? 

Ha bir gayret sevgili dostlar, hep birlikte bu yola devam...



Bu yazı 37 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI