Bugun...

Yalman Özgüner
KARANLIĞIN EN KOYU OLDUĞU YERDEYİZ
Tarih: 06-02-2020 09:11:00 Güncelleme: 06-02-2020 09:11:00


TÜRKİYE Cumhuriyeti tarihinin en kaotik, Türk ulusu en huzursuz, en talihsiz dönemini yaşıyor. 

Cumhuriyetin ilk yıllarında ulus çeşitli yoksunluklara karşın bugünkü gibi huzursuz, mutsuz değil, tersine geleceğe güven ve büyük umutlarla bakıyordu. 

Bugünlere nasıl gelindiğini görmek için tarihin derinlerine inelim:. 

Osmanlı dönemine ve daha derinlere... 

Toplumların kültürünü, yaşamını, geleneklerini biçimlendiren başlıca unsur “Din” olduğu ve Türk ulusunun yaşamında İslamiyetin etkisi büyük olduğu için İslam tarihine, oradan da Osmanlı düzenine geçelim.

İslam dini Peygamber ve dört halife döneminin ardından Emeviler ve Abbasiler tarafından kutsal Kuran’ın yasaklanıp, uydurma hadisler aracılığıyla ilkelerinden saptırılacak kadar yozlaştırıldı.

“Yeni İslam”, temellerini Kuran’dan alan, din anlayışı olmaktan çıktı. 

Dinin kaynağı olduğu öne sürülen uydurma Hadis ve Fıkıh kitaplarıyla akılcılıktan saptırılarak, insan doğasıyla çatışır hale getirilerek yozlaştırıldı. 

Halifelik babadan oğula geçen saray saltanatına dönüştürüldü. 

Peygamber ve dört halife dönemindeki sade yaşantı, debdebeye, dini liderlik güç sahibi olmaya dönüştü. 

Peygamber ailesinin katilleri arasında halife olanlar çıktı. 

Tarikatlar, cemaatler yoluyla İslamiyetle bağdaşmayan bir ruhban sınıfı yaratılarak din özünden koparıldı.

Tıpkı, kuruluş döneminde geçmişinden gelen Şamanizm ve Ahilik gelenekleri, yanısıra Allah ile korkutan değil, Allah sevgisi içeren Sufizm kültürü ile donanımlı Osmanlının daha sonraları yozlaşması gibi... 

Atatürk bu değişimi, Abbasi/Emevi zihniyeti olan “Yeni İslam”ın Türk ulusu üstündeki etkisini şöyle ifade ediyordu. 

“Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. 

Arap dinini kabul ettikten sonra bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de Mısırlıların ve sâirenin Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. Bilakis, Türk milletinin millî rabıtalarını gevşetti, millî hislerini, millî heyecanlarını uyuşturdu”

Uydurma hadisleri dine sokan zihniyet, ayrıca İslam’ın özünde olmayan yabancı kültür ve anlayışları katarak “Fetva” ve “İçtihat” adı altında dine eklemeler yaptı.

Sözgelişi Kuran’ın ayetlerine göre büyük günah olmasına rağmen Osmanlı sultanları Şeyhülislamın fetvasıyla kardeşlerini öldürebiliyorlardı.

Matbaanın din adına yasaklanması gibi aslında çıkar hesaplarıyla alınan kararları “İçtihat” veya “Fetva” açıklamasıyla “din âlimi” diye geçinenler, tarikatçılar veriyordu.

Böyle olunca da İmparatorluk Batı’da gerçekleştirilen modernleşmeye içi kof bir taklitçilik dışında ilgisiz ve yabancı kalarak kendi çöküşünü hazırlamış oldu. 

Bugün o akıl dışı, gerçek İslamla ilgisiz fetvalar sürüp gidiyor. 

Kuran’ın Maun suresi mealindeki “O, dul ve yetimi itip kakan... O yoksulu doyurmaya özendirmez... O, namazlarında, dualarında riyaya sapanlar. Gösteriş içindedirler” tanımı günümüzün devlet adamlığı zihniyetinin bir parçası değil mi? 

Eşsiz önderimizin Abbasi/ Emevi icadı “Yeni İslam”a eleştirisini dinsizlikle suçlayan fetvacılar şu sözlerini görmezden gelirler: 

“Türk milleti daha dindar olmalıdır. Yani bütün sadeliğiyle dindar olmalıdır. Bizim dinimiz milletimize aşağılık, miskin ve hor görülmeyi tavsiye etmez. Aksine Allah da Peygamber de insanların ve milletlerin yücelik ve şereflerini muhafaza etmelerini emreder” 

İşte bugün yaşanan sıkıntıların tarihsel kaynağı bu... 

***
EZOTERİZM öğretisine göre her varlık dünyaya bir hayat planıyla doğar. 

Kendi hakkında bir plan olduğunu bilmeden o plana göre yaşar. 

Ancak bazı varlıklar evrensel astral bir plan uyarınca içinde yaşadıkları toplumu, hatta insanlığı ileri aşamalara yükseltmekle yükümlü üst düzey özel görevlilerdir. 

Atatürk'ü düşünün...

Kat kat güçlü istilacı güçleri bozguna uğratmış, benliğini yitirmiş bir topluma ulus kimliği bilincini aşılamış, çöken bir enkaz üstüne Batılıların yüzyıllar içinde gerçekleştirebildiği dinde reform, Rönesans, Sanayi Devrimi ve Fransız Devrimi gibi dönüşümleri 15 yıl gibi kısa sürede gerçekleştirerek yepyeni ve modern bir devlet inşa etmiş... 

Var mı insanlık tarihinde bunun bir benzeri? 

***
TÜRK ulusunun astral rotasının üçüncü kavşak noktası bütün dünyayı kana bulayan İkinci Dünya Savaşı ve Demokrat Parti iktidarı dönemidir.

Atatürk’ün sonsuzluğa göçünden sonra İsmet Paşa devlet adamlığı hünerini kullanarak Türk toplumunu savaş felaketinden uzak tuttu. 

Ancak bunun ekonomik ve sosyal bedeli ağır oldu. 

Toplumda yükselen ve yaşanan sıkıntıları ifade eden “Bizi ekmeksiz bıraktın” şikâyetleri, buna karşılık İsmet Paşa’nın “Ama babasız bırakmadım...” yanıtı o günlerin çok özlü bir fotoğrafıdır. .

İnönü, savaşın siyasi, ekonomik yüküyle mücadele etmek zorunda kalmasaydı devrimleri en azından korumaya özen gösterir, daha sonra çok partili parlamenter demokrasiyi gerçekleştirdiği gibi devrimlerin sürdürülebilirliği sağlardı.

Ama öyle olmadı...

Demokrat Parti iktidarı Atatürk'ün devrimlerini, eserlerini birer birer yok etmeye başladı... 

Adına kader mi, astral plan mı ne denirse densin...

Eğer Atatürk'ü genç denecek yaşta kaybetmeseydik...

Ya da İnönü’den sonra ülke Adnan Menderes gibi iktidar hırsıyla her şeyi mubah gören burnu havalarda olan biri değil, Bülent Ecevit gibi Atatürk ilkelerinin yürekten savunucusu, dünyevi ihtiraslardan uzak, naif ve bilge bir kişilik tarafından yönetiliyor olsaydı bugün bambaşka bir Türkiye’de yaşıyor olabilirdik. 

Böyle olmayınca da bu süreç günümüzde ivmesini yükselterek sürüyor.

Hem de bakın; Atatürk'e ve dolayısıyla Türk varlığına alenen hakaret edilerek... 

“Yolumuzun üstünde ölü bir inek var ilerleyemiyoruz...” şeklindeki sözleriyle kastettiği yol, kuran hükümlerine uymayan yaşam tarzından da anlaşılacağı üzere, fetvacı Abbasi/Emevi İslamiyet’inin yolu olan Recep Tayyip Erdoğan ve ekibi tarafından “gaflet, delalet ve ihanet” aymazlığında sürüp gidiyor.

Türk ulusunun yolu, insanlık var oldukça yol göstericiliği ile yaşayacak olan ölümsüz önderin ışığıyla aydınlattığı yoldur.

Atatürk bütün insanlığa verdiği mesajları ile ışığı ile zamanın ötesine taşan bir ölümsüzdür.

Hiçbir karanlık güç onun aydınlattığı yolun rotasını değiştiremez. 

Buna tevessül edenler, adını, eserlerini unutturmaya çalışanlar sadece zamanın akışı içinde kaybolmaya mahkûm birer figürdür ve lanetlenerek unutulup giderler...

Şu sözleri hatırlarsınız; 

“Hayatımı Mustafa Kemal dinsizliği ile savaşa adayacağıma, Türkiye’yi bir din ve şeriat devleti haline getirmem için mücadele edeceğime, Kemal Paşa zamanında çıkarılan dinsiz kanunların tatbikini önleyeceğime, kısa zamanda ümmet esasına dayanan, şeriat devletinin kurulması için çalışacağıma; dinim, Allah'ım ve bütün mukaddesatım üzerine yemin ve kasem ederim.”

“Demokrasi tramvaya benzer, gideceği yere kadar gider yoluna devam edersin...”

Daha nice inciler!...

Bir başka kişinin bu sözlerin sahibi için “Tanrının bütün hususiyetlerini taşıyan lider” diye nitelemesi...

Hepsi eşyanın tabiatına, hayatın evrensel planına aykırı boş laflar... 

***

DEĞERLİ dostlar;

“Yolunda yürüyen bir yolcunun, yalnız ufku görmesi kâfi değildir. Muhakkak ufkun ötesini de görmesi ve bilmesi lazımdır” diyerek özel bir varlık olduğunun ipuçlarını veren Atatürk, naçizane olarak herkese okumasını önerdiğim Ergun Candan imzalı ve “Rüyalarımızdaki Atatürk” adlı kitapta açıkça görüldüğü üzere, mesajları ile düşüncelerimize girerek Türk ulusunu izlemeye, yol göstermeye devam ediyor. 

Gösterdiği yol, dünyayı aydınlatan ışığın yoludur. 

İnsanlık tarihinde çöküşler ve çöküşlerin dip yaptığı anda “Altın Çağ” denilen yükselişler olur. 

Karanlığın en koyu olduğu an, aydınlığın en yakın olduğu andır.

Yeniden yükselişe geçişin başlamak üzere olduğunun ipuçları görülmeye başladı bile...



Bu yazı 1354 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI