Bugun...

Cahit ÇATALOĞLU
KURŞUN ADRES SORMAZ
Tarih: 02-06-2021 09:47:00 Güncelleme: 02-06-2021 09:47:00



Bu olay, hayatın acı-tatlı sürprizlerle dolu olduğunun tipik bir örneğidir.
Olay günü 1 Haziran 1988.
Yer Ankara.
Kahramanımızın adı Niyazi Adıgüzel.
İstanbul Ticaret Odası'nın kudretli başkanıydı.
Başbakan Turgut Özal'ın sevdiği hatta çekindiği gözüpek bir adamdı.
Milliyetçi kesimde onu tanımayan yoktu.
Çok uzun yıllar Dokumacılar Birliği Başkanlığı yapmış ve teşkilatlanma konusunda adeta Profesör olmuştu.
İstanbul Belediye Başkanı Bedrettin Dalan ve dönemin ANAP bakanlarından Tınaz Titiz'in lise çağlarından ayrılmaz arkadaşıydı.
Nuh Kuşçulu'yu devirerek İstanbul Ticaret Odası Başkanı olmuştu.
Yanında iki büyük yardımcısı Yalım Erez ve Hadi Türkmen başta olmak üzere çok güçlü, her biri efsane isimlerden Yönetim Kurulu oluşturmuştu.
TOBB Camiasına ağırlığını koymuştu.
Çevresinde hem seviliyor, hem korkuluyor, hem de acayip özgüven aşılıyordu.
Bu duruşuyla büyük bir siyasi partinin genel başkanlığına doğal lider adayı olarak görülüyordu.
Anadolu kaplanları ona danışmadan adeta adım atmıyorlardı.
İstanbul'da görevli önemli Başkonsoloslar onunla başbaşa görüşebilmek için kuyruğa giriyor ama kimselere kolayca randevu vermiyordu.
Ceketinin sol cebinde Adnan Menderes'in ünlü turkuaz tespihini taşır, sinirlendiği zaman etrafındakilere "Gavat" lafını çok sık kullanırdı.
O dönemde Milliyet Gazetesi ekonomi muhabiriydim ve hem görevim hem de İTO camiasının ağır toplarıyla olan yakınlığım nedeniyle çok samimi ilişkim vardı.
Bu yakınlık özel hayatımıza da sıçramış ve adeta sırdaş kanka olmuştuk.
***********************
TOBB Genel Kurulları o dönemlerde her yıl Mayıs ayı sonunda Ankara'da yapılır ve yaklaşık bir hafta Türk iş dünyasının kalbi orada atardı.
Siyaset ve ekonomi ağırlıklı sohbetler bazen sabahlara kadar sürer, bütün siyasi partiler çok koldan havayı ve kulisleri koklamaya çalışırdı.
Niyazi Adıgüzel önce TOBB Başkanı seçilecek ardından Türkiye'yi yönetecek bir siyasi hareketin başına geçecekti.
Ankara'nın o yıllarda en gözde oteli olan Büyük Ankara Oteli'nde konaklıyorduk.
Toplantılar bittiği için çok kişi gibi ben de Cumartesi sabahı otelden ayrıldım.
O hafta içinde o yıllarda sadece turistlerin gruplar halinde "Türk Gecesi görmek için" geldiği İstanbul Galata Kulesi'nde Adıgüzel ile birlikte rakı içmeyi kararlaştırmıştık.
Pazartesi günü dışarda bir toplantıyı izledikten sonra öğlen saatlerinde Milliyet'in Nuruosmaniye'deki binasına döndüm. Giriş katındaki Reklam Servisi Müdürü Ergin İnal acı haberi verdi.
Akşamüstü İTO yönetiminden Mecit Bahçıvan abim ile birlikte Ankara'ya uçtum ve otelde İTO'nun diğer yöneticileriyle buluşarak birlikte o yıllarda Ankara Emniyet Müdürü olan Mehmet Ağar'ın makamına gittik.
Herkes şoktaydı, olay tam bir sır perdesi içindeydi.
****************
1 Haziran 1988 Pazartesi günü.
Türkiye Gazetesi Ankara Büro yetkilisi Mevlüt Işık söyleşi yapmak ve eski dostuyla hasret gidermek için randevu istemiş, Niyazi Adıgüzel saat 11.00 de otel lobisinde randevu vermişti.
Bir diğer görüşmek isteyen kişi ise mimar Davut Çelik idi.
Her üçü, otel girişinin sağ tarafında bulunan yuvarlak oturma grubuna yerleşti ve sohbete başladılar.
O sırada Yalım Erez birkaç metre ilerde sigarasını içiyordu.
Yanından hızla geçen genç birisi aynı anda silahına sarıldı ve önce Niyazi Adıgüzel'e ardından Mevlüt Işık ile Davut Çelik'e rastgele ateş saçtı.
Bu kişi Avukat Kürşat Özkan idi.
Her üçünü de kanlar içinde yere serdikten sonra aynı salonun dibine koştu ve tabancanın namlusunu kafasına dayayarak son kurşunu kendine sıktı.
Büyük Ankara Oteli'nin lobisi birkaç dakika içinde üç cinayet ve bir intihara sahne olmuştu.
****************************
Bu olay çok yönlü araştırıldı.
Başta Mehmet Ağar olmak üzere ünlü polis şefleri olayın her tarafını didiklediler.
Çok dedikodu ve senaryolar üretildi.
MHP'nin yurt dışından topladığı yardım paralarından, mafya hesaplaşmasından, Özal'ın komplosundan, dış güçlerin infazına kadar, ayakları yere sağlam basan onlarca senaryo üretildi.
Ancak hiçbiri doğrulanmadı.
Türk polisinin karşılaştığı çok ender olaylardan biri olan Adıgüzel dosyası bugün bile gizemini korumaktadır.
Olayda can veren dört kişi birbirini tanımaktadır.
Kimse kimsenin düşmanı, kan davalısı veya alacaklısı değildir.
Katil bir avukattır ve üç kişiye kurşun sıktıktan sonra geride hiç bir not, bilgi, kanıt bırakmadan son kurşunu kendine sıkmıştır.
Benzer olay dünya kriminoloji tarihinde çok ender görülür, polis akademilerinde ders olarak okutulacak niteliktedir.
***************
Adıgüzel'in cenazesini alıp İstanbul'a döndük.
Ertesi gün İstanbul trafiği cenaze nedeniyle kilitlenmişti.
Fatih Camii'nde olağanüstü kalabalık bir cemaatle öğlen namazı kılındıktan sonra O'nun naaşını dedem, babam, amcam, halam başta olmak üzere birçok yakınımın ebedi istirahatde bulunduğu Edirnekapı Sakızağacı Şehitliği'nde toprağa verdik.
Nereden nereye?..
Türkiye'nin kaderine oynayacak genç bir işadamı, samimi arkadaşım, sırdaşım, dostum, ağabeyim beklenmedik, umulmadık bir zamanda kara toprağa düştü.
Dünya ve yaşam bu işte..
Hiç kimse yapay kudretine güvenerek kendisini bulutlar üzerinde hissetmesin.
Üç kuruşluk kör kurşunun "El Fatiha" dedirtmesi herkes için büyük olası.
 



Bu yazı 63 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI