Bugun...

Yalman Özgüner
ŞİMDİ VE BİR ZAMANLAR TÜRKİYE...
Tarih: 13-03-2018 15:13:00 Güncelleme: 13-03-2018 15:13:00


ÇAĞININ değerlerine yabancılaşarak, kendi sonunu hazırlayan Osmanlı’nın mirası üzerine saldıran emperyalistlere ve kökü hala kurutulmamış içerdeki hainlere karşı bütün dünyanın hayranlığını kazanan zaferin anlam ve değerini yeterince biliyor muyuz acaba?

O başarının, saltanat idaresini yıkıp yerine çağdaşlaşma, kalkınma ve ulus egemenliği temeline dayalı rejim kurularak taçlandırılmasının büyüleyici yanını görebilmek...

Avrupa’nın can çekişen “Hasta adam”ının yepyeni bir kimlikle dipdiri olarak ayağa kalkışını algılayabilmek...

...Ve sonra bütün bunların yaratıcısı, mühendisi, mimarı o eşsiz insanı, sonsuza kadar yol göstericimiz Atatürk’ü öğrenmek, anlamak, tanıyabilmek...

İşte bunları beceremedik.

Atatürk’ü tanımayı, beyinlerde ve yüreklerde içselleştirerek öğrenmeyi, öğretmeyi becerebilseydik eğer...

Devlete, ulusa kurulan hain tuzaklara, din istismarcısı sahte dindarlara...

Toplumun aydınlanması için kurulan Halkevlerinin kapatılması ihanetine...

İnsanları engelsizce sömürebilmek için “Üstüne bindiğim eşek akıllı olursa beni üstünden atar” diyerek Köy Enstitülerini kapattırıp, toplumun kasten cahil kalmasına neden olanlara meydanı boş bırakmasaydık eğer...

Cumhuriyetin ilk 15 yılında yaratılan mucizeyi, son 15 yılda belki yüzlerce yılda onarılamayacak şekilde tahrip edenlere fırsat vermezdik...

Cumhuriyetin ilk 15 yıllık zaman dilimi doğru gözlerle gözlenirse, son 15 yılda neler kaybedildiği daha iyi anlaşılır.

Son 15 yılda ulusu dincilik tuzağı ile manipüle ederek oluşturulan toplum mühendisliği senaryosunu inceden inceye bir düşünün.

Oyunun aktörlerini ve biri ötekinin sahteliğinin ispatı olan iki diplomaya sahip(!) “Esas oğlan”ını daha yakından tanımaya çalışın.

****

ATATÜRK’ÜN yolunu izleyen güzel insanlarımız da vardı oysa bizim...

Kimisinin değerini bilemedik, kimisini hainlere kurban verdik.

Şu ünlü sahte diplomanın ne işlerde kullanıldığını bir düşünün...

Sonra bunu kenara bırakıp, iki yıl Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde İngiliz Dili ve Edebiyatı, Sanskritçe, Bengalce ve Sanat Tarihi üzerine eğitim alıp bu dillerden Türkçemize çeviri eserler kazandıran...

Harvard Üniversitesi’nde sekiz ay Sosyal Psikoloji ve Ortadoğu Tarihi üzerine incelemeler yapan...

Kendisine Cumhurbaşkanlığı önerisi yapıldığında, Üniversite diploması olmadığı için bunu reddedince, yasa hükmünün değiştirilmesi teklifini de teşekkür ederek geri çeviren Türk siyaset ve kültür dünyasının bilge insanı Bülent Ecevit’i düşünün...

Sonra yüce önderimizin ulusa emanet ettiği Atatürk Orman Çiftliğinde binlerce ağacı tahrip edip, yasaları çiğneyerek kendisine 1500 odalı kaçak saray yaptıran...

Yetinmeyip, Marmaris Okluk Koyu’nda da 40 bin ağacı daha kestirerek yazlık saray inşa ettiren, “AKP tarihi” belgeselinin İmam Hatip eğitiminden devşirilmiş “başrol oyuncusu”nun kişilik yapısını düşünün.

Bir de, ressam annesinden kendisine miras kalan evi satarak parasını Gelibolu’da yanan ormanların yenilenmesi için bağışlayan...

Kıbrıs’ta Türklüğün varlığına, onuruna sahip çıkan, Türk siyaset ve kültür dünyasının erdem yüklü insanı Karaoğlan’ın kişilik yapısını irdeleyin.

Bir zamanlar karşılıklı saygı ve nezaket kurallarına sahne olan siyaset arenasının şimdi küfürlere, hakaretlere, hatta şiddete varan ortama nasıl ve kimin marifetiyle(!) dönüştüğünü düşünün bir de...

****

TÜRKİYE Cumhuriyeti kurulurken en büyük amaçlarından biri cehalet ile savaşmaktı.

Toplum katmanları üzerinden cehaletin psiko-sosyolojik analizi yapıldığında kitlelerin cehaletle savaşa nasıl yenik düştüğü görülür.

Atatürk’ten sonra gelen politikacıların büyük çoğunluğunun toplumsal aydınlanmaya duyarsızlıkları, hatta düşmanca yaklaşımları nedeniyle insanlarımız, okuma, öğrenme ve sorgulama reflekslerini, algılama enerjilerini yitirdiler.

Bunlar için ayıracakları zamanlarını Tv ekranları başında dedikodu magazini ve hiçbir zihinsel katkısı olmayan, hepsi birbirinin benzeri, vurdulu kırdılı, entrikalar üzerine kurgulu diziler izleyerek heba ediyorlar.

Tv’de dizi izlemeye ayrılan zaman ve dizi sektöründeki hızlı büyümenin yanısıra son 15 yılda yapılan siyasi seçimlerde partilere oy dağılım rakamları cehaletin aritmetiksel tanımıdır açıkça...

Yalnız büyük kitleler değil, Üniversiteler bile akademik kariyerli diplomalı cahillerle dolup taşıyor artık...

Google’u Abdülhamit Han icat etti” diyen Profesör mü?

Nuh Peygamber cep telefonu kullanıyordu” diyen öğretim üyesi mi?

Türk diye bir ırk yoktur” diyen Prof. unvanlı AKP yöneticisi mi?

Yoksa “Karımla yakalasam kıskanmayacağım tek erkek cumhurbaşkanımızdır; Allah onu başımızdan eksik etmesin” diyecek kadar ahlaki değerlerini yitiren profesör mü?

Hangi türünü ararsanız...

Yalnız onlar mı?

Akademisyen ilahiyatçılar arasında derin tarih bilgisini(!) sergileyenler, hiçbir dinde yeri olmayan akla, ahlaka uymayan fetvalar uyduranlar...

Atatürk döneminde genelev yapılan camiler vardı” diyerek kamuoyunu aydınlatan(!) İlahiyat Fakültesi profesörü...

O kadar kalsa neyse de...

Bütçeden bol kepçe ödenek alıpTelefon, faks, SMS ve internet ile eşlerin boşlanılabileceği” fetvasını veren Diyanet İşleri Başkanlığının akademisyen ilahiyatçıları var ki verdikleri fetvalar Türkiye Cumhuriyetinin son 15 yılda nerelere taşındığını göstermeye yeter de artar.

Ya, kimi diyanetçilerin dünyanın en ilkel, en inançsız kabilelerinde bile akla havsalaya sığmaz fetvalarını unutmak olası mı?

Neymiş; Dokuz yaşını bitirmiş kız çocukları evlenip hamile kalabilirlermiş...

Neymiş; Babanın öz kızına şehvet duyması haram değilmiş ve böyle durumlarda kızın annesi babaya haram olurmuş...

Bu tür sapıklıklara akademik titr yakıştırıyorsak eğer...

Ulusumuza, devletimize bilim alanında, kültür alanında nice hizmetleri bulunan ve bazıları artık sonsuzluğa göçmüş olan sözgelişi Ord. Prof Sıddık Sami Onar gibi, Prof. Tarık Zafer Tunaya gibi ve Prof. Türkan Akyol, Prof. Mümtaz Soysal, Prof. Türkan Şaylan, Prof. Mehmet Haberal, Prof. Aziz Sancar, Prof. Haluk Cillov, Prof. Gülten ve Haydar Kazgan’lar, Prof, Nusret Ekin, Prof. Erdoğan Teziç, Prof. Erol Manisalı, Prof. Nurettin Şazi Kösemihal, Prof. Özcan Köknel gibi ve daha nice bilim insanımıza saygısızlık değil mi bu?

Prof. Muammer Aksoy, Prof. Ahmet Taner Kışlalı, Doç. Bahriye Üçok, Prof. Cavit Orhan Tütengil, Doç. Necip Hablemitoğlu gibi hain saldırılarla hayatlarını kaybetmiş bilim insanlarımızın hatıraları rencide edilmiş olmaz mı o zaman?

Şimdinin Üniversite hocası diye geçinen ve onurlarını ayaklar altına almış saray yanaşmaları şurada burada makamlar icat edilerek baş tacı ediliyorlar.

Oysa geçmiş günlerin gerçek bilim insanları devlet kendilerine ne zaman ihtiyaç duysa koşa koşa gittiler ve görevlerini tamamladıktan sonra onurlarıyla Üniversitelerdeki asli vazifelerine geri döndüler.

Dinci çeteler yalnız bilim insanlarımızı değil, Uğur Mumcu, Abdi İpekçi, Turan Dursun, Çetin Emeç, Onat Kutlar, Ümit Kaftancıoğlu gibi kaç tane yurtsever aydınımızın, Atatürkçü uygarlık savaşçılarının hunharca canlarına kıydılar.

Yakın tarihimizin bu utanç verici tablosu yüce önderimiz Atatürk’ün işaret ettiği “Aklı hür vicdanı hür nesiller yetiştirme” hedefine, Kemalist aydınlanmaya, insanlık onuruna, insan akıl ve erdemine karşı bir kazan kaldırma kavgası, bir yok etme çabasıdır...

Cumhuriyet tarihinin son 15 yıllık belgeselinin başrol oyuncusu “Esas oğlan”ının “Dindar ve kindar genç yetiştirme” formülü, yüce önderimizin “En büyük savaş cehalet ile yapılan savaştır” diye gösterdiği hedefe ve laik cumhuriyete karşı çizdiği ancak başaramayacağı bir rövanş yolculuğunun rotasıdır...

 



Bu yazı 3713 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI