Bugun...

Metin SİLLER
LAİKLİK……
Tarih: 16-09-2021 13:05:00 Güncelleme: 16-09-2021 13:05:00



Diyanet İşleri Başkanının yaptığı bazı tanımlama ve açıklamalar tartışmalara neden oldu..
Kimi çevreler bu açıklamalara olumlu bakarken, kimi çevreler de Laik sisteme karşı bir açıklama olduğunu değerlendirdi..
Elbette Demokratik ülkelerde her şey tartışılabilir bunda sorun yok..
Ancak Türkiye Cumhuriyeti devlet yapısı “Laik” temelli olduğundan tepkiyle de karşılanması doğaldır..
“Laiklik” Anayasamızın 2. Maddesinde kendisini tanımlamaktadır..
Devletimiz için esas olan budur..
Diyanet İşleri Başkanının telkinleri kendilerine göre bir mana ve arzu ifade etse de, “Laiklik” prensibine göre karşılığı ve geçerliliği olmadığı Laiklik tanımında görülmektedir.......
Devleti ve Cumhuriyetin yapısını etkilemez..
Bu bakımdan “Laiklik” nedir ve uygulanma biçimi nasıldır bakmakta yarar var..
Anayasamızın bağlayıcı hükümlerine göre “Laiklik”, devlet yönetiminde herhangi bir dinin referans alınmamasını ve devletin dinler karşısında tarafsız olmasını savunan bir prensiptir.
Günümüzde “laiklik” terimi felsefi ve hukuki, siyasal bir anlamlarla yüklü devlet ve din ilişkilerine ait bir tarzı ifade etmektedir.
Bu kavram için İngiliz ve Alman toplumunda seküler kelimesi kullanılmaktadır.
Sekülerizm, din merkezli veyahut dinî öğeleri sosyal, hukukî ve siyasî anlamda tayin edici kılan bir yaklaşımın tersine, bunları sosyal, hukukî ve siyasî kümeden ayıran bir yaklaşımı tanımlar.
Hukuki tanımlara göreyse laikliğin en yaygın tanımı basitçe devlet ile din işlerinin ayrılmasıdır.
Devlet nezdinde bir dine inanıp inanmama meselesi kişiyi ilgilendirir ve kendisi devlet olarak hiçbir dini taşımaz, hiçbir dini ayine iştirak etmez, fakat fertlerin her türlü dini serbestliklerini kabul eder.
Buna bağlı olarak devlet, dini esaslara dayanan kanunlar yapamaz ve bütün dinlere eşit mesafede durur.
Ayrıca laikliği benimsemiş bir devlet, dinlerin ibadet hüküm ve kurallarına müdahale edemez.
(İşte bunun için Atatürkün emriyle Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur)..
Bununla birlikte, din adına devlet düzenini bozacak davranışları önlemekle yükümlüdür.
Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması yolunda hukuk alanında atılan adımlar ve yapılan devrimler neticesinde Cumhuriyet döneminin en önemli çağdaşlaşma hamleleri ceza hukuku ve medeni hukuk düzenlemeleri olmuştur.
Kadın veya erkek, kişisel kanaatlerine bağlı olmaksızın tüm vatandaşların eşit yasal haklara sahip olmaları ve hukuk birliğinin tesis edilmesi bu alanlardaki düzenlemeler ile gerçekleştirildi.
Bir ulusal devlet olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde ulus ne bir ırk, ne de bir ümmettir.
Ulus, haklarını akla göre düzenleyen toplumdur.
Bu bakımdan egemenliğin kayıtsız şartsız ulusun olması demek, devletin “lâik” olması demektir.
Anayasanın 24. maddesi, lâikliği, rasyonalist felsefenin çözümlemesine göre bu şekilde tanımlamıştır.
Milli mücadele ile bağımsızlığına kavuşmuş olan Türk milleti,
bu savaşın hemen bitiminde, medeni bir devlet olarak, yaşamak niteliğini kazanma yolunda dini devletten sıyrılmış, lâik devlet niteliğini kazanmıştır.
Lâiklik Türk inkılâbında kademe kademe gerçekleşmiş, devlet, hukuk ve öğretim sistemlerinde kendini göstermiştir.
Cumhuriyet idaresinde devletin ve hukukun lâikleşmesi, yeni kurulan modern devletin esas prensibini ve inkılâbında esas hedefini teşkil etmiştir.
Bu bakımdan lâiklik, lâik devlet anlayışı, Türk inkılâbının bir esas prensibi olarak gerçekleşmiş, 1937 de yapılan bir değişme ile Anayasada yer aldığı gibi, 1961 ve 1982 Anayasalarında devletin temel niteliği olarak 2. maddede de sayılmıştır.
Lâiklik, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması ve her vatandaş için vicdan hürriyetinin sağlanması demektir.
Atatürk’e göre “lâiklik” yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir.
Tüm yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğü demektir.
Laik idarede din asla devlet işlerine karışmaz.
Yasalar yapılırken eskiden olduğu gibi dine uygunluk değil, çağın gereklerine cevap verip vermemesi önem kazanır.
"Din ve mezhep, herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiç kimse, hiç bir kimseyi ne bir din, ne de bir mezhep kabulüne zorlayabilir.
Din ve mezhep, hiç bir zaman, siyaset aracı olarak kullanılamaz.
Büyük bir devlet adamı ve inkılâpçısı olan Atatürk, insana ve insanın toplumsal ilişkilerine büyük değer vermektedir.
Atatürk’e göre “Din bir vicdan meselesidir” dine saygı, inanan kişinin haklarına saygının bir sonucudur.
Atatürk bu konuyu şöyle ifade etmiştir..
"Din bir vicdan sorunudur.
Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir.
Biz dine saygı gösteririz.
Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz.
Biz sadece, din işlerini devlet ve ulus işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz.(1926)
Laiklik, asla dinsizlik olmadığı gibi, gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir” (1930).
Nokta….
 



Bu yazı 421 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI