Bugun...

Ekrem Hayri Peker
KORSANLAR
Tarih: 01-12-2015 11:02:00 Güncelleme: 01-12-2015 11:02:00


Yok, ne tarihteki korsanlar, ne de cnbc-e kanalındaki korsan dizisinden bahsetmeyeceğim. Benim yazacaklarım geçmiş korsanlardan çok farklı. Medeni ülkelerde yaşayan, medeni korsanlar; “Avrupalı Korsanlar”.
Hemen şaşırmayın, gazetelerimizde tek-tük de olsa bu konuyla ilgili haberleri okumuşsunuzdur. Batı Avrupa Ülkeleri’nde birbirinin ardı sıra Korsan Partiler kuruluyor. Bu partilerin çoğu ülkelerindeki seçim barajını aşıyorlar. Gerçi, bu ülkelerde seçim barajları %3 veya%5 gibi makul seviyelerde. Bizde olduğu gibi %10 baraj hiçbir medeni ülkede yok. Bu denli yüksek baraj nedeniyle farklı oluşumlar partileşip, kendini ifade edemiyorlar. Geniş kitleler siyasetten kopuyor ve meydan içi geçmiş, kof görüntülü, yeni programlar ortaya koyamayan klasik partilere kalıyor.
Gelelim konumuza, kim bu “KORSANLAR”, dertleri ne? Ne istiyorlar?
Teknolojik gelişmeler dünyanın her köşesine ulaşımı, bilgiye erişimi hızlandırdı ve kolaylaştırdı. Elektronik iletişimin güçlenmesi insanları tek tipleştirdi. TV’ler sayesinde hızla aynı şekilde düşünen, aynı şeyleri yiyen-içen, aynı şekilde giyinen insan tipini yaygınlaştırdı. Kültürel tek tipleşme en fazla yerel kültürler zarar verdi. 
Elektronik erişebilirlik tekelleşmeyi, var olan tekellerin devletler üstü güç sahibi olmalarını ve dünyanın her köşesine hızla yayılmasını getirmiştir. Yıllar önce radyolarda dinlediğim; “150 ülkede Durex” reklamı belki bu duruma bir örnektir.
Özbekistan’da bulunduğum 2007 yılında önümden dünya çapında yaygın olan bir içecek firmasının Özbekistan Bayisinin dağıtım kamyonları geçti. Gösteri için dolaşıyorlardı. Sonlara doğru geçen arabaların birisinin üzerinde 55 yazıyordu, diğerlerine bakmadım.
Bankaların var gücüyle desteklediği, finans sıkıntısı hiç çekmeyen, dağıtım ağı son derece güçlü, yazılı ve görsel medyada neredeyse sonsuz reklam gücü olan bu firmaya hangi yerel üretici rekabet edebilir?
 Yerel üreticiler yok edildikçe tekellerin ekonomik ve siyasi dayatmaları gündeme geliyor.
Sovyetler Birliği dağılınca uluslar arası tekeller “Sosyal Devlet” kavramına saldırdılar. Bu saldırılardan Aile Kurumu, Sendikalar ve dini kurumlar da nasibini aldı. Kontrol ettikleri yazılı ve görsel medya sayesinde deyim yerindeyse dünyaya yön verdiler. Ülkelerde istedikleri partileri ve liderleri iktidara taşıdılar.  Kendilerine gönüllü veya bedeli hizmet eden yerel iktisatçılarla kamu kurumlarına saldırdılar ve bu kurumları özelleştirme çığlıklarıyla tasfiye ettiler.
Bu çığırtkanlar ve hizmetlerindeki iktidarlarla sosyal destekleri ortadan kaldırdılar, Eğitim ve sağlık hizmetleri paralı oldu. Direnen hükümetler Dünya Bankası ve IMF reformları adı altında bu uygulamaları yapmaya mecbur tutuldu. Sosyal Devlet kavramıyla dünyaya örnek olan İskandinav ülkelerinin hali ortada duruyor. Sosyal devlet yıkıldığından bu yana bellerini doğrultamadılar.
Türk Cumhuriyetlerinden birinin bir vatandaşı bana; “Geçmişte elektrik, su, telefon, ısınma gibi sosyal hizmetler için çok düşük bir ücret öderdik. Üstelik hepsi için ayrı değil, tek bir ücret verirdik. Şimdi su parasını ödeyemediği için evi satışa çıkarılan insanlar var”.
Tekeller sadece ekonomik düzeni alt-üst etmekle kalmadılar. Yerel kültürleri de yok ettiler. Tek tip yaşam tarzını, batı kültürünü medyayla dünya halklarına dikte ettiler. Hamburger ve kola kültürü dünyaya hâkim kılındı.
Bütün bunlar yetmezmiş gibi tekeller halksa; “Sizde işçilik çok yüksek” söylemiyle üretimlerini Çin ve diğer uzak doğu ülkelerine kaydırıp, Avrupa’daki sanayi tesislerini kapattılar. Bugün Avrupa’da kırk yaşının altındaki insanların neredeyse %70’i işsiz duruma düşürüldü.
Bu insanların tek geliri verilen işsizlik maaşları ve sosyal yardımlar. Bunlara devlet tarafından sunulan tek seçenek; “Ye içebildiğin kadar iç ve seks”. Bir de Türkiye gibi anlaşmalı ülkelerin dört veya beş yıldızlı otellerinde sudan ucuza tatil.
Hükümetler, geçleri ve bu düzenden memnun olmayan kitleleri ülkelerinde yaşayan, genellikle o ülke vatandaşlarının beğenmediği işleri ucuz ücretlerle yapan yabancıların üstüne yabancı düşmanlığı yapmak. Irkçılığın sinsice teşvik edilmesi bu hükümetlerin çok tehlikeli bir politikası.
Çöken sosyal hayat, ülkede üretimin bitmesi, gelirlerin düşmesi, ucuza Çin’de üretilen ürünlere rağmen hayatın pahalılaşması, sosyal yardımların kesilmesi… Bunların yarattığı etkilere karşı toplumlarda farklı tepkiler doğmağa başladı. Mevcut ekonomik yapıyı protesto eden gruplar doğdu. Bu gruplar farklı şekillerde tepkilerini dile getirdiler.
Korsan ismini bu gruplara tekeller hatırlattı. Tekeller düzenledikleri kampanyalarla; “Korsan’a hayır, korsan flim, müzik ve kitaplara hayır” diyerek kitlelere kendi belirledikleri fiyatları dayattılar. Bu kampanyalara karşı protestocu gruplar korsan ismini farklı şekilde benimseyerek tepkilerini gösterdiler.
Girdikleri ülkelerde flim ve müzik endüstrilerini çökerten, ele geçiren, sinema salonlarını ele geçiren tekeller, halka utanmadan korsandan uzak durun diyebiliyor.
Tepkiler sadece bu gruplarla sınırlı değil. Tekellerin ve hükümetlerin emperyalist politikalarına karşılık çağımızın Köroğlu’ları çıkıp, bu düzene karşı çıkıyorlar. Gizli sırlar, planlar açığa çıkartılıyor. Tıpkı Julien Assange ve ona yardım eden ABD ordusundaki Er Bradley Mannig ve yine ABD’nin dünyayı nasıl dinlediğini dünyaya gösteren Edward Snovden gibi.
Korsan partiler Avrupa’da hızla gelişiyor ve kökleşiyorlar. Mevcut düzeni sarsıyorlar, tekelleri tehdit ediyorlar. Bakalım bizim ülkemizdeki korsanlar ne zaman ortaya çıkacaklar.

 



Bu yazı 5760 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI