Bugun...

Yalman Özgüner
HAYIR... AMA YETMEZ
Tarih: 01-03-2017 14:30:00 Güncelleme: 01-03-2017 14:30:00


 

 “Millete dost görünüp de ilk fırsatta iktidar mevkiine geçtikten sonra onun gerçek ihtiyaçlarını düşünecek yerde kendi istediği 
yola götüren, laf anlamayan, yol gösterilmesine kulak asmayın. 
Milletin kuvvetlerini şahsına bağlamaya çalışan kahraman yüzlü 
insanlardan çok çekildi.”

Mustafa Kemal Atatürk

------------------

TÜRKİYE Cumhuriyetinin tarihinin en karanlık dönemini yaşadığını, beyni prangaya  vurulmamış herhangi bir kimsenin görememesi mümkün değil... 
Gün be gün yaşananlara bakın…
Yalnız ekonomi, hukuk, siyaset, eğitim, can ve mal güvenliği, kültür, sanat, bilim alanlarında değil, ahlaki alanda bile 15 yıldır süregelen bir çöküş süreci yaşıyoruz.
Atatürk ve devrimlerine karşı saldırılar günlük rutin olaylardan biri... 
Bunun anlamı, uygarlaşma savaşında, ortaçağ karanlığına, irticaya teslim bayrağı açmak demek... 
Farklı düşünceler hak, hukuk tanımadan zindanlara atılma nedeni...
Bu, şiddet ve korku toplumu yaratmak, akılcı düşünceyi, evrensel değerleri yok etmek demek...
Ulusun egemenliğini elinden alıp, diktatörlüğün, faşizmin yolunu açmak demek...
Cezaevlerindeki tutuklu sayısının 15 yılda 52 binden 193 bin kişiye ulaşması hangi perspektiften bakılırsa bakılsın yurdumuzun üstüne çöken karanlığın göstergesi.
Çöküntünün sınır tanımaz hale gelmesi yetmezmiş gibi Binali Yıldırım’ın  “Biz Recep Tayyip Erdoğan’ın tayfalarıyız” diye     tanımladığı TBMM’deki niteliksiz çoğunluk, tayfalık görevini yerine  getirerek  reislerine diktatörlüğün kapısını açtı.
Görev, transfer bombası olan ve hidayete ermeden(!) önce “Her gün yalan söylüyor. Her gün bize hakaret ediyor. Kendisine Cumhurbaşkanı diyen Erdoğan, be hey densiz… Be hey ahlak bilmeyen... Be hey kanun tınmayan…” diyen Kaypak Kurt’un da katkıları ile yerine getirilince(!) demokrasinin ölüm fermanı düzenlenerek ülke uçurumun        kenarına çekildi.
Referandumda “Evet”lerin sayısının ağır basması uçurumun dibine, yuvarlanmak demek...
Ülke küllerinden yaratılırken harcanan bütün emeklerin heba olup gitmesi demek... 
***
ŞEHİT kanlarıyla, kağnı arabalarında cepheye taşıdıkları cephaneleri ıslanmasın diye bebelerinin giysileri ile örten Ayşe, Fatma anaların fedakârlıklarıyla kurulan Cumhuriyet bu çağ dışılığa hale nasıl düşürüldü dersiniz? 
Kimse başka bahaneler aramasın...
Devlet yönetimi, devlet adamlığı niteliğine sahip olmayan, siyaseti ulusa hizmet için değil para ve makam için seçen, vizyonsuz, çıkarları için her yolu mubah gören kişilerin yemliği haline geldi. 
Atatürk’ün sonsuzluğa göçünden sonra siyaset hızla rant alanına dönüştü.  
Sömürünün rahatça sürmesi için düşünmeyen, sorgulamayan bir toplum yaratmak gerekiyordu.
Bunun en kolay yolu toplumu cahilleştirip, dini duyarlılıkların istismar edilebilir hale getirilmesiydi. 
Önce Köy Enstitüleri, Halkevleri kapatılıp ardından, her köşeyi İmam Hatip Okulları ile doldurup modern eğitim sistemi medrese eğitimine dönüştürüldü...
Allah ile aldatılan eğitimsiz toplum kesitlerinin kolayca uyutulabilir hale getirilmesi ülkemizin bu duruma düşmesinin ana nedenidir. 
Yüce önderimiz Atatürk milletvekili maaşlarının öğretmen maaşlarını geçmemesini neden istemişti dersiniz? 
Devletin koltuk, makam ve para düşkünleri tarafından değil, ulusa hizmetten başka amacı olmayan  idealist kadrolar tarafından yönetilmesi içindi kuşkusuz...
Yüce önderimiz egemenliğin ulusa ait oluşu üzerine şöyle diyordu:
“Egemenlik hiçbir anlamda, hiçbir renk ve belirtide ortaklık kabul etmez. Sanı ister halife olsun ister başka bir şey olsun, hiç kimse bu ulusun kaderinde ona ortak çıkamaz. Ulus buna hiç mi hiç göz yumamaz. Bunu önerecek hiçbir milletvekili bulunamaz.”     
Recep Tayyip Erdoğan’ın tayfaları keşke bu sözlerden ders çıkarabilselerdi de 
kendilerinin ve TBMM’nin onurunu kırmasalardı...
***
ANAYASA yenilenmesi diye yapılan değişiklikle Erdoğan’a TBMM’yi kapatmak, kanun hükmünde kararname düzenlemek, devlet çarkındaki kurumların başına kendi adamlarını seçmek ve seçtirmek gibi yetkiler tanınmasının nerelere varacağını düşünebiliyor musunuz?
Sanır mısınız ki, “Yaptıklarım yapacaklarımın teminatıdır” diye övünen,  ülkeyi nerelerden alıp bu günlere getiren bir kişi elde ettikleri ile yetinsin?
Anayasa taslağına ne suç işlerse işlesin ömür boyu yargılanmayacağı hükmü getirilmesi de ne demek acaba? Amaç; Başkanlık diye yırtınıp, “Kendim için isteyecek kadar karaktersizim değilim” derken bir yandan da “Ben gidersem devlet çöker” diyerek kafasının içinden geçenler gizleyemeyen Erdoğan’ı koruma altına almak...
Sumen altı edilen dosyaların gündeme getirilmesi, Yüce Divan korkusunu ortadan kaldırmak...
Diploma sorununu karambole getirip üstünü örtmek...
Bir de şu düzenbazlığa bir bakın:
Yıllar boyu Atatürk’e her türlü saygısızlığı yapanlar...
Atatürk sözcüğünü ağızlarını almaktan köşe bucak kaçanlar...
Ulusun hafızasından silmek için her türlü madrabazlığı yapanlar...
Referanduma evet kampanyası için birden bire Atatürk’ü hatırlayıverdiler. 
“Tarihimizi 19 Mayıs 1919’dan başlatan tarih anlayışını reddediyorum” diyen reisleri ile Atatürk’ün resimlerini yan yana koyup, yanına “Atatürk’e de Samsun’a çıkarken hayır denilmişti” diyerek “Evet” kampanyaları düzenliyorlar.  
Yetmezmiş gibi, Nazım Hikmet’i de amaçlarına alet ediyorlar...  
Artık bu kadarına da pes dedirten şu madrabazlığa bakın hele: 
Hz. Muhammet 16 Nisanda referandumdan “Evet” çıkacağını bildirmişmiş...
***
BUGÜN yaşananlar faşist bir rejimin 15 yıllık birikimidir.
Bu süreç Erdoğan’ın 3 Kasım 2002 tarihinde genel seçimleri kazandığının ertesi günü ABD Savunma Bakan Yardımcısı Wolfovitz’e Türk Silahlı kuvvetlerinin olası tepkisine karşı destek istemesiyle başlayan bir tarih        kesitidir.
Yöneteceği ülkenin ordusuna karşı yabancı bir ülkeden destek istemenin ne anlama geldiğini düşünebiliyor musunuz?
Devamını hatırlayalım... 
Türkiye’yi din ve şeriat devleti haline getireceğine ilişkin şeref ve namus üzerine edilen yeminler... 
 Demokrasinin gideceği yere kadar gidilip, sonra kendi yoluna devam edileceği tanımı...
Gemicikler...
“Sıfırla oğlum sıfırla” taktikleri...
Gerisini saymaya gerek var mı? 
Aslında daha önceleri Atatürk için “Yolumuzun üstünde ölü bir inek var, ilerleyemiyoruz” dediğinde Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belli olmuştu ama ne yazık ki şimdi olduğu gibi o zaman da insanlarımız bunu anlayamadılar.
***
REFERANDUMDAN “Hayır” çıkması çöküşün hızını kesecek ama düzlüğe çıkışa yetmeyecektir. 
Suriye bataklığındaki şehitlerin... 
FETÖ‘nün neler istediği, nelerin verildiğinin... Sumen altındaki yolsuzluk dosyalarının...
Yoksulun nafakası ile plansız programsız harcamaların...  
Ulus mallarının özelleştirme adına yağmalattırılmasının...
Hesabı sorulmadıkça Türkiye’nin  düzlüğe çıkması mümkün olamaz...
Ne gerçek demokrasiye geçiş ve ne de egemenliğin yeniden ulusa ait   olması beklenemez...
***
GELİN Amerikan sistemini uygulamayı hiç aklıma getirmediğini, sistemsiz ve kanunsuz biçimde Cumhurbaşkanlığı ile başbakanlığı birleştirmeyi hiç düşünmediğini, düşünecek adam olmadığını söyleyen sonsuza kadar önderimiz yüceler yücesi Atatürk’ün öğütlerine kulak verelim;
“İyi dinleyiniz öğüdüm şudur ki; içinizden herhangi bir adam çıkar şan ve şeref davası güder ve benzersiz olmak isterse başınızın belasıdır...”
“Kaderini kendini zincire vuran şahıslara terk eden milletler şahısların keyif ve emellerine oyuncak olmaya karar vermiş razı olmuş sayılırlar...”
“Egemenlik hiçbir mana hiçbir şekil ve hiçbir renkte, belirtide ortaklık kabul etmez. Egemenlik paylaşılamaz devredilemez...”
“Vatanınızda herhangi bir şahsı,  istediğinizi sevebilirsiniz. Kardeşiniz gibi, babanız gibi, evladınız gibi, sevgiliniz gibi sevebilirsiniz. Fakat bu sevgi sizi, milli varlığınızı rağmen, herhangi bir şahsa, herhangi bir sevdiğinize vermeye sebep olmamalıdır. Bunun aksine hareket etmek büyük hata olur...”

 



Bu yazı 3705 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI