Bugun...

Erkan ALTACA
GEL DE “KISASA KISAS”I ARAMA..., GEL DE “GÖZE GÖZ, DİŞE DİŞ” DEME
Tarih: 02-02-2017 10:58:00 Güncelleme: 02-02-2017 10:58:00


KUR’AN-I KERİM EN’AM  SURESİ  AYET:  38
ESİRGEYEN VE BAĞIŞLAYAN ALLAH’IN  ADIYLA :
“…….Yerde yürüyen  hayvanlar ve kanatlarıyla  uçan kuşlar  da sizin gibi ümmetlerdir. Vakti gelince onlar da RAB’larına  haşredilirler.”

----------------------------------------

Nazi ordularının Avrupa kıtasını kasıp kavurduğu 1940’lı yılların başında,  Adolf HİTLER’in  hempalarından biri de, doktor ünvanlı bir canavardı: 
Dr.Jozef MENGELE.
Kuşkusuz beşeriyet tarihinin kaydettiği en zalim, en gaddar, en acımasız, en sadist, en vahşi, en sapık, en aşşağılık iki ayaklı idi bu herif. İnsanları; güya bilimsel-tıbbi deneyleri için kobay olarak kullanırdı. Ama nasıl ? En hafif bir  anestezi dahi bahis konusu olmaksızın kollarını, bacaklarını, iç ve dış organlarını kesip biçerdi. Ne olduğu, yan etkileri henüz bilinmeyen  yeni ilâçları, zararlı, zehirli eczaları, preparatları denerdi genç- ihtiyar, kadın- erkek insanların,  bebeklerin, çocukların, hamilelerin üzerinde… Ve daha nice nice vahşetleri…
Ve sonra da denek olarak kullandığı bu zavallıların; acılar içinde, ızdıraplar içinde, çaresizlikler içinde nasıl kıvrandıklarını, nasıl feryat etiklerini, ve elbette ve nihayet çırpına çırpına nasıl can verdiklerini seyrederdi büyük bir keyifle…
*

Sonra ne oldu diye sorulursa eğer ?
Harbin sona ermesiyle, Nazi zulmü ve Hitler’le beraber o da tarihin  sayfalarına intikal edip  yok olup gitti.
Ama heyhaaat….
Meğer yok olup gitmemiş. Yenileri varmış bu canavarın. Yenileri yaşamaktaymış ! Hem de nerede ? Bizim aramızda ! Bizimle birlikte.  Bu topraklarda. Şimdilerde…
 Şu farkla ki Mengele denen iblis; kahrolası eylemlerini kendi hemcinsleri üzerinde sürdürmüş iken…
Bizim içimizdeki sefiller ise, bizim içimizdeki lânet olasılar ise…
O  iblisten farklı olarak, YÜCE  KİTABIMIZIN  “….onlar da sizin gibi ümmetlerdir…” dediği; herbiri  şu üstünde yaşadığımız doğanın bizatihi bir özelliği, güzelliği, süsü, ziyneti olan en sevimli dostlarımızın, çoğumuzun can yoldaşı, her hal ve takdirde   bizimle haşir neşir olmuş en vefalı, en sadık  ve elbette  en masum yakınlarımızın üzerinde sürdürmekte  imişler mel’anetlerini.
Ezcümle,  ötedenberi zaten biliyorduk:
Karlar ve buzlar içinde kendi halinde kimseciklere zararı olmadan yaşamını sürdüren bembeyaz kutup ayısını, sırf zevk olsun diye tüfekle vurup öldüren, sonra da önünde pişmiş kelle gibi sırıtarak poz veren, hem “çok meşhuuur, çok muteber iş adamı (!)”, hem de  “falanca uyduruk tabelâ partisinin genel başkanı” (!) yaftalı  katilleri bilmesine  de…
Nesli ha tükendi ha tükenecek Anadolu leoparı ve vaşak gibi adeta Kaşıkçı elmaslarını, sırf zevk olsun diye tüfekle vurup öldüren “avcı = tescilli cellât” yaftalı    katilleri bilmesine de…
Havada uçan turnayı,  Ankara’nın göbeğinde kendi adını taşıyan  parktaki havuzda  nazlı nazlı süzülen kuğuyu, yıkık minarenin üstündeki çalı çırpıdan yuvasında yavrularını beslemeğe çalışan leyleği, sırf zevk olsun diye tüfekle vurup öldüren “güya insan” yaftalı katilleri bilmesine de…
Meğerse sırf bunlardan ibaret  değillermiş bildiğimiz o katiller. Bildiğimiz o caniler.
Dahası da varmış.

Buyurunuz. İşte en son 3 örnek:

Mario PUZO’nun meşhur BABA/GODFATHER  romanını okuyanlar, ve/veya efsane aktör Marlon BRANDO’nun başrolünü  oynadığı aynı adlı filmi seyredenler,  şu başlangıç kısmını hiç kuşkusuz anımsayacaklardır:
Don Vito CORLEANO kızını evlendirmektedir. Bahçede düğün şenlikleri, kutlamaları sürerken o da yukarıdaki odasında ziyaretçilerin, davetlilerin maruzatlarını dinlemektedir. Kızını evlendiren babanın,  evlenme gününde, kendisinden istenen herbirşeyi kesinlikle yerine getirme mecburiyeti;  en katı, en değişmez Sicilya töresidir.
Ve işte  İtalyan kökenli yaşlı bir dost  içini şöyle dökmektedir.  Şöyle yalvarmaktadır :
“ O iki serseri kızımı kaçırdılar. Öylesine dövdüler, öylesine dövdüler ki, güzeller güzeli kızımın yüzü mahvoldu. Perişan oldu. Kızımı tanınmaz hale getirdiler. Polise gidip şikayet ettim. Dövenleri yakaladılar ve fakat işi örtbas edip serbest bıraktılar.
İşte şimdi adaleti senden istiyorum……”
Şikayetçi gittikten sonra Don Vito CORLEANO  adamlarına şu emri verir :
“ O ikisini yakalayacaksınız. Kızın yüzü dayaktan ne hale gelmişse, siz de o iki serserinin suratını o hale getireceksiniz.”
Ve verilen emir en kısa sürede yerine getirilir.
Evet. Adalet budur işte !
Kısasa kısas budur işte. Göze göz dişe diş budur işte.
Dövülen zavallı kızın yüzü eski haline döner mi dönmez mi, elbette  bilinmez ama, en azından hak yerini bulmuştur. En azından o iki vandalın  vahşetleri, yanlarına kâr kalmamıştır. 
*
Kutup ayısını vuran herif-i naşerifi gazetede görünce öfkeden kudurmuştum. “Ahhhhh…” demiştim.    “Ah  Don Vito Corleano neredesin…?”
Yukarıdaki üç gazete haberinde de yine aynı öfkedeydim. Yine aynı şeyi düşünmüştüm. Hâlâ da      düşünmekteyim.
Neyi  mi ?
Kanlar içindeki zavallı köpeğin başında, ellerinde bıçaklarla dinelen o iki soysuz var ya.  O iki alçak var ya. O iki pislik var ya.
Alacaksın eline berber usturasını. Keseceksin o  iki soysuzun, o iki alçağın o iki pisliğin ikisinin de kulaklarını cart cart diye kökünden. Sonra da   necasetten farksız kanları suratlarından akarken diyeceksin ki :
“ Görün bakalım, kulak kesmek nasıl oluyormuş…..”
Keza :
İçine bol miktarda arsenik, ya da siyanür katılmış sıcak sıcak lâhmacunları, pizzaları, her neyse işte… Koyacaksın güvercinleri zehirli yemle yok eden Allahsızların  önüne. Yedireceksin zorla :
“Yiyin ulan bunları. Yiyin de geberin siz de kıvrana kıvrana.  Zehirlenerek ölmek nasılmış anlayın…”
Ve dahi ve keza :
Alacaksın bidon bidon benzini. Dökeceksin evlerinin üstüne      kediciklerin barınaklarını yakan    sefillerin. Çakacaksın kibriti.  Ve de alevler yükselirken :
“Görün bakalım dinsiz imansızlar. Görün bakalım sadist mendeburlar.. Yaşanan yerin yakılması ne demekmiş. Yuvanın yakılıp kül edilmesi ne demekmiş….”
Evet aynen böyle düşündüm. Düşünmekteyim.
Mümkün olsa, gücüm kuvvetim yetkim olsa,  bu dediklerimi yapmağa da bizzat ben kendim talibim !
Kanunen suçmuş, cezası varmış,  adamı hapse atarlarmış falan…
Umurumda ise namerdim.
Hatta ve  hatta:
Elbette suç bütün bunlar  tamam da.
Ayrıca, yazmak dahi  suçmuş.  Tamam da.
Kanunun suç saydığı eylemleri övmek, yazmak  da  suçmuş. O da tamam da.
Hepsine eyvallah.  Ve de bir kez daha:
Umurumda ise  namerdim vallahi de  billahi de.
Suç  ise, buyurun. İşledim bile işte.
Yerim yurdum evim barkım adresim adım sanım her şeyim belli.
Cumhuriyet’in sayın savcılarına arz ederim efendim.
 



Bu yazı 20203 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI