Bugun...

Yalman Özgüner
NEYDİK NE OLDUK... NE OLACAĞIZ?..
Tarih: 03-08-2020 11:29:00 Güncelleme: 03-08-2020 11:29:00


SİYASET ortamının, ekonominin, etik değerlerin çöküşüyle toplumun anafora kapılmış gibi içinde sürüklendiği şu zaman dilimine bakın...
Ulus onurunun, özgürlüğünün simgesi olan ve uğruna milyonlarca şehidin kanlarını döktüğü bayrağımızın tuvaletlerde klozet kapağına örtü, yerlere kilim olarak kullanıldığı günlerde yaşıyoruz.
Önce şunu düşünelim
Hiç kimsenin başkalarının etnik kökenine dil uzatması haddi değildir ama Türkiye Cumhuriyetini yöneten kişi “Türk milliyetçiliğini ayaklar altına attım” diyorsa, Anayasadan Türk kimliğinin çıkarılmasından söz etmişse o zaman üstünde düşünmek gerekir.
Atatürk milliyetçiliği ulusun, yaşadığı ülkenin diline, kültürüne, tarihine, geleneklerine bağlılığı demektir. Atatürk milliyetçiliği kafatasçılık, ırkçılık değildir
Dini, ırkı ne olursa olsun Türküm diyen herkes bu ülkenin asli ve saygın vatandaşıdır.
Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk millet denir” sözlerinin üstüne kurulan temel işte budur.
Gelelim ana konuya...
Türklükle alakası olmayan, Cumhuriyet tarihiyle düşmanlık derecesinde kavgalı, ulus değerlerine yabancı, Gürcistan göçmeni bir Potamyalı vatan ve ulus hainlerini, kara cahilleri, soyguncuları, çıkarcı dönekleri, ortalığı örümcek ağı gibi saran irtica yuvalarını peşine katmış ülkeyi hallerden hallere sürüklüyor.
Ülkemiz ivmesi yükselen bir hızla kötü günlerden daha kötü günlere gidiyor.
***
BUGÜNLERE nerelerden geldik bir düşünün...
Özeti Hindistan bağımsızlık savaşının lideri Mahatma Gandhi’nin "Mustafa kemal, İngilizleri yeninceye kadar, tanrıyı İngiliz zannederdim” sözlerinin içeriğinde olan ezilmiş uluslara özgürlük mücadelesinin kazanabileceği inancını yerleştirip, zafer yollarını öğretmesiyle... .
Bütün dünyayı hayranlığa boğan devrimleriyle...
Hiçbir siyasi öndere, hiçbir kahramana nasip olmamış şekilde dünyanın dört bir köşesinde heykelleri dikilen, caddelere meydanlara adı verilen eşsiz Atatürk döneminden...
Dünyadaki emsalleri arasında en büyüklerinden olan tayyare fabrikalarında dönemin en son teknolojisiyle üretip, ürettiklerinin dışsatımını yapan...
Yine dünyada tarımsal üretim alanında kendi kendine yeten üç beş ülkeden biriyken komşularının kuru otuna bile muhtaç olan...
Sıradan bir Ortadoğu ülkesi haline dönüştüğümüz günlere geldik.
Özgür bir vatanda insanca yaşamamızı borçlu olduğumuz benzersiz Atatürk’ü “Yolumuzun üstündeki ölü inek” diye anan...
Devletimizin, demokrasimizin kurucuları Atatürk ve İnönü’yü “İki ayyaş” diye karalayan kişiyi baş tacı yapacak kadar vefa, akıl ve izandan uzaklaştığımız...
Köylünün “Memleketin efendisi” olarak andığımız günlerden “Ananı da al git lann...” diye aşağıladığı günlere geldik.
Türkiye’ye müstemleke muamelesi yapanlara Lozan’da görüşme salonunu dar eden İsmet Paşalı yıllardan...
Lozan’da kazanılmış haklarımız çiğnenerek, Yunanlıların burnumuzun dibindeki adalarımıza el koymasına gıkımızın çıkmadığı günlere geldik...
Kıbrıs’ta Rum mezalimine karşı her türlü tehdide boyun eğmeyerek Türklere, Türk yurdu olarak kurulan “Yavru Vatan”da özgürce yaşamanın yolunu açan...
ABD’nin afyon ekiminin yasaklanması dayatmasını “Kendi topraklarımızda ne ekip ne ekmeyeceğimize biz kendimiz karar veririz” diyerek suratlarına çarpan Bülent Ecevit’li günlerden...
Kısır ithal tohum kullanma zorlamasıyla tarım sektörünü bitiren yerli tohum kullanımının yasaklandığı günlere geldik...
***
ÜLKEMİZİN içine düşürüldüğü gaflet ve ihanet çemberinin çapını ölçmek için tek bir örnek dahi yeter de artar bile...
İlk plan taslağı Ortadoğu’da emperyalist yayılmaya hazırlık amacıyla ABD tarafından hazırlanan çılgın İstanbul Kanalı Projesi örneği...
Lozan anlaşmasının hükümleri ve tamamlayıcısı Montreux Boğazlar sözleşmesiyle Türkiye’nin Boğazlar üstündeki egemenliğinin güvence altına alındığı statüyü delecek olan...
Yanısıra açıklanmasıyla birlikte eş dost, arazi spekülatörleri, saray müteahhitleri ve petrol zengini Arapların üstüne üşüştüğü rant kapma projesi...
Bu projenin ruhunu anlamak için rant yaratma dışında bir başka paradigmadan da bakmak gerekir...
Dış siyaset ve askeri stratejisyenlerine göre Romanya ile ikili anlaşmaları olan ABD’nin Köstence’de bir deniz üssü kurması hali, kanalın Montreux Boğazlar Sözleşmesinin hükümlerini delmek amacıyla kullanılması, bu bağlamda Karadeniz’in Basra körfezi benzeri bir savaş ve çatışma ortamına dönüşerek bölge ülkelerinin güvenliği ortadan kaldıracak olması...
Gerçekten çılgın proje...
ABD’nin dünyaya egemen olma hırsını gördükçe akla “Gelecek nesiller acaba Karadeniz’den Hazar Denizine kanal açmak dayatmalarına maruz kalırlar mı” sorusu gelmez mi?
Öte yandan Atatürk düşmanlığıyla dünyanın en iyi üçüncü Havalimanı iken yıkılıp, yerine yapılan havaalanı arazisiyle birlikte entegre rant alanı yaratan...
Osmanlının çöküş dönemini hatırlatırcasına faizlerinin bile ödenmesinde zorluk çekilen borçlara yeni borçlar ekleyecek olan çılgın proje...
Çocuk kandırır gibi ticaret gemilerinin İstanbul boğazından daha kolay trafik koşullarında ve ücret ödemeden geçiş ayrıcalığı varken, para ödeyerek geçmeleriyle küsuratına kadar miktarı ilan edilen gelir beklentisi yalanı...
Ya, uzmanların, bilim insanlarının anlattıkça dillerinde tüy bırakmayan, bir kulaktan girip öteki kulaktan çıkan tehlike ve risk uyarıları...
Marmara Denizine Karadeniz’den gelecek ek su akımı Marmara Bölgesinde deprem riskini büyütecek...
Bütün Marmara Bölgesinin iklimi değişecek, eko sistemi bozulacak...
Doğa harikası Küçükçekmece Gölü sahip olduğu hayvan ve bitki habitatıyla birlikte haritadan silinecek...
Trakya coğrafyasının yüzde 52’sini oluşturan verimli tarım alanları kaybolup, yeraltı suları çekilecek, meralar, barajlar, yeşil alanlar, ormanlar, tarihi değeri olan kalıntılar yok olacak...
Balıkçılık ve tarımla uğraşanlar yerlerinden yurtlarından olacaklar...
Kanalın etrafında kurulacak yeni yerleşim alanları su sıkıntısı artacak olan İstanbul’un demografik yapısını da değiştireceği gibi yerel yönetimlere ek yükler bindirecek...
Yedi yıl sürecek inşaat çalışmaları sırasında yapılacak hafriyat kazılarında kullanılan araçlar İstanbul’un trafiğini allak bullak edecek...
Ömrü sadece yüz yıl olan ve geride bıraktığı tahribattan başka getirisi olmayacak olan böyle bir proje için onca zarara, tehlikeye katlanmak akıl kârı mı? .
***
YALNIZ bu kadarla kalsa iyi...
Laik cumhuriyetin kurucusu, özgür bir ülkede insanca yaşamamızı borçlu olduğumuz eşsiz önderimiz Atatürk’e vicdansızca, ahmakça, ahlaksızca yapılan saldırılar...
Kurup ulusa emanet ettiği kurum ve tesislerin yağmalanması...
Kurtuluş savaşında, cumhuriyetin kuruluşunda görev alan kahramanlara yapılan nankörlükler...
Türklüğü, ulusal değerleri aşağılamalar...
Küçük bir azınlık dışında toplumun tamamı açlık, yoksulluk sınırlarının altında yaşarken yoksulların nafakasından kesilenlerle yaşanan debdebeli saray saltanatı...
Katar katar makam arabaları...
Saray erkânının hizmetinde uçak filoları...
Anadolu’nun onbinlerce köyü okul beklerken cahil kitleleri Allah ile aldatmak için ihtiyaç olmayan yerlere kurulan devasa camiler...
Muhalefet liderini yolsuzluk belgelerini ortaya çıkardığı için tazminat ödemeye mahkûm eden köleleştirilmiş bir yargı sistemi...
Toplumun haber alma hakkına hizmet ettikleri için hapishanelerin yetmediği gazeteciler...
Meslek ahlakı ile bağlarını koparmış bir havuz medyası, satılık kalemler...
Kadın cinayetleri, çocuk tecavüzleri...
Tırmanan kara cehalet...
Eğitimsiz kitleleri bir yandan haktan, hukuktan, demokrasiden yanaymış gibi kandıran...
Bir yandan Allah ile aldatıp bütün dinlerin yasakladığı yalan, iftira, kul hakkı yeme gibi ne varsa yaşamlarının vazgeçilmezi yapanlar.
Nereden nereye geldik...
Ulusumuza dehasıyla altın çağını yaşatan ve “Eğer benim yaratılışımda fevkalade olan bir şey varsa, Türk olarak dünyaya gelmemdir” diyerek Türklüğü yücelten eşsiz önderimiz Atatürk döneminden...
Türklüğü “Etrakı bi idrak” diye aşağılayan Osmanlıya geri dönüp, “Odunu göstersem mebus seçtiririm” diyen Menderes dönemini yaşayarak, “Cumhurbaşkanımız Ay'a dört şeritli yol yapacağım dese inanacak seçmenimiz var” diyerek Türk ulusunun aşağılandığı günlere...
Birilerinin çok beğendikleri Osmanlı’nın bir tarihte yaşadığı fetret döneminin bir benzerine..
İktidarı muhalefeti ile yine Osmanlı İmparatorluğunun çöküşünü hızlandıran Kaht-ı Rical yani devlet adamı yokluğu dönemine…
Hak etmeseler de, kulak arkası etseler de yine uyarmak gerek:
Ülkeyi bu hale sokanlar tarih sayfalarında kara bir leke olarak anılacaklar.
***
UYUYANLAR, akıllarını başlarına toplayamayanlar var oldukça bu işin sonu nereye varacak dersiniz?
Ya Tanrı yeni bir Mustafa Kemal daha yaratıp Türk ulusuna ikinci bir armağan verecek...
Ya da bütün semavi dinlerin kutsal kitaplarında anlatılan aklı başından gitmiş, sapkınlıklara saplanıp kalmış Âd, Lût, Hud, Nuh kavimlerinin başlarına ne geldiyse o olacak.
Kısaca Kur’an’ın Yunus Suresindeki “Allah akıllarını kullanmayanları pisliğe mahkûm eder” ayeti ne diyorsa işte o olacak...
Bu ülkeyi yeniden kurmak, ulusu yeniden ayağa kaldırmak için verilen emeklere, dökülen onca şehit kanlarına yazık değil mi?


Bu yazı 3454 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI