Bugun...

Cahit ÇATALOĞLU
TÜRKİYE'DE BİR ZAMANLAR ADALET VARDI
Tarih: 16-01-2022 22:23:00 Güncelleme: 16-01-2022 22:23:00


Türkiye'de her türlü soygun, yolsuzluk ve cinayet olur, bazı zanlılar ya serbest kalır ya da hafif cezalarla paçayı kurtarırlar.
Elbette hukuk çerçevesinde.
Sorarsan her şey yasaldır.. Kılıfına uydurulmuştur.
Adalet varlığını hissettirmiş midir?
Kamuoyu vicdanı huzurlu mudur?
İşte orası kocaman bir soru işaretidir.
Türkiye bir hukuk devleti olacağına adaletin saat gibi işlediği bir ülke olsaydı keşke.
Hukuk, sonuçta yasalar demeti.
Bugün suç sayılan bir eylem hükümetin yarın çıkaracağı bir yasayla suç olmaktan çıkıverir.
Hukuk, siyasi iradenin kontrolunda eğilir, bükülür, farklı şekillere girebilir ama adalet ilahi güç gibidir.. Kaya gibi dik durur.
*****************
Türkiye'de bir zamanlar adalet vardı.
Hem de 1980 darbesinden önce.
Tarih 18 Ekim 1979
İlkokul öğretmeni Muazzez Paçacı otomobilini İstanbul Pangaltı'da bir sokağa, tanıdığı manavın önüne park etti ve birkaç dakika yürüyerek ana caddedeki dişçisine gitti.
Diş hekimi Füreyd Dosdoğru ile saat 17.00'de randevusu vardı.
Bekar olan Muazzez hanım diş hekimi Füreyd'in Maçka İlkokulu'nda okuyan kızının öğretmeniydi.
Dişçi Füreyd eşi Nalan'dan yeni boşanmış ve bir süredir Muazzez hanımla yakınlık kurmuştu.
Sosyete dişçisi olarak ünlenen Füreyd'in babası Siret Dosdoğru'da diş hekimiydi ve ulu önder Atatürk'ün dişçisi olarak tanınmıştı.
Boğaz'da Vaniköy'de yalıda oturan Füreyd varlıklı, kültürlü ve aristokrat bir ailenin bireyi, cemiyet hayatının tanınmış kişisi ve kadınların ilgisini çekebilen neşeli bir insandı.
Amerika'da kendi dalında 5 yıl ihtisas yapmıştı.
Gençliğinde kürek sporcusuydu.
Deniz sporlarına ilgisi vardı ve iyi bir dalgıçtı.
O günlerde 50 yaşına yeni basmıştı.
*****************************
Muazzez hanım hem dolgu yaptırmak hem de son günlerde kendisine mesafeli davranan sevgilisiyle arasını düzeltmek için sekreter Semra A'dan akşamın son randevusunu rica etmişti.
Bekleme salonunda oturmadan dişçinin odasına girdi.
Hasta ve doktorun ilişkisini bilen ve onları yalnız bırakmak isteyen sekreter, havanın da erken karardığını gerekçe göstererek izin istedi, ayrıldı.
Muazzez hanımı canlı gören son kişi sekreter Semra olacaktı.
*******************
Muazzez hanım o akşam adeta buhar oldu, havaya karıştı.
Türk polis ve adliye tarihine geçen, kimileri tarafından halen anımsanan esrarengiz olay böyle başladı.
Emniyet 2. Şube (Asayiş Şubesi) 1'nci Kısım (Cinayet Masası) dedektiflerinin çözemediği çok ender olaydan biri olarak beyinlere kazındı.
O dönemde kısımda çalışan en tecrübesiz, çaylak sayılabilecek polis bile en az 10 yıllık deneyimi olan, yüzlerce cinayet dosyası didiklemiş dedektif idi.
Kesik bir kadın kolundan soruşturmaya başlayarak iki hafta içinde cinayeti aydınlatıp katilini yakalayan bu dedektiflerdi.
Türkiye'de hükümetler değişir, İçişleri Bakanları değişir, Valiler değişir, Emniyet Müdürleri değişir ama görevlerini titiz şekilde yürüten Cinayet Masası'nın liyakatlı ve deneyimli dedektifleri değişmezdi.
Tanıdığımız, bildiğimiz, bazıları yakın arkadaşımız olan teşkilatın göz bebeği acar polislerdi onlar.
Olay yerine geldiklerinde yerde yatan maktulün ölüm lekeleri olan kan pıhtılarını gözle kontrol ettiklerinde kaç saat önce ve nasıl öldürüldüğünü anında çözen uzman polisler.
Polis dilinde adeta "Ceseti bile sorgulayan" polisler bu olayda meslek hayatlarının bir "İlk"ini yaşadılar.
Elleri kolları bağlandı, çaresiz kaldılar.
***********************
O yıllarda Mobese ve özel güvenlik kamera sistemi yok.
Cinayet dosyası; olay yeri inceleme, kanıtlar, tanık ifadeleri, detay ipuçları, zanlı ifadesi, ceset üzerinde adli tıp raporu ve zanlıya olay yeri tatbikatıyla dolu dolu dosya olarak ağır ceza hakiminin önüne geliyor.
Bu olayda ise en başta maktul yok.
Ceset yoksa cinayet yok demektir.
Cinayet yoksa elbette katil de yoktur.
Cinayet diyorsak mutlaka delil de vardır ama nedir?..
Bu olayda tek bir ipucu yok, kanıt yok.
Varsa bile bulunamıyor.
Oysa dünya kriminolojisinde "Suç işleyen herkes kanıt bırakır.." teorisi var.
Bu olayda teori çürüyor. Zira kanıt veya ipucu sayılabilecek tek bir madde bulunamıyor.
Bu olayda son tanık; Sekreter Semra ancak onun ifadesi de fazla bir anlam taşımıyor.
Olay yeri incelemesi tertemiz.
Muazzez hanımın otomobili park ettiği yerde değil, evinin sokağında. Otomobilin parmak izi incelemesi tertemiz.
Muazzez hanımın ev incelemesi tertemiz. Kapıda zorlama yok.
Muazzez hanım ya kaçırıldı, ya intihar etti veya son görüldüğü yerde öldürüldü.
Muazzez hanımın aile, akraba, dost, arkadaş, çalışma arkadaşları, öğrencilerinin velileri, kuaförü, marketi, alışveriş ettiği dükkanlar, hatta benzin aldığı akaryakıt istasyonu ile oto tamircisi bile ziyaret edilip ayrıntılı bilgi toplanıyor.
Bu da yetmiyor.
Öğrencilik yıllarından başlayarak bütün özel hayatı didik didik taranıyor.
Tek bir şüpheli şahıs veya kuşku uyandıracak konuya rastlanmıyor.
Muazzez hanımın borç-alacak ilişkisi yok, miras veya servet paylaşımı yok, piyangodan yüklü bir ikramiye çıkmamış, hak sahibi mirasçısı yok, düşmanı veya husumet halinde olduğu insan yok, kan davası yok, gizli bir ilişkisi hatta siyasi parti üyeliği bile yok.
Kaçırılması veya öldürülmesi için tek bir neden yok.
Kendi ayakları üzerinde durabilen, kültürlü, çevresinde saygı gören, güzel, bakımlı, hayat dolu, duygusal ve geleceğe yönelik umutları olan yetişkin bir kişi. İntihar etmesi için de tek bir neden yok.
Dedektifler dişçi Füreyd'in boşandığı eşini bile acaba bir intikam işi var mıdır diye izlediler. Sonuç yine tertemiz.
Tek zanlı diş hekimi Füreyd.
İfadesinde ".. bana geldi, dişinin dolgusunu yaptım, biraz oturup sohbet ettik, sonra ayrıldı.." diyor ve başkaca bilgisi olmadığını sakin şekilde belirtiyor.
Deneyimli dedektifler dişçiyi defalarca farklı şekilde sorguladılar, daha sonra ses bantlarını dinlediler ancak olayın seyrini değiştirecek tek bir ipucu veya farklı ifade bulamadılar.
Dönemin yayın organları bu olaya çok geniş yer ayırdılar, aylarca kamuoyunda konuşuldu, tartışıldı.
Sadece cinayet masası dedektifleri değil neredeyse bütün İstanbul Emniyetinin personeli bu olaya kafa yordu.
Emekli dedektifler, akademi hocaları, polis müfettişleri, emniyet müdürleri, polis ve adliye muhabirleri senaryolar ürettiler, olayı didiklediler ama sonuç kocaman sıfırdı.
Bu tür olaylarda mutlaka ihbarlar gelir.
Kimileri polisle eğlenmek veya meşgul ederek intikam almak, kimileri adrenalin yaşamak veya günün kahramanı olarak medyada yer almak gibi farklı nedenlerle polis veya savcılıklara başvurur.
Bu olayda da bütün ihbarlar fos çıktı.
Hatta içlerinden bir tanesi Sinop Cezaevinde uzun süredir tutuklu olan Necati Ş. adlı bir mahkum cinayeti tek başına zevk için işlediğini iddia ediyordu.
****************************
Polisler toplantı üzerine toplantı yapıp senaryo geliştiriyorlar, her türlü ilgisiz-ilgili ayrıntıyı dillendirip tartışıyorlardı.
Sonuçta bir senaryo üzerine yoğunlaşıldı.
Dişçi dolgu için jetokain maddesini fazla enjekte etmiş hasta biraz sonra kasılarak ölmüştü. Füreyt bir süre muayenehanesinde kalmış, rahatlamak için bir duble içki içmiş, daha sonra arabasını Pangaltı'da 24 saat hareketli olan caddede binanın önüne çekmiş, maktulü bir kilime sarmış ve tek başına aşağı indirerek bagaja yerleştirmiş daha sonra Vaniköy'deki yalısına gelmiş, cesedi sandala almış, ayağına bir ağırlık bağlayarak Boğaz'ın serin sularına bırakıp evine dönmüştü!..
Bütün bunları tek başına nasıl yapabilmiş, yetişkin bir kadının cesedini nasıl rahatlıkla taşıyabilmişti?
Muayenehanesinin bulunduğu 9 katlı büyük binanın dairelerinde en az 30 aile oturmaktaydı, apartman görevlisi vardı, gireni çıkanı oldukça fazla bir binaydı.
Cesedi asansörle indirdi veya merdivenlerden sürüklerken hiç kimseyle karşılaşmaması veya gürültü yapmaması çok sıradışıydı.
Cesedin boğazdaki alt akıntıyla sürüklenip bir yerlerden karaya vurmaması pek mümkün değildi.
Her şeyden önce bütün bu operasyonları tek başına gerçekleştiren bir kişinin iz bırakmaması pek normal sayılmazdı.
Onlarca seri cinayet işleyen suç makinesi profesyonel bir katil bile arkasında çeşitli izler bırakırken hayatında tek bir sabıkası olmayan 50 yaşındaki bir hekimin bunları kanıt bırakmadan yapması ancak sinema filmlerinde gerçekleşebilirdi.
******************
Cinayet zanlısı Füreyd gözaltına alınarak hakimin karşısına çıktı.
Dosyası boş olduğu için hakimin yapacağı bir şey yoktu, bu yüzden beraat kararı verdi.
Acılı tarafın avukatı 68 kuşağının devrimci liderlerinden ve davayı ücretsiz üstlenen ünlü avukat Kemal K. idi.
Karara hemen itiraz etti ve Yargıtay'a taşıdı.
İkinci bir mahkeme sonucu yine beraat kararı çıkınca avukat yine Yargıtay'ın yolunu tuttu.
Bu kez Yargıtay Ceza Kurulu 8 yıl hapis cezası verdi.
Tanıklar ve kanıtlar yeterli değildi ama Türk adaleti tıp doktorları için pek uygulanmayan Ceza Kanunu'nun 455'nci maddesini bu dosya için devreye soktu.
Bu madde "..kasten olmasa bile mesleki hata sonucu ölüme sebebiyet vermek.." ifadesini içeriyordu.
İşte katil zanlısı diş hekimi Füreyd Dosdoğru bu maddeden içeri girdi ve 5 yıl hapis yattı.
2017 yılında ölen Dişçi Füreyd cani bir katil miydi?
Bilmiyoruz.
40 yıldan fazla zaman geçen bu olay halen gizemini koruyor.
Kamuoyu "Suçlu" ilan etmişti ve Türkiye'de adalet sistemi yasalardan öndeydi.
Yasalara göre beraat etmesi gereken bir kişiye adalet cezasını kesmişti.
Türkiye'de bir zamanlar adalet olgusu vardı ve her türlü gücün üzerinde varlığını herkese hissettirirdi.
Bugün var mı?..
Cahit Çataloğlu
15 Ocak 2022


Bu yazı 4110 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI