Bugun...

Yalman Özgüner
İKİNCİ “İLK KURŞUN…”
Tarih: 03-04-2017 12:46:00 Güncelleme: 03-04-2017 12:46:00


TÜRKİYE Cumhuriyeti insanlık tarihinde benzerine rastlanmayan, biri ötekisine akla, kara kadar ters iki kültür değişimi yaşadı.
İlk değişim 29 Ekim 1923 günü dünyayı şaşkınlığa boğan bir özgürlük savaşı zaferi üstüne kurulan modern cumhuriyetle başlayıp, 10 Kasım 1938’de sona erdi.   
15 yıllık sürede Türk’ün sonsuza kadar önderi Atatürk’ün dehasıyla gerçekleşen ilk kültür değişimi ile çağlar gerisi düzeyden çağdaş değerlere ulaşılan Türk Rönesans’ı yaratıldı.
Ne var ki 15 yılın sonuna gelindiğinde bütün insanlığı ışığıyla aydınlatan o Mavi Güneş’in sonsuzluğa göçüyle birlikte Türk mucizesi sona erdi.
O yüce insanın ardından kendi çıkarlarını ulusun çıkarlarının üstünde gören kimi iktidar sahipleri mucizevî şekilde elde edilen bütün kazanımların üstünü birer birer çizmeye koyuldular.
O bozuk temel üstünde 3 Kasım 2002 günü yozlaşma şeklinde başlayan, ikinci kültür değişimi ile mucizeler sahnesinin perdeleri birer birer kapanıp, köhnemiş geleneklere geri dönüş başladı ve o yolculuk halen sürüp gidiyor.
Atatürk’lü yıllarda sağlanan bütün kazanımlar, bunları sağlayan değişim çarkının tersine döndürülmesi ile birer birer yok ediliyor.
Ekonomik ve sosyal gelişimin yapı taşlarından elde kalabilen kurumların kimisi büsbütün yok edilirken, kimisi yandaşlar, yabancı emperyalistlerce yağmalandı.
Çağdaşlığın kapısını açan sosyo/kültürel kurumlar ya yok edildi ya yozlaştırılarak amaçlarından saptırıldı.
Tarikatları kapatıp, yobazlığa savaş açan ve “Türkiye şeyhler, dervişler, seyitler memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır”  diyen yüce önderin koyduğu ilkelerin tersine tarikatlar hortlatıldı, Türkiye Cumhuriyeti yeniden şeyhler, dervişler ülkesi haline geri döndürüldü.
Son 15 yıldır, ilk 15 yıllık süreçte gerçekleştirilen çağdaşlaşma dönüşümüne karşı açılan bir savaş, karşı devrim sürdürülüyor şimdilerde…
***
HER iki değişimin yaratılışında birer “Tek Adam” olması birbirine benzemez iki dönüşümün tek ortak yanı…
Birisi dehası, bilge kişiliği, insanlık değerleri, asker ve devlet adamı nitelikleri ile bütün dünyayı kendisine hayran bırakan, yıllar geçse de adı hiç unutulmayacak, saygınlığı eksilmeyecek olan insanlığın büyük evladı…
Yalnız Türkiye’nin değil bütün dünyada eşsiz kişiliğiyle yaşadığı çağın da tek adamı...
Onun TEK oluşu bir başka anlam yüklü...
Çünkü o Mustafa Kemal Atatürk…
Ya ötekisi…  
Eğitimsiz insanların dini duyarlılıklarını istismar ederek...
Erzak kolileri ile kömür torbaları ile yoksulları minnet altına sokarak...
Sahte diploma ile devletin en yüce koltuğuna kurulan...
Kenar mahalle kültürü ile yetişmiş yarı cahil bir imam...
Kavgacı ruha sahip olmaktan başka özelliği olmayan, sucuk imalatçısı iken eşek etinden sucuk üreterek insanlara yedirecek kadar yolunu şaşıran...
1983 yılında doğan kızının 1980 yılında “Baba bir geceni de bize ayır” diye kendisine mektup yazdığı…
1935’de Soyadı Yasası ile Mutlu soyadı alan, 1915’de Sarıkamış Savaşında şehit olan Kemal Mutlu’nun torunu...
Haliçte Fener ile Hasköy arasında dört kişilik sandalı ile yolcu taşıyan, Şirket-i Hayriye’de kıyı kaptanının oğlu...
Yalan... Yalan... Daima yalan...
***
SAVAŞTA düşmanlarına karşı bile nezaketle davranan ölümsüz önder bütün dünyada evrenselleşen “Yurtta sulh, cihanda sulh” çağrısı ile Türk ulusuna büyük itibar kazandırırken...
Yeni değişimin tek adamı, Sözcü Gazetesi Bekir Coşkun’un “Düşman kalmayacak, idareli kullan” sözleriyle örtüşür şekilde neredeyse dünyanın en ücra köşelerindeki ülkelerle bile kavga ortamı yaratarak...
Yurt içinde farklı düşüncede olan herkese çatarak, tehditler savurarak yarattığı kaos ile cinayetlerin, her türlü tecavüzlerin zirve yaptığı bir öfke toplumu oluşturarak...
“Yurtta sulh, cihanda sulh” anlayışı yerini“Yurtta kavga, Dünyada kavga” düzenine dönüştürdü.
***
 ATATÜRK’ÜN çok partili demokrasi oluşturma çabaları ve bu amaçla yapılan iki hamlenin dönemin sosyo/kültürel koşulları nedeniyle gerçekleşmediği bilinir.
Buna karşın o günlerin tek partili parlamentosu, demokrasi anlayışında bugünün çok partili Meclisinden çok daha ileri düzeydeydi.
Farklı fikirlerden korkmamak gerektiğini, tartışılarak ulus için, en uygun ne ise o hedefe ulaşılacağı fikrini dönemin siyaset anlayışına aşılayan yüce önderimiz CHP içinde “Çoğulculuk”lu bir fikir yapısı oluşmasına özen gösteriyordu.
Bu gün çok partili bir parlamenter rejimimiz var.
 Var da,”Çoğunluk” egemenliğindeki TBMM’de muhalefetin verdiği bir gensoru önergesinin, AKP patronun hoşuna gitmeyen bir yasa önerisinin işleme konduğunu gören yok.
***
TÜRK mucizesinin yaratıcısı bütün varlığını ulusuna armağan etmişti.
Ya ötekisi...
Bir zamanlar parmağındaki yüzüğü gösterip “Bütün servetim bu, zengin olursam bilin ki yolsuzluk yapmışımdır” diyerek, dünyanın en zengin siyasetçilerinden biri olan...
 İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı sırasında hakkında görevi kötüye kullanma, zimmet, kalpazanlık, sahtekârlık, yolsuzluk, çıkar için çete oluşturmak gibi başlıklar altında bir düzine dava dosyası açılan...
Yine hakkında Meclis Başkanlığında Anayasanın 83. Maddesine göre işlem yapılmak üzere biri 3/127, öteki 3/132 esas numaralı iki dosya bulunan...    
Cemaatçi yargıçların iktidarın yolsuzluklarını ortaya çıkardığında “Sıfırla oğlum sıfırla” diye oğluna verdiği talimatın ses kayıtlarına düşmesiyle, mala, mülke gözü doymazlığını gösteren ve “Huylu huyundan vazgeçmez” dedirten bir rol modeli...
***
TÜRKİYE Cumhuriyetinin son 15 yılı hangi yönden bakılırsa bakılsın kayıplarla dolu bir zaman dilimidir.
Fethullah Gülen cemaatinin devletin bütün kademelerine sızmasına bile bile göz yumulması...
“Ergenekon davasının savcısıyım” sözlerinin açığa çıkardığı, Gülen cemaati ile birlikte TSK’ya kurulan kumpas ve aralarında çıkar kavgası başlayınca da “Kandırıldık” diyerek mağduriyet kolaycılığına sığınılması...
Rüşvet, soygun, yolsuzluk olayları...
Hukuksuzluklar, toplumsal huzurun, güvenin bozulması...
Devletin dış itibarın erimesi...
Tarımda, sanayide, çöküş...
Büyüme diye inşaat sektörüne yüklenilerek, kaynak israfı, kentlerde altyapı hizmet limitlerinin aşırı zorlanması, orman ve yeşil alanların heba edilmesi...
Eğitim sisteminin din ağırlıklı medrese sistemine dönüştürülmesi...
Ardı kesilmeksizin Teröre kurban verilen canlar...
Tırmanan irtica...
Toplum içinde yoksulaşmanın giderek yaygınlaşması...
Ülkenin bu hallere düşürülmesi devleti yönetenlerin sadece yeteneksiz ve basiretsiz olmalarıyla değil, yanısıra ahlaki değerlerinin düşüklüğü ile de ilintilidir.  Dolaysıyla son 15 yıl, evrensel hukuka göre bedelinin ödenmesi gereken devlete karşı işlenmiş suç, ulusa ihanet dönemidir.
***
ÖNÜMÜZDE ülkeyi “Evet” ve “Hayır” ile yol ayrımına taşıyacak bir referandum süreci var.
Ya “Evet”in kuyruğuna takılıp son 15 yıllık çöküşe yeni bir vize vereceğiz...
Ya da “Hayır”ın gücüne sığınıp “Bu yol burada biter” diyerek aydınlığın kaplarını açacağız...
Ya, “Bana, insanlar üstünde bir doğuş yüklemeye kalkışmayınız. Doğuşumdaki tek olağanüstülük, Türk olarak dünyaya gelmemdir” diyen Atamızın yolunda ilerleyeceğiz...
Ya da, dizginlerimizi ağzına “Türk Ulusu” sözcüğünü sığdıramayan, “Türk milliyetçiliğini ayaklar altına attım” diyen sahte diplomalı Başkana büsbütün kaptıracağız. 
15 Mayıs 1919 günü gazeteci Hasan Tahsin’in İzmir’i işgal eden Yunan  askerine sıktığı ilk kurşun nasıl Türk direnişini  başlatan sembol olduysa 16 Nisan 2017 günü referandumda verilecek “Hayır” oyları da ulusu despotizmden kurtaracak direnişin sembolüne dönüşecektir. 
Bu sefer ki “İlk kurşun” ateşle, barutla değil, ulus sevgisiyle, özgürlük aşkı ile yurt sevgisiyle, hak ve hakikat sevgisiyle dolu olacak…



Bu yazı 2827 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI