Bugun...

Yalman Özgüner
YASALAR VE YASAKLAR
Tarih: 01-11-2016 11:12:00 Güncelleme: 02-11-2016 14:11:00


BİREYLERİN hayatında mutluluk, mutsuzluk, öfke, kararlılık, kafa karışıklığı, kendi kendisiyle kavgalı olma ve benzeri duygusal süreçler toplumlarda da kollektif olarak yaşanır.
Bu nedenle sosyal bilimciler toplumları birer canlı organizma olarak düşünürler.
Öte yandan Bertrand Russel mutluluğun, sağlıklı bir yaşam, başkalarına muhtaç olmayacak kadar gelir getirecek bir iş sahibi olmak ve çevresi ile düzenli ilişkiler gibi faktörlere bağlı olduğunu söyler.
Toplumlar için de benzer şeyler geçerlidir.
Eğitim ve teknoloji birikimi yüksek, yoksulluk kriterlerini geride bırakmış, özgürce ve barış içinde yaşayan ulus toplumlar mutlu toplumlardır.
Toplumsal yaşamda bunların birlikteliği için olmazsa olmaz koşul demokrasidir.
Demokrasinin iyi işlemediği, faşizm gibi rejimlerde eşitlik, özgürlük, barış, huzur, ulus olma bilinci hep eksiktir. Sosyal yapı sağlıksızdır.
 Bireylerin mutluluğunda sağlık nasıl ki temel faktör ise, toplumların mutluluğunun ana ekseni de demokrasidir.
Demokrasisi sağlıksız toplumlarda yazılı yasalar olsa da bunlara pek uyulmaz.
Yönetenler yasalara uymak yerine, yasaklar koyma kolaycılığına kaçarlar. Yasakları bol bir toplum kargaşalar içinde yaşamaya mahkûmdur.
Türkiye AKP iktidarında çoğulculuğun değil, çoğunluğun, hatta tek adam hükmünün geçerli olduğu, kimileri için yasakları bol, kimileri için suçun suç sayılmadığı ve gerçek demokrasiye yabancı bir rejim ile yönetiliyor.
Yasalar yerine yasaklarla yönetilen toplumlarda yasalar ve demokrasinin töreleri çiğnenir. Er ya da geç kargaşa ve kaos dönemi başlar.
Bugün devletimizin en yüce makamında İmar Yasasını çiğneyerek yaptırdığı kaçak sarayda oturan kişinin, üniversite diplomasına sahip olduğu konusunda derin kuşkular var. Dolayısıyla gerçekten yoksa durumu yasa dışılıktır. O nedenle attığı bütün imzalar geçersiz sayılacak ve toplum bir başka kaosa doğru sürüklenecek demektir.
Şimdi de FETÖ terörü ile mücadele gerekçesiyle esasen muhalefetin etkinliğinin olmadığı TBBM’de yasalarla değil, çoğunluğu Anayasaya aykırı yasak hükmündeki Ohal Kararnameleri ile yönetilen “Yeni Türkiye” var…
Yasaklar sistemi iyi niyetlerle çözüm üretmek amacıyla uygulansa bile toplumda sağlıklı bir yapıya değil, her zaman yeni kargaşalara malzeme olmak riskini taşır.
 ***
TÜRKİYE Cumhuriyeti emperyalist güçlere karşı kurtuluş ve kuruluş mücadelesi verirken Osmanlı İmparatorluğunun artığı olan, her yönü ile hastalıklı bir yapıyı kucağında bulmuştu.
Hurafelerin esiri olarak çağdaşlaşmaya, bilimselciliğe, akılcılığa kapalı,  ezilen, sömürülen, ümmetçilik baskısı ile ulus bilincini yitirmiş bir toplum…
Kurtuluş Savaşına bile karşı çıkan ve tohumları günümüze kadar gelen soysuz bir ekâbir takımının yükünü taşıyan bir toplum…
İşte Türkün sonsuza kadar önderi Atatürk’ün dehasının eseri olan ve dünyadaki benzer toplumların model aldığı Kemalist devrim ile toplumdaki bu hastalık arazlarına birer birer teşhis koyularak büyük başarılara imzalar atıldı. 
Atatürk’ün bazı yakın silah arkadaşlarının bile hilafetin ve saltanatın devamı için sürdürdükleri karşı direnişlere rağmen, modern bir devlet ve çağdaş kurumlar kuruldu…Yitirilmiş ulus bilinci ve ulusal onur hızla yükseldi…
 “Avrupa’nın Hasta Adamı” yerini dünyada saygı gören Türkiye Cumhuriyetine bıraktı…
***
ATATÜRK’ün en büyük özlemlerinden biri Batılı tarzda bir demokrasi sistemine geçilmesiydi.
 Toplumun, demokrasiye hazır olup olmadığını anlamak için denemeler yaparak çok partili hayata geçmek istemişti. “Hürriyet olmayan bir memlekette ölüm ve yok oluş vardır, her gelişmenin ve kurtuluşun anası hürriyettir” diyen büyük önder demokrasi tutkusunu şöyle dile getiriyordu...
“İdare ve hâkimiyet millet'in tümüne aittir ve ait olmalıdır. Demokrasi prensibi milli hâkimiyet şekline dönüşmüştür. Demokrasi esasına müstenit hükümetlerde hâkimiyet halka, halkın çoğunluğuna aittir.”
TBMM’de her fikrin tartışılmasına önem veren Atatürk tek partili dönemde o günkü adı "Halk Fırkası" olan CHP’yi çok sesli bir yapı olarak kurmuştu.
Büyük önderin teşviki ile önce, kafalarında saltanat ve hilafetle ilgili ikircelikten kurtulamamış olan Kâzım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele ile Adnan Adıvar 17 Kasımda Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasını kurdular. Amasya Tamimi ile Kurtuluş Savaşı’nı başlatan kadronun Mustafa Kemal Paşa ve İsmet Paşa dışında tüm üyeleri, kurucular arasında yer almıştı.
 Genç Cumhuriyet altyapı devrimlerinde kısa sürede başarıya ulaşsa da zihniyet değişikliği gerektiren üstyapı devrimlerinin başarılı olması için daha fazla zamana ihtiyaç vardı.
Atatürk, devrimler ve gelecek üzerine kendisiyle söyleşi yapan bir yabancı gazeteciye “15 yıla daha ihtiyacım var” diyordu ama Türk ulusu bu söyleşiden 15 ay bile geçmeden büyük kurtarıcısını kaybetti.
Eğer Tanrı o 15 yılı çok görmeseydi Türkiye bugün kuşkusuz başka bir Türkiye olurdu.
Kuruluşu ile birlikte devrim karşıtlarının kuşatmasına uğrayan TCF dini duyguların propaganda olarak kullanıldığı Şeyh Sait isyanının ardından 5 Haziran 1925’de Takrir-i Sükûn Yasası’na dayanılarak kapatıldı.
İkinci deneme 12 Ağustos 1930 tarihinde Atatürk’ün önerisi üzerine Fethi Okyar tarafından kurulan" Serbest Cumhuriyet Fırkası" oldu.
Partide CHP içinde İsmet Paşa’ya karşı olan partililerle cumhuriyete ve devrimlere karşı olan kitleler yer aldı. Bunlara, medrese, tekke ve zaviyeleri kapananların da eklenip tehditkâr bir akım halini alması üzerine Fethi Okyar 17 Kasım 1930' da partinin feshedildiğini açıkladı.
Atatürk’ün bu konuda “Emirle yapıyı değiştirebilirsiniz ama kafaların içindeki sarıkları hemen çıkaramazsınız” diye bir yorumu vardı.
***
ATATÜRK’ ün sonsuza göçünden sonra İsmet Paşa 14 Mayıs 1950’de seçim sonucu iktidarı Demokrat Partiye devrederken, “En büyük mağlubiyetim en büyük zaferimdir” diyerek büyük önderimizin demokrasi tutkularını aynen taşıdığını gösteriyordu.
 Başbakan Adnan Menderes’in iktidar yıllarında uyguladığı yönetim şekli bugün kimilerinin “Demokrasi kahramanı” diye yaptığı yakıştırmayı kesinlikle hak etmediğini gösterir. Muhalefetsiz bir demokrasi isteyen Menderes, din istismarcılığı ile laik cumhuriyete, devrimlere yabancılaşarak,  “Odunu göstersem mebus seçtiririm” söylemiyle demokrasi kültürü ve geleneklerini hiçe sayarak on yıl diktatör gibi ülkeyi yönetti.
Sonrası ve bugünlere nasıl gelindiği bilinen şeyler…
Demokrasinin yasalarının yerini despotizmin yasakları aldı…
Demokraside bırakın mehter adımlarını, bir adım ileri, iki adım geri yürüyüşüyle Osmanlıyı hortlatma sevdasına çakıldık kaldık…
Bugün ne devrim kaldı, ne hukuk, ne çağdaş değerler…
Varsa Osmanlı, yoksa Osmanlı…
 AKP iktidarı Atatürk'ü,  Cumhuriyetin kazanımlarını toplum hafızasından silmeye çalışırken, 33 yıl ülkeyi korku ve yasaklarla yöneten, Mebusan Meclisini kapatan, özgürlük savaşçılarını öldürten, zindanlarda çürüten 2. Abdülhamit’e vefa borcu(!) ödeme yarışında…
Söylenecek tek bir şey var;
Osmanlı zaten hasta adamdı… O çoktan öldü gitti…
 Artık insanlık var oldukça yaşayacak olan Atatürk ilkeleri ve bütün dünyada Atatürk sevgisi var.
İstediğiniz kadar çırpının, yasaklar koymaya devam edin bu gerçeği asla değiştiremezsiniz…



Bu yazı 3247 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI