Bugun...

Yalman Özgüner
SON KULLANIM TARİHİ GEÇTİ...
Tarih: 02-01-2020 13:06:00 Güncelleme: 02-01-2020 13:06:00


AKP bölüne bölüne, enkaz haline dönüşüp, kuyruğuna takılanları da peşinden sürükleyerek mukadder akıbeti olan yok oluşa doğru sürükleniyor.

Bölünüp parçalanmanın psikozu... 

Ekonomik sorunların baş edilemez hale gelmesi... 

İktidardan düştüklerinde FETÖ’nün siyasi ayağının, yolsuzlukların, hukuksuzlukların yargıya taşınacağı korkusu...

Kitlelerin artık ülkeyi yönetemediklerini görmeye başlamasının yarattığı panik... 

Hepsi AKP’yi şuursuzluğa sürüklüyor. 

Ormanların yok olmasını, tarım alanlarının çölleşmesini, barajların tuzlanarak İstanbul’u susuzluğa mahkûm etmesini, fay hatlarında deprem riskinin artarak yüzbinlerce insanın hayatını kaybedebileceği olasılığını umursamayarak çılgın projeyi uygulamaya kalkışmaları şuursuzluğun bir ürünü... 

İktidardakiler devlet adamı niteliği taşısalardı, Avrupa’da sükse yapacağız diye Amerikan emperyalizminin dayatması olan kanal yapmaya, rant alanları yaratmaya kalkışacaklarına, ona harcanacak parayla İstanbul’da binaları depreme karşı korunaklı hale getirecek projeler üretirlerdi. 

***
ADALET ve Kalkınma Partisi adıyla siyaset sahnesine çıktılar. 

Adalet oldu adaletsizlik, hukuksuzluk…

Kalkınma dediler, gelir gelmez “Nereden Buldun Yasası”nı kaldırarak kalkınmadan kastettikleri şeyin sadece kendi kalkınmaları olduğunu gösterdiler.

AKP adından vazgeçip “alınları ak” çağrışımı için Ak Parti oldular.

Yolsuzlukları alınlarının “Kara” lekesi oldu. 

Siyasi partilerin varoluş nedeni ülke varlıklarının yağmalanarak, yandaşlarına peşkeş çekilmesi değil, toplumun refahını, huzurunu, can ve mal güvenliğini, ulusun çağdaş nimetlerden yararlanmasını sağlamaktır. 

Siyasetçiler bunları vaat ederek iktidara talip olurlar.

AKP bunların sözünü vererek iktidara geldiyse de hiçbir sözüne sadık kalmadı. 

3Y diye yoksulluk, yolsuzluk, yasaklarla mücadele sloganıyla geldiler...

Ne dedilerse tersini yaptılar. 

Karnesi ekonomiden adalete, demokrasiye, varana kadar hal ve gidişatta baştan aşağı kırıklarla dolu.

İktidar koltuğunda 17 yılı doldurdular...

Toplumun refahı için ürettikleri tek proje yok.

Yandaşlar, eş-dost takımı, saray müteahhitlerinden oluşan küçük bir zümre dışında büyük kitlenin yaşam standardı sürekli geriliyor.

Orta gelir grupları tarihe karıştı. 

İşçiler, köylüler, emekliler, esnaf ve asgari ücretle çalışanlar yoksulluk sınırını delerek açlık limitinin altına düştü… 

Yoksulluk, açlık insanları intiharlara zorluyor, yuvalar yıkılıyor.

Açlıktan kırılanlar çöp konteynırlarındaki yemek artıklarıyla karın doyurmaya çalışırken, Suriyeli asalaklar için 40 milyar dolar harcandığı açıklanıyor.

O para Suriyelilere mi yoksa Suriyeliler bahane edilerek başka yerlerde mi savruldu, bilmiyoruz.

İşsizlerin sayısı yükselmeye devam ediyor.

Ekonomik önlem diye açıklanan paketlerin her birinden yeni vergiler, yatırım diye yapılan faaliyetlerin her birinden yolsuzluklar fışkırıyor. 

İktidara yakın olmayı içine sindiremeyen sermaye eriyor.

Atatürk döneminin ekonomik kalkınmanın motoru olarak kurduğu kamu kurumları talan edile, edile tüketildi, daha önce ürettiklerini yurt dışına satan ülke artık borç harç yurt dışından satın alıyor. 

Devlet borçları rekorlara doymazken, ülke kaynakları savurganlıklara, saltanat özentisine, kurban ediliyor.

Saray üstüne saraylar, dizi, dizi makam arabaları, uçak filoları...

Avrupa'nın en önemli üç havalimanından biri olan Atatürk Havalimanını kapatıp büyük borçlara girip yapılan yeni havalimanı…

Devlet eliyle beslenip devlet yönetimine ortak edilen irtica yuvası tarikatlar, cemaatler...

Can, mal, ırz güvenliğinin kalkmasıyla birlikte tırmanan kadın cinayetleri, çocuk tecavüzleri...

Daha önce “Başkanlık rejimi Amerikan sisteminin bir dayatmasıdır” derken 2,5 milyon mühürsüz zarftan çıkan geçersiz oylarla “Başkanlık sistemi genlerimizde var” diyerek başkan olunduktan sonra Parlamenter Demokrasinin rafa kaldırılması... 

1877'de çıkarılan "Matbuat Nizamnâmesi" uyarınca “Hazreti Padişah’a dokunacak yazı yayınlayan gazeteler kapatılır” hükmünün uygulandığı “Meşrutiyet Basını”nın “Havuz Medyası” adıyla hortlaması... 

Bu tür olaylar herhangi bir demokrasi ülkesinde yaşansa iktidar ilk fırsatta alaşağı edilir, olayların sorumlusu siyasilerin politik yaşamı biterdi.

AKP iktidarı tarikatlara, cemaatlere, din istismarıyla beyinlerini yıkadığı cahil kitlelere sırtını dayayarak 17 yıldır ayakta duruyor.

Ne var ki artık açlıktan, yoksulluktan işsizlikten bunalan kitlelerin yükselmeye başlayan sesleri finalin yakın olduğunu gösteriyor. 

****
BU günlere nasıl gelindiğini görmek için geçmişe inelim;

ABD’nin Saddam’ı devirmek amacıyla Türk topraklarını kullanmasına izin vermediği için Bülent Ecevit’in başında bulunduğu koalisyon hükumetinin ABD projesi olarak devrildiği...

Emperyalist/Siyonist düzenin uygulamaya koyduğu projenin doğduğu günlere... 

Ortadoğu petrollerinin üstüne oturmak ve Büyük İsrail yaratmak için ayak bağı olmayacak, tersine hizmet edecek bir Türkiye isteniyordu.

Bunun ilk adımı da Kemalist ilkelerden koparıp "Yeni Osmanlı" düşleri yaratmak, yanısıra “Ilımlı İslam” ülkesi diye bir değişimi başlatmaktı. 

Böylece Türkiye’yi hem kontrol altında tutacaklar, hem de Kemalist temelden koparılıp besledikleri terör aracılığıyla karıştırarak kapitalist-emperyalist düzenin yarı sömürgesi haline getirilecekti.

İstenen şey tam olarak ülkemizin bugün yaşadığı kaos ortamıydı.

Bunun için bir taşeron gerekiyordu. 

Yine o günlerde çok kişinin tanımadığı yarı cahil, Atatürk ve Atatürk devrimleri karşıtı, Patrona Halil türü bir siyaset heveslisi ortaya çıkmış Türkiye’yi din ve şeriat devletine dönüştüreceğine yeminler kasemler ediyordu. 

ABD’nin Ankara büyükelçisi Musevi asıllı Abramowitz’in ve Türkiye’deki yine çoğu Musevi asıllı CIA ajanlarının tam aradığı kişiydi. 

ABD’deki Yahudi düşünce örgütlerinin de desteğiyle Türkiye'nin gelecekteki Başbakanlığına hazırladıkları o kişi muhtar bile olamayacakken hülle seçimle parlamentoya girdi. 

Yetmedi, Anayasa gereği Üniversite diploması olmadığı için cumhurbaşkanı olamayacakken devlet yönetiminin en üst kademesine kadar yükseldi. 

Kurtuluş Savaşı verilirken Atatürk’ün söküp attığı kimilerinin Amerikan mandası olmak isteği gerçekleşmiş gibiydi adeta...

AKP olayı işte budur...

***
KAYNAĞI ulusal olmayan, dış güçlerin beslemesiyle kurulan siyasi oluşumlar uzun ömürlü olamaz, er ya da geç ulusal ideallere toplumsal akla yenik düşüp tarihin derinliklerine gömülürler.

AKP’nin de kaçınılmaz kaderidir bu... 

Yıllardır devleti, ulusu soyanlar da...

Bilim insanlarının Kanal İstanbul’un deprem riskini büyütüp can güvenliğini tehlikeye attığı uyarılarını umursamadıklarını söyleyenler de geldikleri gibi gidecekler. 

Bugün AKP’nin ülkemiz için son kullanma tarihi nasıl geçmişse, Türkiye’ye yaptırım kararı alan, Ermeni Soykırım yalanını onaylayan, Erdoğan’ların servetinin kaynağını araştırmayı gündeme getiren AKP ve patronunun mucidi olan ABD için de geçmiştir. 

Artık ulusun üstüne çöken kara bulutların Atatürk güneşinin aydınlığında erimeye dağılmaya başladığı günlerin eşiğindeyiz. 

Siyasi görüş farklılıklarını kenara bırakıp Kuva’ı Milliye ruhunu yeniden ayağa kaldırdıkları ve bunu sonuna kadar sürdüreceklerini belirttikleri için CHP’ye de İYİ Parti’ye de ne kadar teşekkür etsek azdır. 

Yeni doğmakta olan ve “Çoban Ateşi” diye adlandırdığı hareketin önderi, duayen politikacı Rifat Serdaroğlu da yerlerinin CHP ve İYİ partinin yanı olacaklarını belirtiyor. 

Benzer şey 17 yıldır süregelen kaos ortamından kurtulmanın kaçınılmazlığını görebilen Saadet Partisi için de geçerli olacaktır mutlaka.. 

AKP’den kopan yeni partiler bugünlere o yapı içinde bilerek, bilmeyerek karıştıkları, tanık oldukları aymazlıklardan dersler çıkararak ve kendilerini test ederek gelmiş olmalılar...

Şimdi sıra ulusun onları test etmesinde...

Dengeleri etkileyebilecek olan HDP’lilere gelince, ne zaman teröre karşı olduklarını açıkça gösterir, Türk ulusunun bir parçası olarak yaşamaktan onur duyduklarını hissederler o zaman Türkiye’nin partisi olur ve bundan siyaseten en çok kendileri kazançlı çıkarlar. 

Yeni yıl yeni bir umuttur ve İkinci Kurtuluş Savaşı zaferinin umuduyla başladı zaten...

Bu ülke insanlık tarihinde bir benzeri gelmemiş eşsiz Atatürk'ün temellerini attığı Türk yurdudur, Arap ülkesi, şeriat ülkesi değil... 

Karışıklıklar çıkararak, kaoslar yaratarak laik demokrasiyi yıkmak isteyenler buna özenmesin. 

Aksi takdirde kendi felaketlerini hazırlarlar...

Türkiye Cumhuriyeti, İnsanlık var oldukça yaşayacaktır...

Herkese Atatürk ilkelerinin aydınlığının parlatacağı bir Türkiye’de yaşanacak güzel bir yıl ve yıllar dilerim.



Bu yazı 426 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI