Bugun...

Yalman Özgüner
SOYULACAK NE KALDI GERİDE?
Tarih: 06-01-2019 10:15:00 Güncelleme: 06-01-2019 10:15:00


TÜRK ekonomisi bugün Cumhuriyet tarihi boyunca eşine hiç rastlanmamış kötü bir yönetim örneği sergiliyor... 

Devletin üst kademelerinde görmemişliğin, savurganlığın dur durak bilmediği...

Kaynak kullanımında plansızlığın had safhaya ulaştığı...

İçinde yaşadığı kaçak sarayın devlete bir dakikalık maliyeti 1607 Lira olan Recep Bey’in maaşı yüzde 26 oranında artışla 59 bin Liradan 74 bin 500 Liraya çıkarken, asgari ücretlilerin, emeklilerin 6323 Lira olarak hesaplanan yoksulluk limitinin bile çok gerisinde açlıkla mücadele ettiği...  

Gelir dağılımı makası giderek açılırken işsizliğin rekor üstüne rekor kırdığı...

Kendine yeten sayılı ülkelerden biri iken saman bile ithal etmek zorunda kalındığı...

Özelleştirme adıyla kamu kurumları üzerinden adeta bilinçli şekilde ülke ekonomisini çökertme stratejisi uygulandığı bir dönemden geçiyoruz...

***

ERKEN Cumhuriyet döneminde onca yoksunluk ve yoksulluğa yanısıra Osmanlıdan kalan borçların1933’de yapılan Paris Anlaşmasına göre toplam 962 milyon altın frank olarak hesaplanarak, her yıl 700 bin altın liralık ödeme yükümlülüğüne rağmen hiç borçlanmadan yapılan altın yumurtlayan kamu kurumları “Sat, sat bitmiyor” diye birer birer yağmalandı.   

Dünyayı saran 1929 ekonomik bunalımı sürecinde bile eşsiz Atatürk’ün yarattığı ekonomi mucizesi sayesinde denkliği sağlanabilen bütçeler bugün borç faizlerinin yeni borçlar alınarak ödendiği yamalı bohçaya döndü...

Özelleştirme ihalelerinde kamu kurumları çoğu kez işlenmiş ürünleri, hammadde stokları, taşınmazları değerlendirilmeden, hurda fiyatına satıldı.

İhale kazandırılan saray müteahhitleri ceplerinden para çıkarmadan devletin kefaleti ile devlet bankalarından aldıkları kredilerle ödeme yaptılar...

Hatırlayalım Abdüllatif Şener Özelleştirme İdaresi Başkanlığından sorumlu Devlet Bakanı iken özelleştirme katakullilerine karşı çıktığı için sorumluk mevkiinden alınmış ve o da kurucusu olduğu AKP’den istifa etmişti.

Özelleştirilme ihalelerini kazanan para babaları maksimum karlılık hırsıyla istihdam daraltıp üretimi düşürdüler.

İşsizlik arttı, dışsatımlar düştü, dışalımlar yükselip maliye döviz kanamasına uğradı.

***

AKP’nin özelleştirme politikalarıyla kamu varlıklarının nasıl talan edildiğinin bir örneği olan Telekom özelleştirmesinin kısa öyküsünü hatırlayalım...

Yıl 2005... 

Akbank, Garanti Bankası ve İş Bankası yüzde 55 oranındaki Telekom hissesini 21 yıllığına kiralaması için Lübnanlı Hariri Ailesi’ne kredi veriyor.

Ne var ki özelleştirme öncesinde 11 milyar 850 milyon dolar değer biçilen Telekom’un 2005 yılında 7,6 milyar olan öz sermayesi, 2017 sonunda 4,5 milyara iniyor, 18 bin 500 kişi işten çıkarılıyor.

13 yılda 10 milyar dolar kazanan Hariri ailesi bankalara faizi hariç 4 milyar 750 milyon dolar olan borcunu ödemiyor ama 22 milyar liralık temettüyü kapıp götürüyor.

2005 yılında 811 Milyon lira olan vergi ödemesi 2017 yılında 342 Milyon liraya düşüyor

2017 yılı üçüncü çeyreği itibariyle Telekom’un toplam borcu 21 milyar 660 milyon lirayı buluyor.

Görülen o ki şirketin imtiyaz süresi dolduğunda Haririlerin Telekom piyangosunun bedelini ya krediyi veren bankalar ya da gariban halkımız ödeyecek.

Kamu mallarının yandaşlara peşkeş çekilişinin bir örneği olan SEKA’nın nasıl özelleştirildiğine bakalım bir de...

Başrolünde Hazine ve Maliye yönetiminin başındaki damadın ailesi Albayrakların olduğu, bugün basın ve yazılı yayıncılığı içinden çıkılamaz sorunlara sürükleyen SEKA ihalelerine...

1936’da kâğıt sanayiinde yatırım yapmak üzere kurulan ve 2005 yılında Sümer Holding ile birleştirilerek kapatılan SEKA tarafından kurulmuş olan Balıkesir ve Giresun’daki fabrikaların nasıl yağmalandığını hatırlayalım

198 milyon dolara mal olan Balıkesir fabrikası 2003 yılında sadece 1,1 milyon dolara Albayrak Turizm’e satıldı. Satış sonrası 287 personel işten çıkarıldı.

Satışa itiraz eden Danıştay’ın kararına rağmen Bakanlar Kurulu tesisi Albayrak ailesine bıraktı. Ancak Selüloz-İş Sendikasının açtığı davalarla uzun bir hukuk süreci yaşandı.

Tesis halen üretime kapalı... 

Albayrak ailesinin göz koyduğu bir başka tesis de Afyon’un Çay ilçesindeki SEKA fabrikası.  

24 milyon dolar biçilen tesis 2003 yılında üç milyon 100 bin dolara Albayrak grubuna satıldı. Tesiste bulunan malzemeler, makineler ve depodaki malların ederi bile bu rakamın üzerindeydi.  

Albayraklar SEKA’nın içini boşalttıktan sonra İbrahim Alimoğlu’na üç milyon 100 bin dolara sattı.

Bugün öyle bir fabrika yok artık... 

Makineleri Türkmenistan’a gitti. 

Giresun Seka Aksu Kâğıt Fabrikası ise 2003 yılında 5 milyon liraya Milda adlı şirkete satıldı.

Şirket kısa bir süre üretim yaptıktan 40 milyon lira borçlanıp fabrikayı kapattı. Özelleştirme İdaresi, sözleşme şartlarına göre tesisi geri almalıydı ama umursamadı.

Milda 2010 yılında 5 milyon liraya aldığı tesisin sadece makinelerini 11 milyon liraya hurdacıya sattı.

2013 yılında tesisin 684 dönümlük arazisi 68 milyon liraya TOKİ’ye devredildi. Böylece Milda beş milyon liraya aldığı Fabrikadan 79 milyon lira gelir elde etti.

***

ŞİMDİ akla şu sorular gelmez mi?

Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan özelleştirmelerin yüzde 90’ından fazlasını yapan iktidarın sözcülerinin açıklamasına göre 80 yılın birikiminin satışlarından elde edilen para 62 milyar dolar...

Peki, bu paralar nereye harcandı? 

Taşa toprağa yapılan verimsiz yatırımlar dışında dişe dokunur gelir sağlayıcı hiçbir yatırım var mı?

Yok... 

Diyeceksiniz ki terörle mücadele para yiyor.

Eğer Ortadoğu cehenneminde aklı başında politikalar izlenseydi ne bugünkü kadar vatan evladının kanı akar, ne de terörle mücadelenin faturası yükselirdi...

Yine diyebileceksiniz ki  “Ama köprüler, tüneller,  yollar yapıyorlar...”

AKP’nin yaptırdığı köprüler, tüneller dış borç kullanan şirketlere geçiş garantisi verilerek yaptırıldı.

Oysa Birinci ve İkinci Boğaz köprüleri bütçe gelirleriyle ve hiç borçlanmadan yapılmıştı. 

Birinci köprünün maliyeti 21,7 milyon dolar,  ikinci köprünün maliyeti 125 milyon dolar...

AKP’nin yap işlet modeli ile yaptırdığı köprünün maliyet ise üç milyar dolar.

SÖZCÜ yazarı Necati Doğru’nun vurguladığı gibi AKP’nin yaptığı köprü için ulusun cebinden çıkacak para ile Boğaz köprüsü gibi 143 köprü yapılabilirdi.

Son beş yılda TL, 10 liman, 81 santral, 40 işletme, 3 bin 483 taşınmaz, üç gemi ve 36 maden sahası satışından da 60 milyar dolar gelir elde edildi.

 

Bu rakamların özelleştirilen kurumların gerçek değerlerinin çok altında olduğu yadsınamaz bir gerçek.

 

Öte yandan yine resmi açıklamalara göre Suriyeli mülteciler için harcanan para kişi başına 10 bin 700 dolar olmak üzere 37,5 milyar dolarmış.

Böyle bir paranın harcanıp harcanmadığının kesin bilgisine sahip değiliz.

Kendi emeklisine, asgari ücretlisine,  köylüsüne eli sıkı davranan iktidarın böyle ödeme yaptığı doğru ise o zaman Suriyelileri beslemek için kaç fabrika satıldı acaba?

Artık sata sata satacak bir şey kalmadı

Yakın zamana kadar sarayın kapısında bekleşen zenginler Konkordato rüzgârlarından ürkmüş , ya da “sıra bize geliyor” gibi düşüncelere kapılmış olmalılar ki pırtıyı toplayıp birer birer yurt dışına kaçıyorlar...

Zamlar, vergiler zaten halktan alınabilecek bir şey bırakmadı

Evet, artık soyulacak ne kaldı geride?



Bu yazı 945 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI