Bugun...

Ekrem Hayri Peker
ÜNİVERSİTELER İÇİN BİR MODEL
Tarih: 02-12-2016 11:22:00 Güncelleme: 02-12-2016 11:22:00


Önce İstanbul’da, sonra büyük illerde deyim yerindeyse pıtrak gibi birbiri ardına açılan vakıf üniversiteleri; her ilde açılan devlet üniversiteleri ve hiç bir ölçüsü olmayan kontenjan artırımlarıyla “Üniversiteye Girememe” problemi çözüldü. O kadar kontenjan arttırıldı ki başta Kıbrıs Üniversiteleri olmak üzere birçok devlet ve vakıf üniversitesinin kontenjanları boş kaldı. Önümüzdeki yıllarda üniversitelerin öğrenci bulamama sorunu        yaşayacaklarını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Bu üniversiteler hocaları var mı, yeterli mi? Diye soran münafıklara şunu söyleyeceğim; “Sayısız üniversite açıldı, kaydolan her gence diploma verilecek” daha ne istiyorsunuz.
Popülist yaklaşımlarla yüksek okullar hızla liselere döndü - zaten meslek okullarında derslerin çoğuna lise öğretmenleri giriyor. Üniversitelerin çoğu da maalesef yüksek okullara döndü.  YÖK bu çöküşü hızlandırdı. Maalesef devletimizin “YÜKSEK ÖĞRENİM    POLİTİKASI” yok. 
Şu anda Vakıf Üniversitelerimizle beraber iki yüz yüzden üniversitemizde 6,5 milyon genç öğrenim görüyor. 17 Mart 2014    tarihli Hürriyet Gazetesinin haberine göre 2014 yılı itibariyle Türkiye’de, yükseköğretim okullaşma oranları yüzde 40-45’eyükselmiş. 
Ülkemizde Lisans öğrenimiyle bilhassa teknik lise mezunu ve Mühendisler arasında Tekniker/Formen diyebileceğimiz konum boş kaldı ve hala çözülemedi. Sözde bu sorunu çözmek için kurulan yüksek okullar hızla Anadolu’ya yayıldı. Okul binalar hazır “ Eski Tütün Depoları.” 
Okulun bağlı olduğu üniversiteden bir müdür, ilçeden öğretmenler. Sonra torna tezgâhının açıp – kapama düğmesini bilmeyen  öğrenciler mezun oluyor.  Sanayici bir arkadaşımın şikâyeti, “Staja gelen öğrenciler tezgâhı         çalıştıracak düğmeyi bilmiyorlar”. 
Amaç zaten göz boyama, dostlar alışverişte görsün hesabı. İlkokula başlayan bir çocuğun okulu bırakamadığı ve son derece geri zekâlı olmadığı sürece lise diploması cebinde oluyor. Yüksek okullar, yurtdışındaki, bilhassa eski Sovyet Cumhuriyetlerindeki    üniversiteler ve sayısı YÖK sayesinde hızla yaygınlaşan Vakıf Üniversiteleri sayesinde ‘’ üniversite diplomaları” da artık cepte olacak. Taksilerin arkasındaki “BABAM SAĞOLSUN” yazılarda olduğu gibi; yeter ki babanın parası olsun. Okul/Üniversite öğrencilerini fazla sıkarlarsa müşteri / pardon öğrenci bulamayacaklar GERÇEK BU. 
 Gazetelerde Bursa’nın yeni kurulmuş dağ ilçelerinden nüfusu  3-4 bin olan Harmancık ilçesine Uludağ üniversitesine bağlı bir yüksek okul kurulacak haberini okuyunca “Pes” dedim. Buraya öğrenci nereden gelecek nerede kalacak? 
Bu ilçenin önceden bağlı olduğu Orhaneli’ndeki Anadolu Lisesine giden öğrencilerin % 70’i Bursa merkezden geliyor. Bursalılar orada okuyor. Yüksek öğrenim cazibesini gün geçtikçe yitiriyor. Çünkü insanları iş sahibi yapacak bir öğrenim verilmiyor. 
Önümüzdeki yıllar öğrencisizlikten kapanacak ( Kıbrıs’ta ve vakıf Üniversiteleri içinde ) üniversiteler var. Bunlara Ortadoğu ülkelerinden öğrenci almalarını önere bilirsiniz. 
Önerim Vakıf üniversiteleri İstanbul’da kurulmasın, Anadolu’ya  yayılsın. Ulaşım şimdi çok kolay, yollar duble yol oldu ve uçaklar her yöne uçuyor. Otobüsler mükemmel. İstanbul’da çocuk okutmanın maliyeti eski parayla bir milyar liradan başlıyor ve İstanbul’da   yaşamak çok stresli. Çok iyi bildiğiniz gibi Dünyanın en iyi üniversiteleri nüfusu birkaç yüz bini bulmayan kentlerde. Bilim sükûnet ister, kargaşa değil.
Benim üniversiteler için modelim şöyle: 
1- Bir fakülte veya birkaç yüksek okuldan oluşan il üniversiteleri. Öğrencilerinin % 50 si bu ilden olmalı, diğer öğrenciler çevre illerden gelmeli. 
2- Daha çok fakülte ve yüksekokulun bulunduğu Bölge üniversiteleri. Öğrencilerinin % 70’i bölgeden % 30’u Türkiye genelinden alınmalı. 
3- Teknik Üniversiteler: Mühendis ve fen alanında uzman kişiler yetiştirmek amacıyla kurulacak. Özel sınavla öğrencileri alacak. Kimse 5-10 fen sorusu yaparak mühendisliklere giremeyecek. Bu üniversitelerin kurulacak atölyelerle öğrencilerine pratik bilgi sahibi olmaları sağlanalı.
4- Sosyal Bilimler üniversiteleri Hukuk, SBF, DTCF gibi ciddi öğrenim veren Fakültelerden oluşacak. Sınavları il ve Bölge üniversiteleriyle ortak yapılacak.
5- İhtisas Üniversiteleri: 
– Uzay ve Havacılık Üniversitesi Ve Yüksek Okulları 
- Gen Teknolojisi  
- İleri Teknolojiler  
- Tarım 
- Hayvancılık 
- Denizcilik
- Su Ürünleri  
- Öğretmen Yetiştiren ihtisas   üniversiteleri genel sınavla öğrenci alacak.
6- Sağlık Bilimleri Üniversiteleri: 
Tıp, Eczacılık, Biokimya bölümleri ve Sağlık alanındaki yüksek okullardan oluşacak. Özel sınavlarla girilecek. 
7- Mimarlık ve Güzel Sanatlar üniversiteleri:
Mimarlık, Sinema-Tiyatro, TV, Gazetecilik gibi bölümlerden oluşacak. Sınavlarını Kendileri yapacak. 
Asistan sınavları merkezi yapılmalı, hiçbir torpil olmamalı. Doçentlik, profesörlük aşamalarında YÖK temsilci göndermeli ve verilen tezleri bağımsız kurullar incelemeli.
İnsanlar 8 sene ilköğretim okuyup; sonrasında 4 yıl Lise Öğrenimi ve bunların üzerine 4-5 yıl üniversite tahsili yapıp “ne iş olsa yaparım’’ diyorsa, dedirtiliyorsa bu eğitim sisteminin adına verilecek tek ad vardır; ZULÜM.
Bankalarımızda lise mezunları çalışıyordu, şimdi memureler üniversitelerin ekonomi, işletme, iktisat, maliye bölümlerinden mezunlar. Eğitimimin ayağa düştüğüne bundan daha iyi bir örnek olabilir mi?
Milli Eğitim Bakanlığı bir an önce liselerin dörtte üçünü kapatalım. İmam-hatip furyasına son verelim. Bu dalı özelleştirelim. Özel İmam-hatip okulları açılsın. İnsanları / gençleri meslek sahibi yapalım. Elektrikçi / tornacı / Marangoz/   Kaynakçı / Soğuk Demirci / Elektronikçi yetiştirip çat –pat konuşacağı bir yabancı dil öğretelim ve dünyaya salalım. Becerikli insanlar yetiştirelim. 
Ayrıca ülkemizdeki akademik unvanlar üniversite dışında ticari amaçla kullanılmasını önlenmeli. Bildiğim kadarıyla yurt dışında akademisyenler sadece “Doktor” unvanı kullanılabiliyor. 
Yurt dışındaki üniversiteler gelirlerinin büyük bir kısmını sahip oldukları patentlerden elde ediyorlar. 
Kendimize üniversite modeli seçerken iyi düşünmeliyiz.

 



Bu yazı 23820 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI