Bugun...

Yalman Özgüner
KÜLTÜR, DİN VE ARAP HAYRANLIĞI...
Tarih: 16-01-2021 16:54:00 Güncelleme: 16-01-2021 16:54:00


17. YÜZYILIN önemli düşünürlerinden John Locke’a göre insanın kişilik özelliğini yaşadığı deneyimleri belirler. “İnsan doğduğunda beyni boş bir levha gibidir, sonradan doldurur” diyen Locke bunu “Tabula rasa” metaforu ile açıklar.
Çağdaşı Thomas Hobbes ise insanın doğuştan kötü yaratıldığını, iyi ya da kötü bütün kişilik özelliklerini toplumdan aldığını söyler. Bunu söylerken “Homo homini Lupus” -insan insanın kurdudur- metaforunu kullanır
Fransız Jean Jacques Rousseau insanların doğuştan iyi yaratıldığı, uygarlığın, teknolojinin insan doğasını bozup ahlaken gerilettiği inancındadır. İnsanın, özgür iradesiyle oluşturulacak “Toplum Sözleşmesi” ile evrenin ve insanın sırrını çözeceğini, dünyanın daha yaşanabilir hale geleceğini söyler.
Her üç düşünür farklı tezleri savunsalar da görüşlerinin ortak paydası mutlak bir ahlak kavramı olmayıp, ahlak anlayışının göreceli olmasıdır.
Afrika’da bulunun fosiller üzerinde yapılan karbon analizlerine göre Homo Sapiens’in ortaya çıkışı yüz bin yıl öncesine dayanır.
Yüz bin yıl geçse de ahlak kavramındaki görecelilik hiç değişmedi.
Ahlak kavramının standartlarını içinde yaşanan kültür ortamı belirler.
Batı kültürü, Uzakdoğu kültürü gibi...
Sözgelişi Afrika’da İslamiyet’i seçmiş, kadınların göğsü açık gezdiği kabileler vardır. Bu ahlaksızlık olarak düşünülmez.
Cezayir, Libya, Mali ve Nijer arasında geniş bir alanda anaerkil düzende yaşayan Müslüman Tuareglerde kadınlar değil, erkekler peçe takar.
Sosyal Antropologlar kültürün kökenini araştırmak için ilkel kabilelerin yaşadığı beyaz insan ayağı değmemiş yerlere gittiler.
Amerikalı Sosyal Antropolog Margaret Mead Yeni Gine’de Arapeş, Çambuli ve Mundogumor kabilelerinde araştırmalar yapmıştı.
Aynı coğrafyada yaşamalarına rağmen, arazi yapısı ve beslenme türüne göre kültürleri farklı üç kabile...
Fiziki açıdan birbirlerinin aynı, ancak karakter yapıları farklı üç topluluk...
Çambuli kabilesi sanatkâr ruhlu insanlardır. Resim ve müzikle uğraşırlar. Yaşamlarındaki her şeyi merasimle yaparlar. Ailede en yaşlı kadın, evdeki kızın hangi erkekle evleneceğine karar verir. Seçilen erkeğin seçildiğinden haberi olmaz.
Kelle avcılığı yaşamlarında önemli yer tutar. Adam öldürmek için değil, kafatasını süs malzemesi olarak kullanmak için kafatası avcısıdırlar. Çocuklar ilk eğitimini babaları tarafından yakalanan bir çocuğu öldürmeye zorlanmak suretiyle alır.
Dağlık bölgede yaşayan sert mizaçlı Mundogumorlarda söz hakkı kadınlarındır. Savaş ve kelle avcılığı yaşamlarının en önemli parçasıdır.
Arapeşler tarım ve hayvancılıkla geçinirler. Her faaliyet imece usulüyle yapılır. Evli bir kadın başkasına kaçarsa suçlanan kişi buna zemin hazırladığı gerekçesiyle kocadır. Kadın da kaçtığı adam da suçlanmaz.
Arapeşlerde erkeklerin de kadınların da barışçıl karakterde olmalarına karşılık Mundugumor kadınları erkekleri gibi savaşçılık özelliği taşır.
Çambulide erkekler zamanlarını çalışmaya, kadınlar ise daha çok süslenmeye ayırırlar
Mead’e göre bu topluluklarda insan karakteri içinde yaşadığı kültüre ve anneden aldığı eğitime göre oluşur.
İstanbul Üniversitesinde Sosyal Antropoloji ve Etnoloji kürsüsünü kuran ve ilk öğrencilerinden biri olmak şansına erdiğim Prof. Charles William Hart’a göre “Çocuğun karakteri çiklet gibidir. Çeşitli kişiler tarafından çiğnenip balon gibi şişirilir. Nasıl üflenirse öyle şekil alır”
Bu söylem Hobbes’un “Homo homini Lupus metaforunun açılımı gibidir.
***
BÜTÜN dinler Ortadoğu’da ve ahlaki çöküntü yaşandığı dönemlerde doğdu.
Bu özellik sadece Sosyal bilimlerin incelediği kültür olayı ile açıklanamaz.
Zira bütün kutsal kitaplarda bu bölge halklarının Nuh Peygamberin üç oğlundan biri olan Sam’ın soyundan gelen Araplar, İbraniler, Aramiler, Süryanilerden oluşan Sami ırkından geldiği yazılıdır.
O zaman Etnoloji ve Teolojiye söz hakkı doğuyor demektir...
Dinler güzel ahlaka, akılcılığa davet eder, yaratılmış her şeyi sevmeyi, bilime önem vermeyi, yaratana saygı gösterisi olarak ibadet etmeyi emreder.
Oysa dinler tarih boyunca hem kendi aralarında hem de bilimle çatıştılar.
Bu da huzursuz toplumlar yaratıp, özgürlüklerin, uygarlığın gelişmesini zorlaştırdı.
Hristiyan dünyası Rönesans ve Dinde Reform ile nispeten bu badireyi atlattı.
İslam âlemi ise insan haklarında, çağdaşlaşmakta, bilimde, ekonomide bugün Batı’nın gerisinde...
İslamiyet’te ruhban sınıfı olmamasına karşılık din istismarcıları ve cahil din adamlarından oluşan bir sınıf yüzünden insanlar gerçek İslamiyet’i yaşayamıyor.
AKP iktidarında ülkemiz de bu kervana katılmış durumda.
Eğer George Washington Üniversitesi’nce hazırlanan 153 ülkeyi içeren “İslam Ülkeleri Ne Kadar İslam” araştırmasına göre 2018 verileriyle ilk 40 sırada İslam ülkesi yoksa ve Türkiye 95. sıradaysa...
Eğer Peygamber “Çin’de de olsa ilmi arayınız. Çünkü ilim öğrenmek her Müslümana farzdır” derken bir Profesör “okuma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor” dedikten sonra hemen YÖK üyeliğine atanarak ödüllendiriliyorsa...
Eğer Atatürk İslamiyet’i safsatalarından arındırdığı için din düşmanlığıyla suçlanıyorsa bunun başka açıklaması olamaz.
Mekkelilerin zulmünden ötürü Medine’ye hicret eden ilk üslümanlarla bugünkü Arapların din inancı ve ahlakları aynı mıdır sorusuna yanıt arayarak asıl konumuza girelim.
***
AKP iktidarı ülkemizde Arap hayranlığı başlattı.
Son beş yılda neredeyse tamamı Araplara olmak üzere 18 milyon metrekare toprağımız satıldı, altyapı tesislerimiz, üretim ve finansman kurumlarımız birer birer Arap sermayesinin eline geçti.
Her zaman Türk ulusunu sırtından vuran Araplara hayranlık Osmanlı’nın günümüze bir mirasıdır.
Saray ve çevresi Türklüğü “Etrak-ı bi idrak” -Aptal Türkler- diye aşağılarken, Arapları “Kavm-i necip” asil millet diye göklere çıkardı.
İslamiyet’in Arap toplumunda doğması Araplara asalet kazandırmak için değil, ahlaksızlık ve akıl dışılıktan kurtarmak içindi...
Sorumuza dönelim...
İlk Müslümanlarla bugünkü Araplar arasında nasıl ortak nitelik var?
Dün ağaçtan, taştan yaptıkları putlara tapanlarla bugün “kadın nedir” diye panel düzenleyip kendini dokuz ay karnında taşıyan anasına memeli hayvan diyen arasında fark yok.
İslamiyet’te yozlaşma önce peygamberin sözleri olduğu söylenen sahte hadislerle başladı.
İmamı Azam’a göre Peygamber dönemimde sayısı 17 olan hadis sayısı sahtelerinin katılmasıyla 1,5 milyona yükseldi. Oysa Peygamber “Benden Kur’an dışında hiçbir şey yazmayın. Kim benden Kur’an dışında bir şey yazmışsa imha etsin” demişti.
Kuranın bazı ayetlerinde kadın ve erkeğin yaratılışta eşit, görev üstlenmede farklı olduğu vurgulanır.
Nahl Suresi 97. ayet “Allah herkese yaptıkları iyiliklerin karşılığını en güzel şekilde verecektir: “Erkek olsun, kadın olsun, her kim inanmış olarak iyi fiiller gerçekleştirirse onu mutlaka güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle mutlaka veririz” der.
Nur Suresinin 31. ayetinin Türkçe mealinde kadınların başlarını örtmeleri istendiği öne sürülür. Oysa o ayette edep yeri anlamında “Ferç” sözcüğü geçer de Kuranın tamamında baş anlamında “Res” sözcüğüne rastlanmaz.
Başörtüsü emri Yahudi din adamlarının Musa peygamberin ölümünden 2 bin yıl sonra peygambere indirilen ama bilinmeyen vahiyler diye kutsallaştırılmış Talmud’da yazıldı. Oradan da Hristiyan azizi Yahudi dönmesi Saint Paul’un Katolik rahibelerin ibadet ederken başlarını örtmeleri emriyle Hristiyanlığa geçti.
Kuran ayetlerinin hiç değiştirilmediği öne sürülse de ilahiyatçı Cemil Kılıç “Kadını önceleyen bir din iken erkeğin lehine yorumlanarak, erkek egemen bir hale getirildi. Halkı önceleyen bir din iken iktidar sahipleri öne alındı” der.
Vakıa suresinin 12. - 22. Ayetlerinde geçen şu cümleciklere bakalım:
“Nimet cennetinde olanlara “kaynağından doldurulmuş testiler ibrikler ve kadehler... Beğendikleri meyveler canlarının çektiği kuş etleri... İri gözlü huriler saklı inciler gibi yaptıklarına karşılık olarak verilir.”
Amme (neb-e ) suresi.. “Takva sahipleri için bahçeler var, bağlar var, memeleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar var dopdolu kadehler var”
Arap hayranlığı bunun için mi yoksa?
Londra’daki Scotland Land’ın İslam ülkelerinde kullandığı ajanları ve İngiliz emperyalizminin yerli maşalarını yetiştiren Exeter Üniversitesi'nde eğitim alan eski Maliye bakanı Mehmet şimşek “Arap aslımıza dönmeliyiz” diyordu.
Ne demek Arap aslımıza dönmek?
Osmanlı sarayı ve çevresi önce Arabi ve Farisi kültürünün etkisiyle Anadolu’da yaşayan ulus kültüründen kopup kozmopolit bir yapıya dönüşerek çöküş dönemine girdi, çökerken de çareyi boş yere Batı taklitçiliğinde aradı.
Bugün AKP eliyle Arap hayranlığı hortlatılmaya çalışıyor.
Üstelik emperyalist dayatmalarla kültür erozyonu yaşanıyor.
Bu ulus kültürünü tehlikeye atmak demek...
Türkiye Cumhuriyeti Oğuz kültüründen gelenlerle, alt yapısı farklı etnisitede, farklı dinde olsa da Türklükle gurur duyanların ülkesidir.
Atatürk’ün dediği gibi “Bu ülke, tarihte Türk’tü, bugün de Türk’tür ve sonsuza dek Türk olarak yaşayacaktır”.


Bu yazı 2371 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI