Bugun...

Ekrem Hayri Peker
OBRUK, DOĞANIN BİZE CEZASI
Tarih: 31-05-2016 07:31:00 Güncelleme: 31-05-2016 07:31:00


Obruk deyince aklımıza Konya Ovası gelir. Obruk kalkerli arazilerde oluşan derin çukurlardır. Sular topraktaki kalker tabakaları eritir. Zaman içerisinde çökmeler oluşur. Bazen karstik çukurda bulunan sular, toprağı dengede tutar. Suların çekilmesi sonucu çukurun tavanının çökmesine sebep olur.
Obrukların derinlikleri birkaç metreden başlar, birkaç yüz metre derinliğe ulaşabilir. En derin obruğumuz Antalya’nın Akseki ilçesinde bulunan Ürküten Obruğu’nun derinliği 253 metreye ulaşır. Ülkemizdeki obruk göllerinin çoğu, Obruk Yaylası’ndadır. Konya il merkezinin çevresinde de çok sayıda Obruk bulunur.
Dünyanın en büyük tatlı su denizlerinden birisinin,  üstelik tatlı su denizinin Konya Ovası’nın altında olduğunu biliyor muydunuz? Bölgede bulunan iç deniz, iklim değişiklikleri sonunda kurumuş, sular yeraltına çekilip, tatlılaşmış. 
Biz, bu nimete nasıl davrandık dersiniz? 30-40 yıldır Konya’nın kanalizasyonunu göllere akıtıyoruz. Ülkemizde ilk çöl, Konya Ovasındaki Karapınar’da oluştu. Çölleşmeye karşı mücadele yıllarca sürdü. Sonunda başarı sağlandı ve çölleşme geriletildi. Sonra hangi akıl bu kurak ovada pancar ekimini teşvik edip, yaygınlaştırdı. Kurak bir ovada, aşırı su tüketen pancar ve benzeri ürünlerin ziraatı, dünyanın en büyük yer altı tatlı su denizini kuruttu. 
  Bu tür aşırı su tüketen tarımsal faaliyetlerden vazgeçileceği yerde,  Akdeniz’e akan Göksu çayının, tünellerle Konya Ovası’na akıtılacağını yazılı ve görsel medyadan öğreniyoruz. 
 Medyamızda,”Tarla çöktü, Obruk oluştu, Tarlada kimsenin olmaması faciayı önledi”. Bu tür haberleri önümüzdeki dönemlerde daha sık okuyacağımızı söylemek, kehanet olmaz.
Doğa olaylarının, kimyasal reaksiyonlardan farkı olmadığını unutmamalıyız. Etki, tepkiyi doğurur. Aşırı sulama, Konya Ovası’nda olduğu gibi su kaynaklarının tüketilmesine sebep olur, ya da Harran Ovası’nda olduğu gibi aşırı sulama sonucunda toprak, tuzlu toprağa dönüşür ve çölleşme başlar.
 Aşırı nüfus artışı, aşırı göç, sanayi planlamasının yapılmaması, yapılan planlara uyulmaması, arıtmasız kurulan ve ya arıtmasını çalıştırmayan sanayi tesisleri, Avrupa’dan kovulan tekstil boyahanelerinin ülkemizin en verimli ovalarında kurulması; başta Trakya, Güney Marmara ve Ege’deki dereleri, nehirleri, gölleri ve yer altı sularını    kirletti. Sulardaki canlı yaşam yok edildi.  Marmara denizi, deyim yerindeyse atık ve lağım çukuruna dönüştü. Türkiye nüfusunun neredeyse üçte biri Marmara Bölgesinde yaşıyor. Sonra da neden Marmara Denizi’nde balık kalmadı diye kendimize soruyoruz.
  Ege Bölgesi de çok farklı değil. Geçmişte içinde yük ve yolcu taşıyan teknelerin gezdiği ırmaklar kurudu, akmaz oldu.  Göller kurudu.  Kurumayan göllerin suları tarımsal ilaçlardan zehirlendi. Bütün bunlar yetmezmiş gibi Devlet Su İşleri bütün sulak alanları, küçük gölleri kurutup tarıma açıyor. Anadolu hızla çölleşiyor, ama kimse bunun farkında değil. Gündeme getiren kişi veya kurum da yok.
Hızlı bir şekilde iklim planlaması ve su kullanım planlaması yapmalıyız. Suları kirletmeye son vermeliyiz. Tarımsal ilaçlama kontrol edilmeli. Karık sulamasından vazgeçilip, damlama sistemine geçilmeli. Bu konuda çiftçilere maddi destek verilmeli. Su kaynaklarının kıt ve yağışların az olduğu bölgelerde, çok su isteyen bitkilerin ekiminden vazgeçilmeli. Konya Ovasında pancar ekimi durdurulmalı. Onun yerine az su isteyen bitkiler ekilmeli. İç denizleri kuruttuk, tatlı su kaynağı bırakmadık. Bari kalanları kurtaralım.

 



Bu yazı 7320 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI