Bugun...

Yalman Özgüner
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ADI KALDI YADİGÂR
Tarih: 25-09-2017 05:05:00 Güncelleme: 25-09-2017 05:05:00


DEVLETİMİZİN adı Türkiye Cumhuriyeti…
Ne var ki artık o isim sadece kâğıt üstünde…
Cumhuriyet yönetimi demek, demokratik düzen demek…
Demokrasi varsa cumhuriyet, cumhuriyet varsa demokrasi var demektir.
Yıllardır, seçimlerde sayım hileleri, rüşvet kolileri, din istismarı ile kör topal sürdürülen biçimsel bir demokrasi anlayışı sürüyor.
Referandum sürecinde toplumun demokrasiye katılımını tamamen yitirdiğini gördük.
TBMM’deki Başkanlık Makamı üzerindeki “Egemenlik Ulusundur” sözleri amacından kopmuş bir duvar yazısı olmaktan öte değer taşımıyor artık...
Çoğulculuğa dayalı parlamenter sistem, çoğunluğun egemen olduğu düzene dönüştürülerek demokrasi yara aldı.
Şöyle düşünenler mutlaka çıkacak:
“Ama  muhalefet sözcüleri TBMM’de kürsüye çıkıp konuşabiliyor.”
Tamam, öyle:
Konuşuyorlar da muhalefetin yasa önerilerinin, soru önergelerinin kaç tanesinin işleme konduğunu hatırlıyorsunuz?
Üstelik çok kez muhalefet kavga döğüş arasında susturulmak suretiyle demokrasinin yarası daha derinleşti…
Yavru muhalefetin lideri Bahçeli’nin, iktidarın tamir takımı haline gelmesi sayılmazsa, muhalefet demokrasi yönetimi paydaşlığından hiç nasip alamıyor.
İktidar kadroları ise uzaktan kumandalı parmak kaldırma-indirmeye programlanmış robotik sistem gibi…
Referandum oylaması ile o robotik sistem,  kumanda merkezi kaçak saray olan modüler yapıya dönüşüp demokrasinin çanına ot tıkandı…
Cumhuriyetin temelindeki değerler kadük oldu…
Her şey dine endekslendiğinden demokrasiyle birlikte laiklik de elden gitti…
İslamiyet adına dini duyarlılıklarla ilgisi olmayan bir İslamiyet anlayışı kökleşti…
Hurafelerin kutsallaştırıldığı bir din mantığı…
Bütün dinlerin yasakladığı etik dışı, akıl dışı, hukuk dışı sapkınlıkların mubah sayıldığı bir insanlık anlayışı…
Cumhuriyet bitti yerini Arap Emirliklerinkini, hanedan egemenliğini andıran aşiret düzeni aldı
Osmanlıcılık özentisi ve Arap hayranlığı ulus duyguları ve kültürünün önüne geçti.
Küme düşen Gülen takımının yerini Menzilciler aldı.
Ulusun başına dert olan milyonlarca Suriyeli AKP’nin yeni oy deposu haline getiriliyor.
***
İNSANLIK tarihinde benzerine rastlanmayan, her konuda dünyaya örnek olan eşsiz önder Atatürk’ün cumhuriyeti kurarken en büyük hedeflerinden biri Batı tarzı çok partili demokrasiyi hayata geçirmekti. 
Ancak yol uzun ve engellerle doluydu…
Cumhuriyet, demokrasi gibi kavramlar Batı kültürü ile yetişmiş küçük bir azınlık dışında altı asır boyunca saltanat idaresi altında biat kültürü ile yaşamaya alışmış büyük kitleler için bir anlam taşımıyordu…
Bu engeli aşarak toplumu demokrasi kültürü ile tanıştırmak gerekiyordu önce...
Başöğretmen Atatürk bu amaç doğrultusunda ulusa Cumhuriyet idaresinin ve demokrasi rejiminin ne olduğunu şöyle anlatıyordu: 
“Cumhuriyet, demokratik idarenin tam ve mükemmel bir ifadesidir. Bu rejim, halkın gelişimini ve yükselişini sağlayan, onlardan esirlik, soysuzluk, dalkavukluk hislerini uzaklaştıran bir yoldur…
Demokrasi ilkesinin en yeni ve akılcı uygulamasını sağlayan hükümet biçiminin cumhuriyet olduğunu söyleyen Atatürk şöyle devam ediyordu:
“Demokrasi esasına müstenit hükümetlerde, hâkimiyet, halka, halkın ekseriyetine aittir. Demokrasi prensibi, hâkimiyetin millete ait olduğunu, başka yerde olmayacağını iltizam eder. Bu suretle, demokrasi prensibi, siyasi kuvvetin, hâkimiyetin menşeine ve meşruiyetine temas etmektedir…”
Yakın silah arkadaşları hilafet ve saltanatın devamı için direnirlerken “Türk milletine doğru ve güzeli veriniz, anlatınız, muhakkak kucaklar” diye düşünen Atatürk yıllar önce kafasında tasarladığı Cumhuriyet idaresi tesisi için sadece Türk ulusuna güveniyor ve şöyle diyordu:
“Ben 1919 senesi Mayıs'ın içinde Samsun'a çıktığım gün elimde, maddi hiçbir kuvvet yoktu, Yalnız büyük Türk milletinin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevi bir kuvvet vardı. İşte ben bu kutsal kuvvete, bu Türk milletine güvenerek başladım...
Benim ilk şartım düşüncelerimin milletimin isteği olduğuna inanmamdır. Buna kesin olarak inanınca da kendime bunu gerçekleştirmek görevini veririm”
Yüce önder işte böyle yola koyuldu.
Cumhuriyet yönetimi artık işbaşındaydı ama hedefler bu kadar değildi…
Atatürk asıl hedefini şöyle açıklıyordu:
“Bugünkü manzaramız bir diktatorya manzarasıdır. Hâlbuki ben Cumhuriyet'i kendi menfaatim için yapmadım. Hepimiz faniyiz. Ben öldükten sonra arkamda kalacak müessese bir istibdat müessesesidir. Ben ise milletime miras olarak bir istibdat müessesesi bırakmak ve tarihe o suretle geçmek istemiyorum…
Bize bakan Batılılar, bu memleketteki idare tarzı parti diktatoryasıdır derler. Bizim Meclisimizde de iki parti olmalı, hükümeti denetleme sistemi kurulmalı ve medenî ülkelerin parlâmentolarına benzemeliyiz”
TBMM’deki gruplaşmalar sonucu 1924 yılında Terakkiperver Cumhuriyet Partisi’nin kurulmasıyla çok partili demokrasiye ilk adım atıldı. Ancak parti devrim karşıtlarının dolması ve Dersim isyanına arka çıkılması üzerine TBMM kararı ile kapatıldı. 
Atatürk TBMM’de gruplar arası tartışmalar sürerken “ Ben ölümlü bir insanım; ölmeden evvel isterim ki millet özgürlüğe alışsın. Bunun için bir muhalif parti kuruyorum ve bu işi Fethi Bey’den başka hiç kimseye teslim edemem. Bu hususta Fethi’ye gösterdiğim güveni başka bir kimseye gösteremem” diyerek, Okyar’dan yeni bir parti kurmasını isteyince 1930 yılında Serbest Cumhuriyet Partisi kuruldu.
TBMM’de muhalefetten rahatsız olanlara “Bırakınız karşımıza çıksınlar. Memleket işlerini münakaşa edelim” diyen Atatürk onlara şunları söylüyordu:
“Benim istediğim, sadece memleket işlerinin Büyük Millet Meclisi’nde açıkça tartışılmasıdır. Büyük Millet Meclisi’nde Türk milletinin gözü önünde açıkça konuşulamayacak hiçbir şey yoktur. İnsanların düşüncelerini açıklayabilmeleri ve başkalarının haklarına da saygı göstererek inandıkları gibi yaşamaları, ideal bir toplum düzeninin başlıca şartıdır Bu ise ancak hür ve demokratik bir sistem içinde gerçekleştirilebilir.”
Atatürk partiyi kurarken Fethi Okyar’a da şu güvenceyi veriyordu:
“Büyük Millet Meclisi’nde ve millet önünde millet işlerinin serbest münakaşası ve iyi niyet sahibi zatların ve fırkaların düşüncelerini ortaya koyarak milletin yüksek menfaatlerini aramaları, benim gençliğimden beri âşık ve taraftar olduğum bir sistemdir…
Memnuniyetle tekrar görüyorum ki laiklik esasında beraberiz. Zaten benim siyasi hayatta bir taraflı olarak daima aradığım ve arayacağım temel budur…
Cumhurbaşkanı bulunduğum müddetçe Cumhurbaşkanlığının bana verdiği yüksek ve kanuni vazifeleri hükümette olan ve olmayan fırkalara karşı adilane ve tarafsız ifa edeceğime ve laik cumhuriyet esası dâhilinde fırkanızın her nevi siyasi faaliyet ve cereyanlarının bir engele uğramayacağına emniyet edebilirsiniz efendim.”
Çok geçmeden bu partiye de devrim düşmanlarının doluşması üzerine bizzat Fethi Bey Serbest Cumhuriyet Partisini kapattı.
Atatürk bu eksikliği telafi amacıyla CHP içinde çoksesliliğe dayanan bir düzen oluşturdu.
Demokrasinin beşiği diye anılan Fransa, İtalya, İsviçre gibi ülkelerden önce Türk kadınlarına seçme seçilme hakkı tanındı. 8 Şubat 1935'de ilk seçimlere katılan kadınlar Mecliste 18 sandalye elde ettiler.
*****
YA ATATÜRK sonrası…
Gele gele bugünlere geldik…
“Ben arkamda istibdat Müessesi bırakmayacağım” diyerek kurduğu cumhuriyetin “İstibdat Müessesi ”ne dönüştürüldüğü ihanet günlerine…
Dindar ve Kindar genç yetiştirme günlerine…
Bu kindarlığın hedefi kimdir, nedir?
Adı unutturulmaya, eserleri yok edilmeye çalışılan…
Akla estikçe hakaretler edilen Atatürk’e…
Cumhuriyetin kurucularına, laik demokrasiye karşı tabii…
Bunun başka açıklaması var mı?
Türkiye’yi bu günlere saltanatlarını sürdürmek için toplumun cehaletini silah olarak kullanarak demokrasiyi budayan, budamayı sürdüren siyaset bezirgânları taşıdı.
Cehalete karşı savaş kazanılmadıkça İstibdat Müessesesini yıkmak mümkün olamayacak…
Bu kesin…
İkinci kurtuluş zaferi, ABD’li siyasetçi Alfred Smith’in  “Demokrasinin bütün hastalıkları daha fazla demokrasi ile tedavi edilir” dediği gibi Türk toplumunun gerçek demokrasiye kavuşmasını sağlayacak.   
Toplum kendi akıl ve bilincinin vesayetine sahip olduğunda, yüce önderinin şu uyarısı zihinlerden hiç çıkmayacaktır:
“Dünya’da her millet, icraatına tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine ortak sayılır.”
 



Bu yazı 206 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI